ERMENİ SORUNU DOSYASI /// YAKUP MUSA : SOYKIRIM İFTİRASI

AKP dönemindeki TÜRKİYE’nin dış politikadaki başarısızlığı, bir emperyalist saldırı olan “Ermeni Soykırımı” suçlamasında da daima kan kaybeden bir siyaset izlemiş, bir türlü “Ermeni soykırımı yoktur” diyemeyen Hükümet bu iftirayı inkar etmek yerine son 150 yılı sorgulamış, suçlu koltuğuna da İttihat ve Terakki Partisi’ni oturtmuştur. AKP’nin siyasi geçmişini incelersek FRANSA’yı, SARKOZİ’yi eleştirmesi elbette beklenemez. Dönemin Başbakanı grup konuşmasında sert bir tepki yerine tarihi Müslümanların kanlarıyla kirlenmiş tescilli İslam Türk düşmanı FRANSA’yı “Şu an sabır halindeyiz” diye adeta SARKOZY’i Fransız Halkına havale etmekle yetinmiştir.” SARKOZY’nin geçmişini silip atamayarak, Osmanlı hoşgörüsüne gölge düşürmeyecektir” diyerek FRANSA’nın 1915’teki iftirasına “İttihat ve Terakki Partisi suçlu gösterilerek sorunun nedeni gösterilmiştir(!)”

FRANSA’nın böyle bir kararı çıkartacağı belli iken, dönemin Hükümetinin yapması gereken hemen FRANSA’ya gidip 1915 yılı olayları hakkında tarihsel gerçekleri dünyaya, FRANSA’ya anlatır, üzerimize yöneltilen iftira, emperyalist saldırı karşısında nasıl dik durulacağını FRANSA’ya ve dünyaya göstermesi gerekirdi. Soykırım konusunda en fazla ne yazık ki tek diyeceğimiz duyarlılığı gösteren ve yapılması gerekeni İşçi Partisi ve onun Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu PERİNÇEK yapmış, 07 MAYIS 2005 tarihinde Lozan Antlaşması binası önünde 1915 Ermeni olayları konusunda açıklamada bulunmuştur.

Cambridge Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin yayın organlarından “Uluslararası ve Karşılaştırmalı Hukuk Dergisi”; AİHM’nin PERİNÇEK’in lehine verdiği kararla ilgili yazısı iddianın iftira niteliğinde olduğunu bir diğer ilmi niteliğindeki kanıttır ve bu iftira karşısında tüm ülkelerin bu konudaki kanaatlerini etkileyecek niteliktedir.

Bu hain emperyalist planı bozmak için yıllarca arşivlerde delil arayan baba oğul PERİNÇEK’ler Silivri cezaevine girmişler, vatan için çaba harcayanların, çalışanların adeta cezalandırıldığı bir duruma maruz bırakılmışlardır.

İSVİÇRE’de Ermeni Soykırımı iddialarını reddettiği gerekçesiyle Sayın PERİNÇEK 90 gün hapis karşılığında her günü 100 İsviçre Frangı olmak üzere 9 bin İsviçre Frangı para cezasına çarptırılmış ve bu cezayı iki yıl tecil etmişti. Verilen cezanın ardından başvuru 17 ARALIK 2013 tarihinde AİHM Dr. PERİNÇEK’i haklı bularak adaletin yerini bulmaya başladığını söyleyebiliriz. AİHM’in Uluslararası bir mahkeme olması sözde “Ermeni Soykırımı” konusunda ülkemiz lehine doğru karar vermesi üzerimize yöneltilen suçlamanın iftira olduğunun diğer bir kanıtıdır. Ermeni Soykırımı iddiasını ‘Soykırım’ tanımına uydurmak kesin olarak mümkün değildir. Sorun; doğru strateji, doğru siyaset, yürütülen doğru mücadele ve Türk Milleti’nin gücüyle doğru gerçekler yönünde çözülecek, konu karanlıkta kalmayıp aydınlatılacağına umudumuz tamdır.

FRANSA’nın önemli tarihçilerinden Pierre NORA bile, FRANSA’nın 1915 olaylarıyla ilgili kararına ve Le Monde Gazetesi’nde soykırım ifadesinin rastgele kullanılmasına karşı çıkarak, “Tarihçiler soykırım ifadesi yerine imha ya da kitle katliamları tercih ediyorlar” diye eleştirilerde bulunmuştur. Verilen karar tehir edilmiştir. PERİNÇEK konuyu AİHM’e taşımış, 1915 olayları ile ilgili kararı kabul etmemiş, dava “ifade özgürlüğü” kapsamında incelenmiş ve buradan çıkan olumlu sonuç haklılığımız konusunda önemli bir gelişmedir. Böylece yaklaşık 100 yıldır emperyalistlerce bir tehdit olarak önümüze konulması, getirisi bölünmeye, ucu Ermenistan’a toprak verilmesine, tanınmasına, Büyük Ermenistan’a, yüksek miktarda tazminata kadar varacak tehlike arz eden vahim durum önlenmiş olacaktır.

Tarihi işgallerle, emperyalist saldırıları ve sonucu girdiği ülkelerde işlediği cinayet ve kanlarla dolu FRANSA, olmayan hiçbir katliamı savunmak yerine önce kendi kirli tarihine bakmalıdır.

Bir soykırım, cinayetler varsa yapılmıştır, bunu da Ermeniler yapmıştır. Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes KAÇAZNUNİ 1923 senesinde BÜRKEŞ’te Taşnak Kongresi’nde sunduğu raporda sözde yapılan soykırım iftirasının doğru en iyi özetini bize vermektedir. 1923 senesinde kitap haline getirilen “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” (1923 Parti Konferansına Rapor)ismiyle yayınlanan gerçekleri dile getiren raporu ABD ve Avrupa kütüphanelerinden nüshaları toplanmış, ortadan kaldırılmıştır. Gerçekleri ispatlayan bu kitap Mehmet PERİNÇEK’ tarafından Sovyet arşivleri arasında Lenin Kütüphanesi’nde bulundu. 2005 senesinde de anılan kitabın Kaynak Yayınları tarafından Türkçe tercümesi yayınlandı.

Anılan rapor Ermeni iddialarına karşı verilecek en iyi kanıt/imkan olmasına rağmen Türk makamlarınca verilmesi gereken önem, kıymet verilmemiştir. Bu yaklaşımın da Türk Halkınca bilmesi gereklidir.

İngiliz himayesinde kurulan Ermeni Devletinin ilk Başbakanı KAÇAZNUNİ, 1923 senesinde BÜKREŞ’te toplanan Taşnak Partisi Kongresi’nde Osmanlı İmparatorluğu’na karşı nasıl bir ihanet içinde olduklarını 128 sayfalık raporunda özetle şu önemli, çarpıcı itirafları bulunmaktadır:

1.Operasyona katıldık 1914 sonbaharında, TÜRKİYE henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı. Sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksütyun Partisi hem bu birliklerin kurulmasına hem de TÜRKİYE’ye karşı gerçekleştirdikleri askerî operasyonlara aktif biçimde katıldı.

2.Barışı sabote ettik Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf Devletlerinin kampındaydık. TÜRKİYE’den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf Devletlerinin ordularını TÜRKİYE’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmî çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

3.Gerçekleri göremedik Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve RUSYA’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. TÜRKİYE Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.

4.Aklımız dumanlanmıştı Biz Ermeniler kayıtsız şartsız RUSYA’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti’nin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik. Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.

5.Türkler doğru yaptı 1915 yaz ve sonbahar döneminde TÜRKİYE Ermenileri zorunlu bir tehcire tâbi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Bu yöntem en kesin ve uygun olanıydı. Kızgınlık ve korku içinde bulunan biz Ermeniler, ‘suçlu’ arıyorduk ve bu suçluyu Rus Hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus Hükümeti’ne karşı dünkü inancımız ne denli körü körüne ve temelsizse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksütyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.

6.Barış teklifini reddettik, 1914-1918 yıllarında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, direnerek iki yıl içerisinde tekrar kendilerine geldiler. Yeni genç ve milliyetperver duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. TÜRKİYE’de millî bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar küçük Asya’da istiklâllerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Antlaşması’na askerî güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.

7.Herkes bizi kandırdı, "Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) millî psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksütyun Partisi de bundan kaçamamıştır. Sanki uzak görüşlü olmamız bir kahramanlıktı, çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti. Oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık."

8.Barışı sabote ettik Osmanlı’dan, Akdeniz’e uzanan bir Ermenistan talep ettik. Derhal gönüllü birlikleri oluşturduk, Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. İsyanımızın temelinde İtilaf Devletleri’nin bize vadettiği Ermenistan hayali vardı, gerçeği göremedik.

9.Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığı’na kayıtsız şartsız bağlandık.

10.Emperyalistlerin önümüze koyduğu “Denizden denize Ermenistan” gibi hayali bir amacın peşine düştük.

11.Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı.

12.Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.

13. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu.

15.Güç dengesi Türklerin lehineydi, macera yaptık.

16.1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göç ettirme) Avrupa’lı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. TÜRKİYE ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok.

17.Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Türklerin anlaşma önerilerini reddederek vahim hata işledik. Sevr yerine Türklerle anlaşsaydık çok şey kazanırdık.

18.İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı.

19.Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idarî önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik.

20.Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler.

21.Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım.

22.Evet, intihar etmeyi öneriyorum, Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor.

KAÇAZNUNİ’nin açıklamaları Ermeni Soykırımı iddialarını temelinden kaldırmakta, bu olayın arkasında kimlerin olduğunu, emperyalistlerin Ermenileri yönlendirdiğini, soykırım olmadığını, Türlerin bizzat kendilerini savunduğunu bizlere ve dünyaya çok güzel bir şekilde açıklamakta, sadece bu açıklamalar bile soykırım iddialarını çürütmek için yeterlidir.

KAÇAZNUNİ; 1914’ten 1923’e uzanan zaman zarfını Türk-Ermeni ilişkilerini savaş hali olarak değerlendirmektedir. Ermeniler ile Türkler arasındaki savaşın aslında Türkler ile büyük emperyalist devletler arasındaki bir savaş olduğu, raporunda dikkat edilirse TÜRKİYE’yi sorumlu tutan bir değerlendirme de bulunmamaktadır, çünkü Taşnak Partisi ve onu takip eden Ermenileri savaşın bir tarafı, TÜRKİYE’yi ise savaşın diğer tarafı olarak değerlendirmektedir. Yine KAÇAZNUNİ açıklamalarına ilaveten şunları da ekleyebiliriz:

Bölgesel gelişmelerden doğan şartları da değerlendiremediklerini belirtmiş, ilaveten şu açıklamalarda bulunmuştur:

“Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık. Silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik(!) ve bu başarısızlığın sonunda şüphesi iktidar olarak itibarımızı yitirdik.”

KAÇAZNUNİ 1923 yılında “Emperyalistlere güvendik, astık, kestik, kaybettik” itirafı da bulunmaktadır.

Yapılan bu açıklamalar “katliamın esas sorumlularının kimler olduğunu” bizlere net olarak açıklamakta, itirafı, vesikası durumundadır.

Ülkemizde üzerimize yöneltilen Siyonist/Emperyalist iftira olan soykırım suçlamasına duyarsız kalanlar olduğu gibi konuyu ciddiye alan, vatanseverliğin gerektirdiği girişimleri yapanların başında İşçi Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu PERİNÇEK’in girişim ve çalışmalarını asla unutmamak gerekir ki tarih de asla unutmayacaktır. Hükümet başta olmak üzere muhalefet partileri, görsel ve yazılı basın, STK’lar vs. PERİNÇEK’in Ermeni soykırım iftirasını tanımadığı, karşı çıktığı için cezalandırıldığında bu haksız ve nezdinde tüm Türk Halkına yöneltilmiş suçlamaya, PERİNÇEK’e sahip çıkmamış, hiçbir şekilde koruma yoluna da gitmemiş, PERİNÇEK yalnız bırakılmıştır. Üzerimize yöneltilen bu ABD, AB ve her ne kadar gözükmese de Siyonist İsrail destekli haçlı saldırısında bulunan, Sevr’i tekrar hayata geçirmek isteyenlere karşı dönemin AKP Hükümetinin kesin bir dille “Soykırım yalandır” diye hiçbir beyanatı, sözü ne yazık ki yoktur.

Ermeni Soykırımı yalanına destek veren bazı Avrupa ülkeleri, 1930’larda Nazi Almanyası’ndan kaçan insanları sınırlarından geri çevirerek katliama göndermeleri ne kadar insan haklarına saygılı olduklarını deşifre etmekte, artık bunca insanlık suçuna ortak olmalarına rağmen Ermeni Soykırımı avukatlığına soyunmaları tam bir çelişkidir.

Geçmişi yaklaşık 100 yıllık Ermeni Soykırımı iftirası kampanyaları her aşamasında düzmece belgelerle ve başta Avrupa Halkları olmak üzere tüm dünya halklarını zan, algı operasyonuna tutarak belgesiz/kanıtsız olarak sürdürülmüş, karşısında iftirayı çürütecek bir savunma, engel olmadığı ya da oldukça cılız kalındığı için getirisi de iftira lehinde başarıyı da getirmiştir.

Sözde Soykırım iddiası/yalanı; TÜRKİYE’nin, Ortadoğu’nun ve dünyanın geleceği ile de ilgilidir. Sadece zararı TÜRKİYE ile sınırlı değildir. Bu suçlamadan esas amaç ADD (İsrail)nin BOP Projesi’nde kullanılmaktadır. Yürütülen proje gereği, Kuzey Irak’ta kukla devleti, TÜRKİYE, İRAN, IRAK ve SURİYE’den kopartılacak topraklarla genişleme, müteakibinde “Büyük İsrail”in kurulması sonucuna kadar varacak, uzanacaktır. Ermeni Sorunu, yürütülen BOP Projesi “Büyük İsrail”in kurulmasının aşamalarından olduğu bilinmelidir. Bu önemli gerçeğin Türk Halkı tarafından bilinmesi, görülmesi ülkemizin birliği/güvenliği için çok büyük önem arz etmektedir.

Ermeni meselesi/Soykırım iddiaları hakkında Sayın PERİNÇEK konuşmalarında iftiranın gerçek noktalarını deşifre ettikleri, “Ermeni Soykırımı iddiasının Ermeni Diasporası’nın ülkemiz üzerindeki beklentileri olan emperyalist Devletleri etkilemek için ortaya atığı bir yalan olduğunu” dair PERİNÇEK’in tespitleri doğru ve yerindedir.

Ermeni Soykırımını belgelerle ispatlamak üzere HAZİRAN 2005 senesinde VİYANA’da yapılan toplantıya Ermenistan katılmaktan vazgeçmiştir. Katılmama durumu Soykırım iddialarını kaynağında çürütmek için yeterlidir!

Ermeni tarihçi Levon Bogas DABAĞYAN “Soykırım yapılmamıştır” diye açıklamıştır. Açıklamalarının devamında,

“Asıl soykırım bize Bizans uyguluyordu. O yüzden biz 1071’de Alparslan’ın ordusu ile birlikte Haçlı ordusuna karşı savaştık. Osmanlı bize hoşgörü göstermedi. Hoşgörü idare demektir. Osmanlı bizi bağrına bastı, bizi kışkırtamayan devletler önce dinimizi üçe böldü. Ondan sonra isyan başlattı.” Yapılan açıklamada bize soykırımın esas sahiplerinin kim olduğunu açıkça deşifre etmektedir. DABAĞYAN’ın bu açıklamaları ne yazık ki ne devlet ne de özel tv, gazetelerde yer bulmamış, görmemezlikten gelinmiştir.

Ermeni Meselesi’nin kısaca gerçek özeti şu şekildedir:

1789 Fransız İhtilalini müteakip milliyetçilik, milli egemenlik akımı dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Bu ihtilalin sonucu tüm Avrupa’da hızla görüldüğü gibi Osmanlı Devleti’nde de bu akımların etkileri hızla görünmeye başlanmıştır. Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında Fransız İhtilali’nin etkisi büyüktür. Ermenilerin hemen emperyalist güçlerin etkisiyle bağımsızlık ve hürriyet akımları hızla yerleşmiştir. Osmanlı Devleti’ni hasta adam olarak gören Emperyalist Avrupa bu ülkeden pay koparabilmek için Ermeni meselesinin ortaya çıkmasında önemli katkı/sebebiyet vermiştir. Bu kışkırtma, operasyonunun neticesi Ermeni din adamları da kiliselerini planladıkları, yapacakları terörist olaylarda birer üs olarak kullanmışlardır.

1915 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermeniler, Taşnak ve Hıncak adlı çeteler oluşturup Doğu Anadolu’daki Türk köylerini basıp oradaki köylüleri katletmişlerdir.

Ermenilerin amacı Birinci Dünya Savaşında Osmanlılara ve Almanlara karşı savaşan İngiliz, Fransız, Rus ve Araplara yardım etmekti. Fransızlar ve Ruslar Ermenileri Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarının yerine “Büyük Ermenistan” Devletini kuracaklarını vaat etmişler, buna kanan Ermeniler bu devleti kurabilmek için Türk ve Kürt olmak üzere 523.000 Osmanlı vatandaşlarını katletmişlerdir.

Osmanlılar Ermeni isyanını durdurmak için Talat Paşa bu konuda önemli görevler üstlenmiştir. Doğu Anadolu’daki Ermenileri o zamanlar Osmanlının vilayeti olan SURİYE’ye tehcir etme kararını vermiştir. Aynı tarihte Ruslara karşı Sarıkamış’ta büyük bir mücadele verilmekteydi. Bu zafiyetten dolayı Doğu Cephesinden SURİYE’ye düzenlenen Ermeni tehciri düzenli gerçekleşememiş, yorgunluk, sıcak, hastalıklar, açlık sebepleriyle ölen oldukça fazla sayıda Ermeniler olmuştu.

Tehcir sırasında Ermeni ölümleri tam belli değildir. 1,5 ile 2 milyon arasında Ermeni’nin öldüğü iddialar arasındadır. Bu olaylardan tam bir yıl önce 1914 senesinde Osmanlı Nüfus İdaresi’ne göre zaten 1,3 Ermeni kökenli Osmanlı vatandaşının bulunduğu saptanmıştır. Bernard LEWİS, Andrew MANGO, Justin MCCARTHY gibi tarihçiler; “Birinci Dünya Savaşı’nda (yani Ermeni tehciri dahil) en fazla 300.000 Ermeni ölmüştür” saptamaları gerçeğe daha uygundur.

Başta Ermeniler ve Emperyalist batılılar yapılan zorunlu Ermeni tehcirini ‘soykırım’ ve ‘genosid’ olarak kabul etmektedir. Ermeni tehcirini böyle yorumlamak oldukça yanlıştır. Nedenlerini söyle sıralayabiliriz:

1.Bir katliam veya soykırım emri yoktur, sadece “Doğu Cephe’deki isyancıları SURİYE’ye tehcir edin” emri vardır. Tehcir sırasında yorgunluk, hastalık, sıcaklık ve açlık nedeniyle ölen Ermeni sayısı çoktu, fakat bunlar düzensizlik yüzenden ölmüştür. Planlı bir katliamdan ölmemişlerdir.

2.Soykırım “bir halk veya milleti yok etmek” demektir. Ermeni Meselesi’ne bakarsak, Osmanlılar böyle birşey yapmak istememiş, zaten dini akideleri böyle bir günah işlemeye zaten manidir.

3.Osmanlılar bütün Ermeni halkını Suriye’ye sürmemiş, sadece Doğu Cephe’nin altı vilayetinde yaşayan Ermeni isyancı Taşnak ve Hıncak üyeleri tehcir etmiştir.

4.Osmanlılar diğer vilayetlerdeki Ermenilere dokunmamış, ANKARA, İSTANBUL ve İZMİR gibi vilayetlerde yaşayan Ermeniler rahat bırakılmıştır.

5.Osmanlıların amacı Ermeni isyancıları yok etmek değil, onları Suriye’ye tehcir etmektir. Bu yüzden Suriye’de daha halen binlerce Ermeni yaşamaktadır.

TÜRKİYE Cumhuriyeti’nde de daha halen 100.000 Ermeni kökenli Türk vatandaşı yaşamaktadır. Ermenilerin dini lideri (Ermeni Patriği) bile 1453’ten beri İSTANBUL’da oturmaktadır, bu Ermeni Patriği’nin TÜRKİYE’de yüzden fazla Ermeni kilise ve okulu vardır. Ayrıca Ermenilerden Osmanlı döneminde 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos yüksek Devlet görevlerinde bulunmuştur.

Görüldüğü gibi Osmanlılar ve Türkler Ermenilere her zaman iyi ve insanca davranmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu’da Doğu Cephe’de Ruslara yardım eden ve 523.000 Osmanlı’yı katleden Ermeni isyancı Taşnak ve Hıncak üyelerini bile katletmeyen Osmanlılar, onları sadece Suriye’ye tehcir etmiştir. Tabi ki savaş nedeniyle tehcir düzensiz geçti ve binlerce Ermeni yorgunluk, hastalık, sıcaklık ve açlıktan hayatını kaybetmiştir.

Ermeniler ise 1973 yılında ASALA terör örgütünü kurup yüzden fazla Türk elçisi öldürmüştür. Esas bu kasıt, soykırımdan farkı yoktur. Ama bu cinayetleri Ermeni lobisi ve Batılı Hıristiyan Devletler nedense cinayetten/suçtan saymamış, göz yummuşlardır.

Sözde Ermeni Soykırımını incelemeye devam edersek:

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan TÜRKİYE, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmekte, sahip olduğu değerli doğal kaynaklar daima emperyalist ülkelerin iştahını kabartmıştır.

Geçmişte Osmanlı Devleti, bugün de olduğu gibi TÜRKİYE, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı Devleti’ni parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci Devletler bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan, Devlet makamlarında kendilerine üst mevkiler dahi verilen Ermenileri kullanmışlar, Ermenilerde bu emperyalist oyunlara ne yazık ki alet olmuşlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmakta, emperyalist siyasetleri gereği Ermenileri TÜRKİYE üzerine kışkırtmaktan çekinmemişler, sözde Ermeni mezalimi bu amaçları için çok iyi bir malzeme oluşturmuştur. Bazı ülkelerde Türkleri ve TÜRKİYE’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararları parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında da kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken, tarih bilgisi içeren bu konular emperyalist siyasetçilerin elinde çıkar aracı/her zaman kullanılabilecek malzeme haline dönüştürülmektedir.

Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı Devleti’nin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar yine Ermeniler olmuştur. Askerlikten kısmen, vergiden muaf tutulurken, buna mukabil ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve Devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı "millet-i sadıka” sadık millet olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı Devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır. Devlet lehine bu kadar özverili çalışmalarından dolayı Osmanlı kendisine güvenmiş, her konuda önlerini açmış, imtiyazlar tanımıştır.

Ancak Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başladığı dönemlerde, “hemen her konuda emperyalist istekleri olan Avrupa’nın” müdahalesi baş gösterince Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı Devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk Toplumundan uzaklaştırılmaya planlı bir şekilde çalışılmıştır. Neticesinde çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İSTANBUL’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermenilere karşılık, Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir. Bu ihanet düzeyinde isyan, nankörlük yine hiçbir batılı Hıristiyan ve Ermeniler tarafından dile getirilmemiş, üzeri örtülmüştür.

Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.

Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde Ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan Ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran Ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 NİSAN 1915 tarihinde, cephe gerisinde faaliyette bulunan Ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır.

Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki Ermeni Halkında Devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskana”, o dönemdeki ifadesiyle ‘tehcir’e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan Ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü Ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını Müslüman halk da vermeye başlamıştı.

Ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için Ermenileri kullanan bazı emperyalist devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 NİSAN’daki tutuklamaları bir ‘soykırım’ gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir.

Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı Devleti’ni işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta Adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan hapsedilmişler, 1922 tarihinde ise de serbest bırakılmışlardır.

Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından SURİYE’deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz Ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, PARİS’teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır.

Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden Ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965 tarihinden sonra çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin, TÜRKİYE aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve TÜRKİYE kamuoyunda varlığını hissettiren sözde Ermeni Sorunu, 1970’li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür.

Gurgen (Karekin) YANİKAN adlı bir yaşlı Ermeni’nin 27 OCAK 1973 tarihinde ABD’nin SANTA BARBARA şehrinde, TÜRKİYE’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet BAYDAR ile Konsolos Bahadır DEMİR’i katletmesiyle başlayan "Bireysel Ermeni Terörü", 1975 tarihinden itibaren tıpkı 1915 senesi öncesinde olduğu gibi "Örgütlü Ermeni Terörü"ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik Ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır.

Ermeni teröründe, TÜRKİYE’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Belgeler, “Bekaa ve Zeli Kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini” ortaya koymuştur.

Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından Ermeni komiteleri, sözde iddialarını Ermenistan Devleti’nin açık desteği ve Ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde Ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Ermeni komutanlarının savaş raporları bizlere katliamın kimin tarafından yapıldığının bir kanıtı durumundadır. Bir Taşnak subayı 1920 yılında Beyazıt Vaaram Bölgesi’nden yazdığı raporda suçlarını itiraf ederek söyle anlatmaktadır:

"Basar-Geçar’daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukardan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim." (Gosarhiv Armenii F. 65, D. 116, y. 96’dan aktaran Lalayan, Daşnaksütyun’un Karşı Devrimci Rolü, Kaynak Yay.)

Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya ‘tanıtmak’, TÜRKİYE’yi bu temelsiz iddiaları ‘tanımak’ zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı TÜRKİYE’den ‘tazminat’ ve ‘toprak’ almak ve "Büyük Ermenistan" rüyasını gerçekleştirmektir.

Osmanlı döneminde Ermenilerin durumunu incelersek:

Yaklaşık 500 yıl Ermeniler için bir “Altın çağ”dı diyebiliriz. Bu uzun dönemde Ermenilere askerlik yaptırılmadığı için, kendilerine devletin tanıdığı haklarla ticaret yapmışlar, büyük çiftlikler kurarak üretici olmuş ve zenginleşmişlerdi. Bu uzun dönemde rahat ve huzur içinde yaşamışlar, hatta İkinci Meşrutiyet’ten sonra 1908 senesinde milletvekili olarak Meclisi Mebusan’da yer almışlar hatta içlerinden bakanlık bile yapanlar olmuştur.

Bu huzurlu ortam bozulmuş Ermeni Halkı birden bire Osmanlı Devleti’ne düşman kesilmiş, Osmanlı Devleti içinde ve dışında terör olayları düzenlemiş, neticesi tehcir edilen bir halk durumuna düşmüştür.

Osmanlı son zamanlarda başta askeri, ekonomik, siyasi her konuda gücünü kaybetmiş, özellikle ekonomik olarak tam olarak çöküntüye uğramış, ortamdan yararlanan batılı emperyalistler ve RUSYA ülke içerisinde etnik karışıklıklar çıkarmak, dolayısıyla daha da zayıflatılması metodu o dönem çok uygulamışlardır. Ruslar tarafından Ermenilere RUSYA tarafında kendi toprakları üzerinde bağımsız Ermenistan Devleti’nin kurulacağı vaat edildi. Osmanlıdaki Ermeniler bir yandan kışkırtılmış, aynı zamanda RUSYA Ermenileri tarafından Taşnaksütyun Terör Ögütü kurulmuştur. 1890 yılında ise ZÜRİH’te de Hınçak Terör Örgütü kurularak faaliyete geçirilmişti.

Anılan örgütlerin militanları İSTANBUL’da çeşitli terör olaylarına karışmış, Padişah Sultan 2 nci Abdülhamit Han’a bile bombalı suikast girişiminde bulunmuştur. Sonuç olarak artık Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne düşman olduğu, düşman safına koyduklarına varmaktayız. Örgütlerin yayınladığı bildiriler bu tespitlerimizin kanıtıdır. Ermeni yazarlarından Papazyan ve Turabyan bu talimatlardan birini kitaplarına almışlardır. Bazılarından örnekleri verirsek:

“Kim olursa olsun her Ermeni zorunlu ihtiyaç maddelerinden bazılarını bile satarak kesinlikle silahlanacaklardır. Seferberlik ilanı ile silah altına çağrılan Ermeniler bu ilana uymayacaklar ve çevrelerinde bulunan Müslümanlar dahil herkesin askere gitmesine mani olmaya çalışacaklardır. Her hangi bir şartla ya da zorla silah altına alınmış olan Ermeniler, ordudan silahları ile birlikte kaçacaklar, Ermeni birliklerine ya da gönüllü birliklere katılacaklardır. Rus askerleri sınırı geçer geçmez, Ermeni birlikleri onlara katılacaklar ve onlarla birlikte Osmanlı ordusuna saldırıda bulunacaklardır. Ordunun ikmal ve iaşe yollarını, posta telgraf hatlarını kesecekler, ordunun ikmal ve iaşesini, haberleşmesini felce uğratacaklardır. Şehirlerde, kasabalarda, köylerde isyanlar çıkaracaklar, yerleşim birimlerini yakıp yıkacaklardır. Osmanlı askerleri gelirken çekilecekler, kendi kilise ve evlerini, tarlalarını yakacaklar, bunları ordunun yaktığı propagandasını yapacaklardır. Cephe gerisinde Osmanlı vatandaşlarını, geriye gelen yaralı askerleri, onları getiren kafileleri pusuya düşürüp öldüreceklerdir.”

Yayınlanan talimatta, cephe gerisinde Ermenilerin “yolları kesmeleri, telgraf hatlarını bozmaları, yaralı dönen askerleri ve iki yaşına kadar gördükleri sivil insanları öldürmeleri, Osmanlı Ordusuna arkasından saldırmaları” emrediliyordu.

Osmanlı Ordusundaki bütün Ermenilerin tamamıyla düşman saflarına geçmesi VAN isyanı ile netleşmiştir. Bu ve buna benzer bir çok olaylar, Ermenilerin devlete ihanet ettiklerini, düşmana hizmet ve yataklık yaptıklarını ispat etmek için yeterli kanıtlardır. Bununla ilgili olarak ABD’li Samuel WEEMS “Ermeni hainliğinin yarattığı iç savaş Türklere ve Ermenilere çok pahalıya patlamıştır”diye yazmıştır.

Osmanlı Devleti dört cephede savaşa girmesi, isyanların vatanın bütünlüğünü tehdit edecek kadar bir durum alması, savaş nedeniyle cephenin ve cephe arkasının önemi, güvenli hale getirilmesi, Türk Halkının güvenliği için önlemler alınmasını zaruri kılmaktaydı ve Osmanlı Hükümeti de önleyici tedbirleri almıştır. İlk önlem; İçişleri Bakanlığı’nca çıkarılan bir genelge ile, 24 NİSAN 1915 tarihinde, Hınçak ve Taşnak Örgütlerinin yöneticileri başta olmak üzere 2345 silahlı Ermeni tutuklanmıştır. (24 NİSAN tarihini sözde Ermeni Soykırımı anma günü kabul ettirmeye çalışan Ermeniler, bu tarih bile doğru değildir. 24 NİSAN tarihinin tehcir olayı ile hiçbir ilişkisi yoktur. 24 NİSAN 1915 tarihi, Ermeni teröristlerinin tutuklanma kararının çıkarıldığı gündür.)

Yapılan tutuklamalar terör komitelerinin kapatılması olayları yatıştırmamış bilakis daha da hızlandırmıştır. Bu konuda yazan Alman yazar Eriks FAYQL yazısında: “Ermeni fanatikleri, Ermenistan’ın bağımsızlığı için kendilerine verilmiş sözlere kanarak ütopik ve tamamen hayali fikirleri halklarının şuuruna yerleştirmeye çalışıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğunun hiçbir yerinde çoğunluk olamadıkları için bağımsızlık isteklerinin hayata geçmeyeceği şüphesizdi. Bu onları gittikçe azdırdı kendi istekleri uğruna kendi vatandaşlarını ve Müslüman Türkleri teröre tabi tuttular. Birinci Dünya savaşı başladıktan sonra da onlar çok açık olarak bir iç savaş başlattılar. Tehcir bu iç savaşın doğal bir sonucuydu.”Tespitlerinde bulunmuştur.

Osmanlı Hükümeti 27 MAYIS 1915 tarihinde Ermenilerin katlediklerini ileri sürdükleri, soykırım diye sarıldıkları aslında Tehcir Kanunu çıkardı. Kanun geçici çıkarılmış, savaş halinden dolayı çıkarılması kaçınılmaz olmuştur. 01 HAZİRAN 1915 tarihinde o zamanın resmi gazetesi sayılan Takvim-i Vekayi Gazetesi’nde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun birinci maddesi, “Ordu, kolordu ve fırka komutanlarına savaş sırasında, Hükümetin emirlerine, ülkenin savunulmasına, huzurun bozulmasına karşı çıkanlara, silahlı saldırı ve direnişte bulunanlara karşı önlem alma, saldırı ve direnişte bulunanları yok etme” yetkisi vermekteydi.

Kanunun ikinci maddesi, yine aynı komutanlara “casusluk yaptıkları ve vatana ihanet ettikleri anlaşılan köy, kasaba ve şehir halkını tek tek ya da toplu halde başka yerlere sevk ve iskan etme” yetkisi veriyordu.

Devletin güvenliğini, birlik ve beraberliğini korumak amaçlı çıkarılmış bir kanundur. Kanunun içeriğinde herhangi bir etnik grup ya da zümreden söz edilmemektedir. Kanun, kapsamına giren Müslüman, Rum, Ermeni yerlerinden alınmış ve başka daha güvenli görülen yerlerde iskan edilmişlerdir. Kafkas Cephesi’nin arka bölgelerini oluşturan ERZURUM, VAN, BİTLİS şehirleri ve Sina Cephesi’nin arka bölgelerini oluşturan MERSİN ve İSKENDERUN şehirleri kanun kapsamına ilk alınan yerler olmuştur. Nedeni, RUSYA’nın saldırdıkları Kafkas cephesinin arkasında bulunan Ermenilerin, Ruslara casusluk yaptığı, yol gösterdikleri ve Osmanlı Ordusunun ikmal ve iaşesini engelliyorlardı. Aynı durum Sina Cephesi için de geçerliydi.

Tehciri, yer değiştirmeyi daha geniş olarak incelersek, yürürlüğe giren yasa gereği ve uygulanması, yurt sathında yapılmış, genel olarak ERZURUM, BİTLİS, VAN, DİYARBAKIR, MERSİN, İSKENDERUN, HARPUT şehirlerinden olmak üzere toplam 438.758 Ermeni tehcire tabi tutulmuştur. Bunlardan 382.148’i gönderildikleri yerlere sağ salim ulaşmışlardır. Demek ki, yer değiştirme sırasında öldüğü ya da kaybolduğu varsayılan Ermeni sayısı 56.610 kişidir. Meşhur Ermeni Soykırımı diye dayatılan tehcir, yer değiştirme sonucu ölen Ermenilerden başka bir şey değildir. (Bu rakamlar Orhan PAMUK’a göre bir milyon beş yüz bindir!) Çıkarılan yasa gereği yer değiştirmeye tabi tutulmayan Ermenilerin sayısı göçe tabi tutulanların iki katından fazladır. Bilinmesi gereken; hasta, sakat, yaşlı, gözleri görmeyenler, asker aileleri, bazı tüccarlar, amele ve ustalar, Katolik ve Protestan olanlar yer değiştirmeye tabi olmamışlardır. O dönemde Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan toplam Ermeni nüfus 1.300.000 olarak bilinmektedir ki bunların sadece üçte biri tehcire tabi tutulmuş, diğerlerine ise dokunulmamıştır. Nüfus sayısı incelendiğinde Ermenilerin ve Orhan PAMUK’un iddiası doğru değildir.

Zamanın İçişleri Bakanı Talat Paşa’nın telgrafları “Sözde Ermeni Soykırımına” kanıt olarak ileri sürülmektedir. Bu telgrafların asıllarını gören bilen yoktur, bir zandan ibarettir. İNGİLTERE’nin MANCHESTER şehrinde oldukları söylenmiş, fakat görmek isteyenlere gösterilmemiştir. Bu durum bile telgrafların sahteliği için yeterli kanıttır. Eğer bu telgraflar gerçek olsaydı şimdiye kadar hemen ortaya çıkarılır, Ermeni Soykırımı kesin olarak belgelenerek kanıtlanmış olurdu.

Suçlamalara muhatap edilen Osmanlı Hükümeti’dir ki aynı suçlama TÜRKİYE Cumhuriyeti’ne de intikal ettirilmiştir. Eldeki mevcut resmi belgeler kesin olarak bir Ermeni soykırımı için Hükümetin tek bir emri dahi olmadığını açık olarak ortaya koymaktadır. Hatta değil soykırım emri, aksine, Hükümetin tehcire tabi tutulanların, mal ve can güvenliklerinin korunmasına dair emirleri vardır.

Ermenilerin Soykırım iddialarından beklentileri itiraf ettikleri gibi amaçları; Tanınma, Toprak ve Tazminat olarak tanımlayabiliriz.

Sözde Ermeni Soykırımı hakkında iftirayı deşifre eden tarafsız bilim adamları gereken çalışmalarda bulunmuşlar böyle bir soykırım olmadığını yazdıkları raporlarda ve eserlerde açık olarak belirtmişlerdir. Bu tespitler yine Ermeni Soykırımını çürütmeye yeterlidir.

Ermeni Soykırımının tanınmasına dair ABD Temsilciler Meclisi’nin 1985 yılında almış olduğu 192 karar üzerine, ABD’nin alanında uzman 69 bilim adamı, 19 MAYIS 1985 tarihinde Temsilciler Meclisi Başkanlığı’na bir rapor sunarak “kararın siyasi olduğunu” belirtmişler ve açıklamalarında:

“…Her iki taraf da büyük acılar çekmişlerdir. Ermeniler daha ileri giderek savunmasız Türk Halkına katliam yapmışlar, tehcir sırasında da kafilelere saldırılar yapılmıştır. Bu saldırılarda ölen Ermenilerin sayısının on bin civarında olduğunu tahmin etmekteyiz. Osmanlı Hükümeti bu olayların suçlularını mahkemeye vermiş, 6953 kişi ölüm cezası dahil, çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. Ermeniler işledikleri suçlar için böyle bir mahkemeye çıkarılmamışlardır. Osmanlı Hükümetinin, Ermeni halkın katledilmesi, yok edilmesi için hiçbir emri yoktur. Aksine onların malları ve canlarının güvence altına alınması için emirleri vardır. Bu yüzden tamamen bir iç güvenlik sorunu yüzünden yer değiştirme yapılmış, soykırım yapılmamıştır. Çok açık olarak belirtiyoruz ki, böyle bir soykırım yoktur. Aldığınız karar Türk Milletini aşağılamaya yönelik ve uydurma iddialar taşıdığı için bizim bilim adamları olarak buna katılmamız söz konusu olamaz. Bu konuda (Ermeni iddiaları) gerçek şudur; Osmanlı Hükümeti, Ermenileri soykırıma uğratmak ya da yok etmek için hiçbir girişimde bulunmamıştır. Bunun tam aksi olmuş, Ermeni kilisesi ve Ermeni Hükümeti el altından ya da açıkça günahsız, sivil Müslümanların öldürülmelerini sağlamışlardır.”

Samuel Weems ise İleri Yayınları tarafından da yayınlanan “Ermenistan-Terörist ‘Hıristiyan’ Devletin Sırları” isimli kitabında şöyle yazmaktadır:

“Bana öyle geliyor ki Ermenilerin Anadolu’da soykırım yaptıkları açık bir gerçektir. İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nda böyle bir belgeye rastladım. Binbaşı Rayn CİTS’e verdiği raporda, “Ermeniler Türk köylerini, kasabalarını yakıp yıkıyor, önlerine çıkan her Türk’ü kadın, erkek, çocuk olduğuna bakmadan öldürüyorlar. Bu tam bir soykırımdır. Bu belge soykırım yapıldığını açık olarak ortaya koymaktadır.”

Başka yayınları incelersek, yukarıda belirttiğimiz gibi Ermenilerin gerçekleştirdiği Türk Soykırımını görülmektedir:

“Anadolu’da bilhassa Doğu Anadolu’da Türk Hükümeti tarafından düzenlenmiş bir soykırım asla olmamıştır” (Mecccarti C- Maccartini K., Türkler ve Ermeniler)

Ermenilerin büyük emperyalist devletlerin iddialarının aksine, “1915 olayları öncesinde ve zamanında Osmanlı Devleti’nin RUSYA tarafından işgal edilen Doğu vilayetlerinde Ermeni çetecilerinin ve silahlı gruplarının yaptıkları katliamlar sonucunda bu vilayetlerde yaşayan Türk nüfus dört milyondan üç milyona kadar gerilemiş, işgale maruz kalan batı şehirlerinde yine Ermenilerin karıştıkları olaylar sonucu Türk nüfus üç buçuk milyondan iki milyona düşmüştü. O dönem içerisinde Osmanlı topraklarında bir buçuk milyondan fazla Türk soykırıma uğramıştır.” (Atamoğlan Memmedli, Ermenilerin Gerçek Tarihi)

Yine Soykırım yapmadığımızın/olmadığını, İNGİLTERE’nin Doğu Bölgesi Konsolosluk Subayı W. S. EDMONDS 16 OCAK 1920 tarihli raporunda şöyle açıklamakta:

“Soykırım emri vermek bir yana Osmanlı İçişleri Bakanlığı’nın verdiği emrin son paragrafında kitlesel öldürme olaylarına yol açılmaması hususunda kesin emirler yer alıyordu.”

Yukarıda soykırım yapılmadığını kesin kanıtlarla açıklamaya çalıştık. Olaylar bir bütün olarak incelendiğinde; gerçekleşen olay bir soykırım olayı değil, sadece güvenlik endişesi ile yer değiştirme (tehcir) olayıdır. Aynı benzeri olayı 1942 tarihinde ABD güney kıyılarında yaşayan yüz binlerce Japon’u daha iç bölgelere göndererek gerçekleştirmiştir. Emperyalist anlayışa göre, Osmanlı yaparsa soykırım, emperyalist ABD yaparsa tehcir olarak değerlendirilmektedir. Çifte standarda çok güzel iki örnektir. İki olay da incelendiğinde güvenlik endişesi ile gerçekleştirilmiş bir yer değiştirme olayıdır ki soykırım olarak asla nitelenemez.

Kendisinin kanlarla dolu tarih geçmişine bakmadan soykırım aramaya kalkan emperyalist Avrupa’ya bizzat batılı Hıristiyanların soykırımlarından pek çok örnek verebiliriz :

1.1912 Balkan Savaşı sırasında Bulgar, Yunan, Sırp, Karadağ çetelerinin ve ordularının milyonlarca Türk’ü katletmeleri ve zoraki sürgüne tabi tutmaları soykırımdır.

2.1829-1920 yılları arasında Güney Kafkasya’da yüz binlerce Azerbaycan Türkünün katledilmesi, zoraki göçe tabi tutulması soykırımdır.

3.1954-1962 yılları arasında Fransızların, CEZAYİR’de yüz binlerce Cezayirli toplu katliamlara tabi tutması soykırımdır.

4.ABD’nin Kızılderilileri yok etmesi soykırımdır. (ABD, Kızılderililere çiçek mikrobu olan battaniyeler dağıtarak 2 milyon kızılderilinin ölümüne sebep olmuştur!)

5.Hitler’in Yahudileri katletmesi soykırımdır.

Yukarıdaki olaylar gerçek bir soykırımdır, bunlar örnek alınarak bu durumda bir Ermeni Soykırımı söz konusu bile değildir, soykırım tanımına uymamaktadır. Gerçekte Anadolu’da ve Güney Kafkasya’da, AZERBEYCAN’da çok açık olarak bir Türk soykırımı yapılmıştır. Ermeniler insanlık suçu işlemişlerdir ve cezalandırılmaları gerekmektedir.

AİHM Büyük Dairesi vereceği kararla yalnız “Ermeni Soykırımı Yalandır” söylemini kapsamamakta, tüm Avrupa Halkının bireysel konuşma özgürlüğünün önünü de açacaktır. AİHM 1 nci Dairesi 17 ARALIK 2013 tarihinde aldığı karar Avrupa’nın konuşma özgürlüğünü de güvence altına almıştır. Sayın PERİNÇEK ve arkadaşları sadece Ermeni meselesinin gerçek içyüzünü aktarmakta kalmayacak, Avrupa Halklarının da konuşma özgürlüğünü savunacaktır. Ermeni Soykırımı konusunda doğru bilgilere sahip olmak Avrupa Halklarının da hakkı olduğunu unutmamalıyız.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin “PERİNÇEK-İSVİÇRE” davasında verdiği 12 ARALIK 2103 tarihli karara ilişkin açıklaması:

“1915 ve sonraki yıllarda Ermenilere Uygulanan Mezalimin Soykırım Oluşturduğu İddiasının reddine Cezai Kovuşturma Haksız Bulundu”

Ermeni soykırımı yoktur, Türk soykırımı vardır. Eğer bir soykırım varsa gerçek olan bu soykırımdır.

Ermeni soykırımı STRAZBURG’ta savunacak olan İşçi Partisi lideri Dr. Doğu PERİNÇEK’in yurt dışı çıkış yasağının 4’ncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılması ile bu emperyalist yalanın çürütülmesi, yaklaşık 100 yıldır bize dayatılan bu iftiradan kurtulma, gerçekleri dünyanın öğrenmesi açısından büyük bir umut doğmuştur.

28 OCAK 2015 tarihinde görülecek olan davayı şöyle özetleyebiliriz:

2005 yılında İSVİÇRE, “Ermeni soykırımı iddialarını reddeden ve olmadığını söyleyenlere ceza öngören yasağı” kabul etmiştir. Verilen karar incelendiğinde, Avrupa’da ifade özgürlüğüne kısıtlama getirmiş, Avrupa’nın demokrasi, özgürlüklerine yakışmayacak bir karar Avrupa’da görülmüştür. Yasağın çıkmasına PERİNÇEK’in Ermeni soykırımını kabul etmeyen açıklamaları neden olmuştur. İşçi Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu PERİNÇEK yasağın çıkarıldığı yıl İSVİÇRE’ye gitmiş, “Ermeni soykırımı iddiaları emperyalist bir yalandır” diyerek hem atılan iftiraya hem de Avrupa’ya yakışmayan ifade özgürlüğünü kısıtlama kanununa karşı gelmiştir. PERİNÇEK’in bu haklı tepkisine 2013 yılında İSVİÇRE Mahkemesi’nin kararını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı maddesinin ihlali olarak değerlendirmiş, İSVİÇRE’nin verilen karara itirazı nedeniyle dava STRASBURG’daki Büyük Daire’de görülecektir. 28 OCAK 2015 tarihindeki davaya başta Dr. Doğu PERİNÇEK, yazarlar, siyasetçiler ve sanatçıların oldukça büyük bir katılımı beklenmektedir.

Dr. Doğu PERİNÇEK’in duruşmaya katılacağı, TÜRKİYE’yi, uydurulan emperyalist yalana karşı başarıyla savunacağı, emperyalist yalan/iftirayı tarihin çöp sepetine atacağına umudumuz tamdır.

KAYNAKÇA :

1. Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni TÜRKİYE Yay. ANKARA 2000
2. Yıldırım, Dr. Hüsamettin, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, ANKARA 2000, s. 38 (PRO.FO. 13 TEMMUZ 1921, 371/6504 / E.8519)
3. Şimşir, Bilal, Şehit Diplomatlarımız, Bilgi Yay. ANKARA 2000 2 Cilt.

Selam ve Saygılarımla.

Yakup MUSA

27.01.2015

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: