ARAŞTIRMA DOSYASI /// YÜKSEL SARI : ÖLÜM HEP BU YANA DÜŞER

Batı Kapitalizmi teknolojik üstünlüğü sayesinde sömürgecilik döneminin başlangıcından bu yana yaklaşık altı yüz yıldır Dünya’nın diğer bölgelerine hükmetti. Bu süre içinde sadece o bölgelerin kaynaklarını talan etmekle kalmadı, aynı zamanda insanlık dışı uygulamalarla kendi halinde yaşayan yerli halkların da kökünü kuruttu.

Sömürgeci devletler bu saldırganlıklarını “medeniyet götürüyoruz” iddiası ile meşru gösteriyordu. Nasıl olsa güçlü silahları karşısında yerlilerin kolayca Hıristiyan olmaları, “medeni” sayılmaları için yeterliydi! Bu nedenle sömürgeleştirilecek olan topraklara askerin yanı sıra din adamı da göndermeyi ihmal etmediler. Biliyorlardı ki, Hıristiyanlık yayıldıkça yerli halk daha uyumlu olacak, onlar uyumlu oldukça sömürü daha da kolaylaşacaktı.

Afrikalılar Afrika’daki Batı sömürgesini anlatırken şöyle derler:

Sömürgeciler Afrika’ya geldiklerinde onların elinde İncil, bizim de elimizde bereketli topraklar vardı. Daha sonra bereketli topraklarımız onların oldu, bizim de elimizde İncil kaldı

Fakat, paylaşılacak yeni sömürgeler kalmayıp talan edilecek kaynaklar da azalınca, sömürgeci devletler bu sefer kendi aralarında savaşmaya başladı. Sömürgeciler bu paylaşım savaşlarında sömürgelerindeki yerli halkları en önde ileri sürdüler. Tıpkı Çanakkale’de bize karşı savaşa sürülen Anzaklar ve Hint Müslümanları gibi! Sömürgeciliğe karşı direnirken işkence edilen ve öldürülen yerli halkların torunlarının da atalarını katleden sömürgeciler ölmesin diye en önde ölüme gitmeleri ne kadar acıdır!?

Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte “Çok Kutuplu Dünya Düzeni” sona erince, ABD’nin başını çektiği Batı kapitalizmi mutlak üstünlüğünü ilan etti ve Yeni Dünya Düzeni anlamında Küreselleşme(Globalizm) kavramını geliştirdi.

Dediler ki,“artık Dünya küçülmüş ve Global bir köy olmuştur. Ulusal devletlere, ulusal sınırlara ve ulusal ordulara artık gerek kalmamıştır. Sınırlar kalkmalı, kamu mülkiyetleri dağıtılmalı, sermayenin önündeki engeller kaldırılarak bütün dünyayı serbestçe dolaşması sağlanmalıdır.”

Dediler ki, “Küreselleşme herkese yarayacaktır. Sadece sermaye sınırları aşıp dolaşmakla kalmayacak, emek de serbest dolaşımını sürdürebilecek. Sivas’tan yola çıkan bir gencimiz Berlin’de iş bulup çalışabilecek ve Fransa’nın Nice kenti sahilinde sevgilisiyle kahve içebilecek? “

Oysa küresel ölçekte gelişmiş olan devletler geri olan ülkelere acımasızca liberalizmi dayatırken kendileri devlet korumacılığından asla vazgeçmiyordu.

Nedense küreselleşmenin faydalarından hep zengin ülkeler yararlanırken zararlarına da fakir ülkeler katlanmak zorunda kalıyordu!

Zengin ülkeler daha da zenginleşirken fakir olan ülkeler daha da fakirleşiyor ve Batı’ya olan bağımlılıkları daha da artıyordu.

Üstelik Küreselleşme sadece devletler arasındaki eşitsizlik anlamına gelmiyordu. Aynı devletin yurttaşları arasında da eşitsizlik derinleşiyor, gelirin büyük çoğunluğu en tepedeki küçük azınlığa giderken, aşağıdaki çoğunluk geliri daha da azaldığından açlığa mahkûm ediliyor ve sistem dışına itiliyordu.

1999 yılında Belçika’ya giden bir yolcu uçağının teker boşluğunda gizlenerek 10 bin metre yükseklikte ve eksi 50 derecede donarak ölen iki Afrikalı çocuğun üzerinden çıkan şu mektup, durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını gösteriyor ve küresel ikiyüzlülüğün acı gerçeğini bütün insanlığın suratına çarpıyordu.

Ekselanslar, Avrupa’yı Yöneten Beyefendiler,

Güzel kıtanızın başı için size yalvarıyoruz…

Dayanışma ve merhametinizi Afrika’ya yardıma çağırıyoruz. Bize yardım edin; çünkü Afrika’da çok acı çekiyoruz. Bize yardım edin; çünkü sorunlarımız var ve bazı haklardan yoksun bulunuyoruz. Sorunlarımız: Savaş, hastalık, beslenme, vb…”

Fakat bu durum Batı’nın gelişmiş ve “medeni “ olan ülkeleri için hiç önemli değildi. Onlar kendileri için daha da fazlasını yaptılar. Küresel sermayenin mutlak hakimiyetini bütün dünya’ya yaymak için BOP gibi projeler geliştirdiler. Ulusal devletlere saldırdılar, kimi devlet yönetimlerini zorla değiştirip, kiminde iç savaş çıkardılar. Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Nijerya, Somali ve daha pek çok yerde bölge halklarını savaşlara, açlığa yoksulluğa ve hastalıklara mahkum ettiler.

Binlerce, milyonlarca insan evlerinden, yurtlarından sürülüp, kimileri savaşta, kimileri de açlık ve hastalıktan ölürken, bir kısmı da kapağı Batı ülkelerine atarak hayatta kalmaya çalışıyordu.

Başaranlar oluyordu belki, ya başaramayanlar…

8 Aralık 2007 Göçmen Teknesi Faciası :

“Türkiye’den kaçak yollarla Yunanistan’a geçmeye çalışan göçmenlerin bulunduğu bir teknenin Seferihisar açıklarında hava şartları nedeniyle batması sonucu 43 ilâ 56 arasında sayıda göçmen boğuldu.”

6 Kasım 2009 Yine facia :

“Muğla’nın Bodrum ilçesinde, içerisinde kaçak göçmenlerin bulunduğu bir teknenin alabora olması sonucu 4 kişi öldü

26 Kasım 2014 Üç hafta aç ve susuz:

“ Yunanistan’ın Girit Adası yakınlarında motorunda arıza meydana gelince sürüklenmeye başlayan yük gemisinin 700 kaçak göçmen taşıdığı ortaya çıktı. İtalya’ya gitmeye çalıştığı belirtilen gemideki kaçakların yaklaşık üç haftadır aç ve susuz bir şekilde Akdeniz’de dolaştırıldığı ortaya çıktı.”

10 Aralık 2014 : Bir yılda 3 Bin üzerinde kaçak göçmen hayatını kaybetti:

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 2014 yılında 3419 kişinin Avrupa’ya yasadışı yollarla geçmek isterken hayatını kaybettiğini bildirdi.”

19 Nisan 2015 Akdeniz’de facia! 700 kaçak göçmen kayıp :

“Akdeniz’de Sicilya Kanalı olarak adlandırılan bölgede en büyük göçmen faciası meydana geldi.28 kişinin kurtarıldığı ve 21 cansız bedenin sudan çıkarıldığı faciada 700 kişi kayıp”

Fransa 24 bin kaçak göçmeni sınır dışı etti:

“Fransa Göç Ve Uyum Bakanı Brice Hortefeux 2007 yılında 23 ile 24 bin arası kaçak göçmeni sınır dışı ettiklerini açıkladı”

Sömürge halklarının bütün kaynaklarını azgınca talan ederek gelişen ve zenginleşen bu ülkeler, artan yoksulluk ve savaşlar nedeniyle kendilerine sığınan insanlara sınırlarını kapattılar. Kaçak gelenleri önlemek için en acımasız tedbirleri aldılar.

Hani! sadece sermaye sınırları aşıp dolaşmakla kalmayacak, emek de serbest dolaşımını sürdürebilecekti ?

Hani! Sivas’tan yola çıkan bir gencimiz Berlin’de iş bulup çalışabilecek ve Nice kenti sahilinde Fransız sevgilisiyle birlikte kahve içebilecekti ?

Gerçek şu ki :

Aslında bu dünyada değişen bir şey yok. Zalimler yine zulümlerine devam ediyor. Dünya halklarının ortak kaynaklarını azgınca talan edenler “medeni” ülkelerinde mutlu ve güven içinde yaşarken, insanlık uçak tekerlekleri arasında ,TIR konteynırlarında ve Akdeniz’in derin sularında ölüyor.

Ölüm hep bu yana düşüyor.

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: