MİT DOSYASI /// ŞÜKRÜ ALNIAÇIK : TRİBÜNDEKİ YABANCI

Yanlış tribüne oturmuş taraftarın en rahat ettiği an, "tribünün kendi takımını yuhaladığı an"dır.

Dayak yememek için atkısını gocuğunun içine doğru sokuşturan bu "şaşkın kripto" 90 dakika boyunca tribünle uyum içinde ayağa kalkar, sonra tribünle birlikte oturur.

Marşlara, ıslıklara, tezahürata ağız oynatarak da olsa katılır. Ama rakip takım yenilmeye hele de kendi tribünü tarafından yuhalanmaya başladığında ilk ayağa kalkan yine kendisidir.

Az evvelki "gönülsüz taraftar" birden ateşlenir, herkesten fazla bağırıp çağırmaya başlar.

Artık rahatlamıştır. "Ruhsuz bunlar!.. Hepsi satılmış!.. Yönetim istifa!.."

İçimizdeki rakip taraftarlar, takım geriye düştüğünde, oyun hâkimiyetinden uzaklaştığında ve tribün desteğini kaybettiğinde birdenbire aktifleşir, sağa sola akıl vermeye, takımı sizden çok düşünüyormuş gibi yönetim değişikliği önermeye, yıldız futbolcularınızı gözden düşürmeye başlarlar.

İçlerinde keyfe gelip, "artık bu takımı tutmayacağım; vallahi deplasmana gidersem şerefsizim" gibi sözlerle, cephe gerisi taarruzu yapanlar bile bulunabilir.

Onlardan biri "maçtan sonra kulübü taşlama çağrısı" bile yapabilir. Hatta eğer o sırada bir kundaklama, yangın, çatışma, takıma zarar verecek bir saldırı yapıldıysa bilin ki bunu yapan da tribündeki o "yabancılar"dır.

Hele de kendi aranızda kavgaya tutuştuysanız. En sert "vur" sesinin bu yabancılardan çıktığını görürsünüz. Çünkü yabancı, halk tabiriyle, sizin "tohumunuza para vermemiş"tir! İç kavganızla mutlu olur. Birbirinize siz vurmazsanız, o sizin yerinize vurur, çıtayı, sopadan döner bıçağına, oradan da tüfeğe, tabancaya kadar yükseltir. Amacı sizin çokça ölmeniz ve mümkünse küme düşmenizdir.

Tribününüzün yanması, sahanızın kapanması, takımınızın puanının silinmesi, hatta küme düşmesi, bu gizli ajan için açık bir gurur vesilesidir.

Şimdi… Tribünden sahaya inelim ve topu santraya dikelim!..

Milli İstihbarat Teşkilatları, "tribündeki yabancıları" teşhis etmek için kurulurlar.

Belki onu hemen derdest etmezler, hareketlerini izlerler. İlişkileri üzerinden yeni neticelere gitmek isterler ve bu sebeple onun çalışma alanını bile genişletebilirler. Ama onu amigo, masör, kulüp doktoru, teknik direktör veya başkan yapmazlar.

Bu tribünde yaşayıp da takımını ve renklerini sevmeyen herkes, kriptodur, yabancıdır, ajandır, düşmandır. Bu sinsi düşmanlara fırsat veren, etki alanını genişleten, güçlendiren kim varsa o da yabancıdır, düşmandır, ajandır!

İstihbarat teşkilatları, bu yabancıları, devletin gizli düşmanlarını bulup çıkarmak için vardır.

Türkiye Cumhuriyeti anayasasını çiğnemeye yeltenen, devletin kuruluş gaye ve prensiplerine aykırı hareket eden, Türk düşmanlığını gizliyken aşikâr eden hiç kimsenin bu topraklarda siyaset yapmaya, nutuk atmaya, devletten maaş almaya, iç kavga çıkarmaya hakkı yoktur.

Milli İstihbarat Teşkilatı, dostu düşmandan ayırmıyor ve ülkedeki açık gizli Türk düşmanlarını tespit etmiyorsa; o da "ihanet" içindedir.

Askeri istihbarat, emniyet istihbaratı, bunların hukuki mercileri olan savcılıklar ve milli kamu düzeninin yargısal sorumluları, gördükleri hukuki yanlışı, gayri milli çabayı engelleyecek bir görev hassasiyeti içinde değillerse; onlar da bu "ihanete" ortak olmuşlardır.

Bir ülkede düşman fonlarıyla toplum mühendisliği yapılıyorsa ve bu ajan STK’lar hakkında istihbarat raporu hazırlayan Albaylar, tedbir almaya çalışan generaller özel yetkili mahkemeler tarafından yargılanıp hüküm giyiyorsa, "tribündeki yabancılar" çoğalmış demektir.

Hatta iş tribünle de sınırlı kalmamış; amigoluk, kalecilik, kaptanlık pazu bandı ve muhtemelen kulüp başkanlığı, "yabancıların" eline geçmiştir.

Yıllardır bu ülkede, "İsa’nın yetimleri, Musa’nın gülleri, kriptonun dölleri, dönmelerin düldülleri!" edebiyatı yapılıyor. MİT’ten hiç ses çıkmıyor.

Ülkenin hiçbir zaman tam bir Türk devleti olmadığı, hep gizli yabancı eller tarafından yönetildiği iddiaları, sürekli cevapsız kalıyor. Bir istihbarat yetkilisi çıkıp da: "Yok öyle bir şey! Biz burada bostan korkuluğu muyuz?" demiyor.

Geriye dönüp baktığımızda, Atatürk’ün zamansız ölümünden, 1944 tutuklamalarına, 27 Mayıs darbesindeki, Türkeş karşıtı etkin klikten, 68 Marksistlerindeki "Türk öldürme tutkusu"na kadar pek çok olayda bir bit yeniği olduğunu görüyoruz. İçimizde yabancılar var biliyoruz!..

Bu devlet, kanımızın kırmızısı ve hilalimizin beyazıyla kuruldu; ama "kırmızı beyaz" yönetilmedi.

Bunu da biliyoruz.

Ama nedense formasını gizleyen ve atkısını gocuğunun içine çeken, o "tribündeki yabancı"ları bir türlü çözemiyoruz!

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: