ERMENİ SORUNU DOSYASI : TAZMİNAT KONUSU İLE İLGİLİ E. BÜYÜKE LÇİ SAYIN PULAT TACAR’IN GÖRÜŞLERİ

ERMENİLER, "4 T" POLİTİKALARININ 3.ÜNCÜSÜ "TAZMİNAT" KONUSUNA GİRMİŞ BULUNUYORLAR.

BUGÜN SAAT 22.48 DE YAYIMLADIĞIM MESAJIMDA BU KONUDAKİ ÇEŞİTLİ YORUMLARI SİZLERE ULAŞTIRMIŞTIM. BU MESAJIMDA DA TAZMİNAT KONUSU İLE İLGİLİ E. BÜYÜKELÇİ SAYIN PULAT TACAR’ IN GÖRÜŞLERİNİ (E. BÜYÜKELÇİ SAYIN TUGAY ULUÇEVİK’ İN KENDİSİNE İLETTİĞİ CANSU ÇAMLIBEL’ İN ERMENİ TARİHÇİ VAHRAM TER – MATEVOSYAN İLE YAPTIĞI VE HÜRRİYET GAZETESİNDE 27 NİSAN’ DA YAYIMLANAN SÖYLEŞİYİ DE DAHİL EDEREK) SİZLERE SUNUYORUM.

SAYGILAR,

ORHAN TAN

******************

DEGERLİ MESLEKDASİM VE KARDESİM TUGAY ULUCEVİK

SEVGİLİ DOSTLAR,

Ermeni tarihci Vahran Ter Matevosyan ‘in Hurriyet gazetesinde Tansu Cambel’in kosesinden kamu oyuna seslenerek, 43 Milyar " yesil dolaros" iade yapip, tazminat odersek, retoriklerinin degisebilecegini belirtmesini "heyecan duyarak" okudum.

Soylesinin yayimlandigi gun, İstanbul’da Aydin Universİtesinde bir konusma yapmaktaydim ve Matevosyan’in " alicenapligina" kisaca degindim. Neden alicenap dedigimi kisaca arzedeyim: 2014 Ekim ayinda yayimlanan – meslekdaslara ve arkadaslara yolladigim, -ama kimsenin okumadigini da bildigim- son donemdeki gelismeleri adsagi yukari tahmin eden, "2015 ‘te Turkiye’nin basina Ermeni Tsunamisi Cokecekmis" baslikli makalemde kaydettigim: 87.120.217.000 dolarosluk veya 104.544.260.400 dolarosluk Ermeni talepleri yaninda gercekten insafli ve indirimli bir talepte bulunuyor Ter-Matevosyan; kiyak yapmis bize…

Kafalari utulemek ve " iskenceci-inkarci Turk" unvanimin hakkini verebilmek icin, sozunu ettigim o makalenin ilgili bolumunu asagiya kaydediyorum.

Benden selam olsun "verelim de kurtulalim" ya da " yetmez ama evet" diyenlere..

Bir de gecen yil Yeni Safak’ta yayimlanan "Ankara Erivan’a hayir dememeli" baslikli makaleyi "pastanin ustunde cilek ossun" diye ekleyiverdim…

Saygilarla

Pulat Tacar

h) Daşnaksutyun tarafından ısmarlanan"Ermeni Soykırımı Tazminatları İnceleme Grubu"(AGRSG) tarafından yazılan ve Eylül 2014’te yayımlanan"Ermeni Soykırımına İlişkin Tazminat Sorunu-Adalet Yoluyla Çözüm" başlıklı rapor.

Bu rapor ABD’de Worchester Üniversitesinden Heny C. Theriault [1] Başkanlığında, eski Birleşmiş Milletler Teşkilatı görevlisi Alfred de Zayas ve 2000/2006 arasındaKanada’da Ermenistan Büyükelçisi olarak görev yapan Ara Papian ile Karaiplerde West İndies Üniversitesinde öğretim görevlisi Jermaine O.Mc Calpin’dan oluşan bir heyet tarafından yazılmış.Raporda Ermeni soykırımının 1915-1918 ile 1919-1923 tarihleri arasında iki safhada uygulandığı ileri sürülmekte; Osmanlı ve Rus Ermenilerine zarar verildiği; soykırımı suçundan görülen zararların onarılması için el konulan malların iadesi veya iade edilemeyen mallar için tazminat ödenmesi; tazminatın, mağdurların yaşamasını sağlayacak önlemlerle takviyesi; uluslararası hukukun Ermeni dosyası ile ilgili "zararın telafisi"kurallarına değinilmekte; bunlar arasında toprak iadesi de öngörülmekte; ABD Başkanı Wilson Hakemliği Kararlarının, yürürlüğe girmemiş bulunan Sevres Anlaşmasına göre bile önde gelimi bulunduğu, bu kararların bugün için de bağlayıcı olduğu ileri sürülmekte; "Wilson Ermenistanı"nın işgalinin Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerinin ihlali olduğu söylenmekte; tazminat konusunun etik boyutlarına ayrı bir bölümde yer verilmekte; sonuçta Türkler ve Ermenilerin v e tarafsız kişilerin katılacağı bir "Ermeni Soykırımı Gerçekler ve Zararın Tazmini Komisyonu" AGTRC kurulması önerilmektedir.

Kapsamlı bir Onarım Paketi bağlamında şu öneriler yapılmıştır:

1)Tanıma, Özür Dileme, Eğitim ve Anma;

2)Ermenilerin ve Ermenistan’ın desteklenmesi;

3) Türkiye’de bulunan Ermeniler ve Türk olmayan tüm grupların rehabilitasyonu;

4) Mal iadesi, Ölenlere, Acı çekenlere ve Malı elinden alınanlara tazminat verilmesi.

Raporda, parasal tazminat konusunda ABD’deki geçmiş bazı uygulamalardan hareket ederek ayrıntılı hesaplamalar yapılmıştır: ABD Hayat Sigortası Şirketlerinin ve ABD İşçi Bürosunun olası getiri ve enflasyon hesapları da göz önünde tutularak Türkiye’nin ödemesi gereken meblağ 70.030.167,080dolar olarak hesaplanmıştır. Bir başka hesaplama biçimi de 1919 Paris Barış Konferansında uygulanan yöntemdir; o dönemdeki rakamlar New York Hayat Sigortası hesaplama biçimi ile 2014 yılına uyarlandığı takdirde, yaklaşık 41.500.000.000 dolara ulaşılmaktaymış. Buna enflasyon kaybı eklenince 87.120.217.000 dolara varılmış oluyor. Bu toplama soykırımının ikinci bölümünü teşkil eden 1919-1923 kayıpları da eklenince toplam 104.544.260.400 dolar tazminat istenmesi gerekecekmiş.

Şimdiye kadar sunduğumuz bilgiler, raporun özetinden alınmadır. Raporun giriş bölünü oluşturan 21sahifesini ya da tamamını merak edenler, internette" Resolution with Justice-Reparations of the Armenian Genocide- The Report of the Armenian Genocide Reparations Study Group" yazarak, daha ayrıntılı inceleme yapma olanağına sahiptirler diyor ve bu rapor hakkındadaha fazla yazmayı "zait"bularak, yorumu sayın okurlarımıza bırakıyoruz.

[1] "Henr y Theriault 2012 yılında Lübnan’da yapıldığıını yukarıda anlattığımız konferansta "uluslararası hukuk sisteminin toplu değil, bireysel haklara istinat ettiğini ve bugüne kadar ileri sürülen Ermeni tazminat taleplerinin karşılanması açısından yetersiz olduğunu" söyleyen kişidir.

Bugünkü (27 Nisan) Hürriyet’te Cansu Çambel’in, Ermenistan Amerikan Üniversitesi’nde dersler veren tarihçi Vahram Ter-Matevosyan ile yaptığı söyleşi yayınlandı. Bu söyleşi de, Ermeni tarihçi açıkça "soykırımın tanınmasını iade ve tazminat takip etmeli" diyor.

Kendisine yöneltilen "bu söyledikleriniz Türk diplomasisinin yıllardır savunduğu ‘Soykırım tanınırsa ardından hemen tazminat ve başka talepler gelecek’ şeklindeki tezi doğrular nitelikte’ " şeklindeki soruya "evet, bu da doğru" cevabını veriyor.

İade ve tazminat taleplerinin toplam miktarının ne kadar olabileceği hakkında fikri olup olmadığı sorulan tarihçi "ABD’deki Worcester State University önderliğinde hazırlanan detaylı bir rapor var. Sofistike bir metodolojiyle 2011 yılından beri çalışılan bu rapora göre toplam miktar 43 milyar dolar civarında. Elbette bu rakam başka çalışmalarla da kontrol edilebilir ama aşağı yuları o civarda olduğu anlaşılıyor" şeklinde konuşuyor.

Bu sözler de bizlerin "Ermenistan’ı yönetenlerin ve onları destekleyen Ermenilerin tek ve gerçek emelinin, güttükleri amacın, ‘soykırımı’ Türkiye’ye kabul ettirmek suretiyle Türkiye’den toprak koparabilmelerine ve tazminat talep etmelerine imkân sağlayacak hukukî ve siyasî zemini yaratabilmek" olduğu şeklindeki değerlendirmemizin ne kadar doğru ve isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Türk kamuoyuna bu gerçeğin tekrar tekrar ifade edilmesi gerekmektedir.

Söyleşinin bu konuya dair bölümünü aşağıya kopyalıyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

Tugay ULUÇEVİK

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/28844671.asp

İADE VE TAZMİNAT RETORİĞİ DEĞİŞTİREBİLİR

– Sizce Ermeniler açısından şu anda öncelikli konu nedir?

Soykırım, siyasi ve hukuki sonuçları olan bir eylem. Yabancı parlamentolarda çıkarılan soykırım tanıma kararları bizim için önemli siyasi ve moral desteği, ancak pek de bir hukuki değerleri yok. Soykırımın tanınmasını iade ve tazminat takip etmeli. İade ve tazminat boyutu bütün soykırım retoriğini değiştirebilir.

– Yalnız, iade ve tazminat boyutu yabancı parlamentolarda değil sadece Türkiye Cumhuriyeti ile halledilebilecek bir şey. Yanılıyor muyum?

Elbette. Zaten Türkiye’nin katılımı olmadan bu konuda bir uluslararası komisyon falan kurulabileceğini tahmin etmiyorum. Bir taraftan da Türkiye’nin bu tür bir komisyonu soykırımı tanımadan nasıl kabul edebileceğini de bilemiyorum. Belki o gün geldiğinde bir formül bulunur.

– Bu söyledikleriniz Türk diplomasisinin yıllardır savunduğu ‘Soykırım tanınırsa ardından hemen tazminat ve başka talepler gelecek’ şeklindeki tezi doğrular nitelikte.

Evet, bu da doğru.

TOPLAM TAZMİNAT TUTARI 43 MİLYAR DOLAR CİVARINDA DİYEN RAPOR VAR

– İade ve tazminat taleplerinin toplam miktarının ne kadar olabileceği konusunda bir fikriniz var mı ya da bu konuda yapılmış derli toplu bir çalışma?

ABD’deki Worcester State University önderliğinde hazırlanan detaylı bir rapor var. Sofistike bir metodolojiyle 2011 yılından beri çalışılan bu rapora göre toplam miktar 43 milyar dolar civarında. Elbette bu rakam başka çalışmalarla da kontrol edilebilir ama aşağı yuları o civarda olduğu anlaşılıyor. Nihayetinde zararın miktarı netleştirilmeli.

Erivan’daki Soykırım Müzesi birkaç yıl önce, 1915 Türkiye’sinde yaşayan bütün Ermenilerin isimlerini, köy isimlerini tespit etmek için bir çalışma başlattı. Türkiye’de de Ermeni mülkleri üzerine çalışan Ümit Kurt, Ümit Üngör gibi isimler var. Dediğim gibi bunlar meşakkatli çalışmalar ama sonuçlara ulaşmak imkânsız değil. İade ve tazminat için bir formül bulunması şart. Bunun için yasal zemin sağlanmalı ve hatasız bir süreç olmalı. Ermenilerin ‘Türkiye para verdi ve biz çenemizi kapattık’ diye düşüneceği bir formül olmamalı. Bu nasıl olacak bilmiyorum, çünkü şu anki atmosfer farklı.

– Farklı derken neyi kastediyorsunuz?

İnsanlar uluslararası tanıma nedeniyle Türkiye’nin zor durumda kalmasından memnun. İnkâr nedeniyle Türkiye’nin olanları hak ettiğini düşünenler çoğunlukta. Bunun doğru bir bakış olup olmadığını tartışabilirsiniz. Bana kalırsa zaten soykırım stratejimiz artık tamamen değişmeli. Tanıma tamam ama içeriğinin de doldurulması lazım.

– Yani yabancı parlamentoların tanıması sizin için yeterli değil, öyle mi?

Eğer yardım etmek istiyorlarsa soykırımı tanıyabilirler ama aynı zamanda iki ülkenin ilişkilerine faydası olacak bir boyut da eklemeleri şart.

******************

Ankara Erivan’a hayır dememeli

Mensur AKGÜN

mensurakgun

23 Nisan’da yapılan Başbakanlık açıklaması Ermeni sorununa ilişkin bilinen tüm dengeleri sarstı. Çünkü Türkiye kimsenin beklemediği bir şey yaptı ve Başbakanın ağzından Tehcir sırasında hayatını kaybedenler için taziye mesajı yayınladı. Böylece Türkiye’nin inkarcı olduğu iddiası çöktü. Açıklamayla yaşanan trajedinin tanındığını en üst düzeyde teyit edildi.

Şimdi diasporanın radikalleri siyasette ve diplomaside karşılığı olmayan maksimalist taleplere sarılıyor. Mesela, toprak vermezseniz barışma olmaz diyor. Erivan ise üzüntü bildirmenin yetmeyeceğini, soykırımı tanımak gerektiğini söylüyor. Neredeyse bir yıl sonra yapılacak bir tören için Türkiye’ye davetiye çıkartıyor.

***

Bence Türkiye, soykırım kavramını 1948 Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinde tanımlandığı şekliyle gördüğü sürece 1915 yılında yaşanan büyük trajediye soykırım dememeyi tercih edecek, 2005 yılında zamanın Ermenistan Cumhurbaşkanı’na yazılan mektuptaki gibi bir komisyon kurulması fikrinde ısrar edecektir.

Ankara’nın Tehcir sırasında yaşanan acı olayları soykırım olarak tescil etmesi ancak soykırım kavramının hukuki niteliğinden kopartılması ve Ermenilerin kullandığı gibi “büyük kırım” anlamına bürünmesi, yani jenerik bir vasıf kazanmasıyla mümkün olacağa benzer.

Buradaki zorluksa hukuki tanımla, siyasi tanım arasındaki farkı hem kendinize, hem de dünyaya anlatmakta. Hukuki olarak soykırım bireylerce işlenen bir suç. Niteliği 1948 Soykırım Sözleşmesi’nin 2’nci maddesinde belirlenmiş. Yapılması zaten suç olan bir takım eylemler belli bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubu kısmen ya da tamamen ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığında soykırım suçunun oluştuğu söylenmiş.

Bu suçu işleyen ve suçun işlenmesine yardımcı olanlar “insanlar” (devletler değil) ülkelerinin mahkemelerince yargılanıyor. Eğer 1948 Sözleşmesi geriye işlemiş olsaydı ve suçlanan insanlar hayatta olsaydı onları Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri yargılayacaktı. Yargıtay onayacak, Anayasa Mahkemesi suçlanın hakkının ihlal edilip edilmediğine bakacak, son sözü de bireysel başvuru halinde AİHM söyleyecekti.

Ermenistan’ın ve Ermeni diasporasının soykırım dediği şey ise hem bu sözleşmede ifadesini bulan suça atıfta bulunmakta, hem de ondan bağımsız olarak jenerik bir nitelik taşımakta. Onlar için soykırım tarihte yaşanmış trajedinin tartışmasız adı. 1948 Sözleşmesi’ndeki tanıma da uyuyor, ama suç bireyden çok bizatihi devletin kendisine atfediliyor. Her açıdan siyasi nitelik taşıyor.

Türkiye’nin bundan sonra yapması gereken belki de bu kavramın siyasi ve hukuki anlamlarını birbirinden ayırmak ve 23 Nisan’da açıkça tanıdığı trajedinin siyasi olarak soykırım şekilde görülmesine itirazının olamayacağını belirtmek. Bu ayrımı yapmak yılların şartlanmışlığını aşmak kolay değil. Ama yapabilen bir Türkiye tarihin yükünden çok daha fazla kurtulur, gelecek yıl Erivan’da yapılacak olan törene çok daha rahatlıkla katılır.

O tören yapılıncaya kadar geçecek süre içinde umarım acele bir karar verilmez ve yakında resmen Ankara’ya ulaşacağı anlaşılan Sarkisyan’ın daveti reddedilmez. Ne de olsa Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve seçimlerde yer alacak adaya bağlı olarak gerçekleşebilecek hükümet değişikliği Türkiye’ye her şart altında zaman kazandıracak, cevabın gecikmesine makul gerekçe oluşturacaktır.

Kazanılan zamanda da Türkiye en azından kendi içinde bu ayrımı yapabilecek olursa, 100’üncü yıl anma törenlerine katılımıyla bir kez daha bütün ezberleri bozacak, bir kez daha ahlaken üstün bir konuma geçecektir. Talepler ve beklentiler tabii ki bitmeyecektir. Ama soykırım sorunu 100’üncü yılında Türkiye açısından yönetilebilir bir sorun haline dönüşecektir.

Washington’dakiler Glendale’deki radikallerin ne dediğine değil Şikago’daki makullerin ne istediğine bakacaktır. Türkiye kendi içindeki diğer sorunlarını çözdüğü, demokrasisindeki eksikliklerini giderdiği, ifade ve toplantı özgürlüğü başta olmak üzere insan haklarını sicilini düzelttiği takdirde diplomasisinin soykırım diye bir sorunu olmayacaktır…

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: