KOMPLO TEORİLERİ : İSTANBUL’DA İKİ KERE, İKİ İLGİNÇ GÜN /// 2007 TARİHLİ BİR ANALİZ

BU YAZIYI OKUMANIZ VE ARŞİVLEMENİZ ÖNERİLİR !

Kurtuluş Savaşı benzetmesi düşman olmadığı için enteresan! Önce sıcak paralar ve Londra bankerleri, sonra IMF gelir. Daha sonra da Başkan’ın Adamları!.. Sonra, her şey yeniden başlar. Daha sonra, yine sıcak paracılar gelir! Öykü yeniden başlar. Ve hep öyle sürer gider.

Soros’un adamları, Mart 2001’de, Kemal Derviş’le görüşünce Türkiye medyasından ses çıkmaması şaşırtıcı değildi. Yeni dünya düzeninin ‘hık’ deyicilerinin yanı sıra, "faiz haramdır," "kahrolsun sermaye," "kahrolsun emperyalizm" diyenler de, artık sivilleşmişlerdi. "Sivil" toplumcuların Soros-severliklerini bir yana bırakıp, 1999 yılına dönelim.

Yayın ortamında "mega speculator" olarak sunulan George Soros, 20 Haziran 1999’da, Sabancıların konuğu olarak, İstanbul’da 2 gün geçirmişti. G. Sabancı’nın eşliğinde, zamanın TÜSİAD başkanı E. Yücaoğlu ve eski başkan H. Komili ile yat gezisine çıkan Soros ile yakın görüşenlerden İ. Alaton, eşinin KEDV1 adlı örgütüne parasal destek aramıştı.

Soros’un Sabancı Center (Türkçesiyle ‘Sabancı Merkezi’)’de verdiği konferansa, ünlü işadamları, hazinenin eski bürokratları, bankaların üst düzey yöneticileri ilgi göstermişti. Soros, "Open Society"adını verdiği projesini, yani Türkiye’de de, vakıflarla, derneklerle uzun süredir yaşama geçirilmeye çalışılan "açık toplum" yönlendirme işini anlatmıştı. Soros ayrıca, Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için Balkanlarda yeni bir oluşumun içinde olması gerektiğini belirtmişti. Bununla da yetinmemiş; ABD’yi dünya polisi olmakla, IMF’yi basiretsizlikle suçlamış ve Türkiye’ye sıkı bir akıl vermişti:

"Sosyal devlet derseniz, ekonominiz yıkılır. (..) Kürt sorununu çözmelisiniz!" Soros, salonlardaki ilgi karşısında coşup, NATO Genel Sekreteri ile görüştüğünü belirtip, ‘faizlerin düşürülmesini’ önermiştir. Önermekle kalmamış, bu konuda "IMF ile T.C devleti arasında görüşmelerin sürdüğü"nü bildirmişti.

"Hit and run capitalism" ve Açık toplum üniversitesi

Deneyimli devlet adamı rolünde konuşan Soros, hiçbir ülkede bu denli saygınlık kazanmamıştır. Türkiye’nin önde gelen yöneticileri, Merkez Bankası bürokratları, işadamları, profesörler, kendisini ilgiyle dinlemektedirler. Açıklamalarına bakılırsa, Soros sanki IMF’nin de üstündedir. Suçlar göründüğü IMF’nin kendi önerilerini karara bağladığını ima etmektedir.

Ulusal para piyasalarını altüst etmesiyle ünlenen Soros’a, sevgi göstermek, ‘sivil’ olanların bileceği iştir. Ama, Soros, Türkiye’nin para politikasına değinince, salonlardaki heyecan da artmış olmalı. Seçkinler, Soros ve bağlantılılarının piyasalarda oynadığı oyunlara, Batı dünyasında "hit and run capitalism (vur ve kaç kapitalizmi)" denildiğini bilmiyor olamazlardı. Aksini düşünmek, ‘globelleşme’ düşkünlerini küçümsemek, onları dünyadan habersiz sanmak olur. Soros’un şirketleri aracılığıyla, Türkiye’de çoktan işbaşı yaptığını, bir çok şirketin hisselerine sahip olduğunu, öncelikle onu dinlemekte olanlar bilmiyor olamazlardı.

Soros ile eğitim işbirliği, Sabancı Üniversitesi’ne nasip olur. Soros, Orta Avrupa Üniversitesi ile Sabancı Üniversitesi ortak girişimin mütevelli heyeti başkanlığına getirilir. Orta Avrupa Üniversitesi, George Soros’un "açık toplum" misyonuna uygun elemanlar yetiştirmek üzere , 1989’da eski Yugoslavya’nın Adriyatik kıyısındaki Dubrovnik kentinde oluşturulan Inter-University Centre örgütü öncülüğünde kuruldu. 1991’de, Prag’da 100 öğrenciyle başlayan eğitim, şimdi 40 ülkeden 829 öğrencisi ile Budapeşte ve Varşova şubeleri ile sürdürülüyor. Öğrencilere sonsuz liberal iktisadi örgütlenme ve ulusal devletlerin sonladığı belletiliyor.

Avrupa Üniversitesi konseyinde ünlüler bulunuyor: ABD Büyükelçisi D. M. Bilinken, Georges de Menil, Yehuda Elkana, Albert Fuss, Roger Hazewinkel, T. Lantos, K. Marton, P. E. Mroz, P. Nadosy, M. Nimetz, L. Robbins, J. Edwin Mroz ve John Brademas. J.E. Mroz, EIW (East West Institute) kurucu başkanıdır. EIW (Doğu Batı Enstitüsü), glasnost günlerinde Moskova’da yürütülen "poject democracy" operasyonunda oldukça etkindi. Mroz, Türkiye’deki TESEV ve ARI adlı derneğe sık sık konuk olmuştu.

O.A. Üniversitesi konseyindeki en tanıdık kişi, 2001’e dek, NED’in başkanlığını yapan ABD senatosunda Yunan kliği şefi, Onassis vakfı başkanı J. Brademas’dır. Türkiye 1974’de, Türklerin katledilmesinin önüne geçmek üzere, Kıbrıs’a askeri müdahalede bulununca, ABD senatosunda alınan karar gereği Türkiye’ye karşı ambargo uygulanmaya başlanmıştı. İşte o ambargo kararının alınmasını sağlayan grubun lideri Brademas idi.

Brademas, Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirilişinin hemen ardından, TESEV yönetimince, İstanbul’a çağrılmış ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Yunanistan’ın ve Avrupa Birliği’nin Kıbrıs tezlerini yayma olanağını bulmuştu. Sabancılar’ın ‘ortak girişim’ başlattıkları üniversite işte böylesine değerlidir. Sabancı-Soros eğitim imzalaşmasının ve konferansın ardından Soros, geceyi C. Boyner, B. Karaçam ve B. Eczacıbaşı ile ‘Ulus29’ eğlence merkezinde geçirildi. 21 Haziran sabahında, İ. Alaton, Vedat Alaton ve Quantum’un Türkiye temsilcisi Philip Haas ile yapılan kahvaltının yararı ayrı bir konu… Ne ki, G. Soros’un, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’na, "kartondan kaplan" demesi ve SPK’nın suskunluğu akıllarda kalacaktır. 2001 yılı para piyasası yıkımından sonra, tarihinin en büyük çöküşüyle karşılaşan Türkiye’ye, Washington’dan hükümet ortağı olan K. Derviş’in, ABD Büyükelçisiyle özel yemekteyken arabada açık kalan telefon defterindeki "Soros " satırı da hep anımsanacaktır.2 Ünlülere, iktisat ve siyaset dersleri veren George Soros kimdir? Nereden nereye gelmiştir? Dünya onu nasıl bilir? Bunları salt halkın değil, devlet yönetimine geçenlerin ve geçmeyi düşünenlerin de bilmesi gerekir. Amerika’dan transfer edilen yeni tişörtlüler ve şortlular zaten biliyorlardır.

"Hit and Run (Vur ve Kaç)"

Soros’un kimleri temsil ettiğin anlayabilmek için, birkaç operasyona göz gezdirmekte yarar var. 1993 Mart’ında, Soros’dan sızan habere göre, Çin, büyük miktarda altın alacaktır. Sızıntıyı Altına hücum izler. Altın fiyatı % 20 yükselir. Bu arada, George Soros ve dostu Sir James Goldsmith’in ellerindeki altınları gizlice sattıkları söylenir. Altına hücum edenler aldanmışlardır.

Haziran 1993’de London Times Financial editorü A. Kaletsky, Soros’dan aldığı mektuptan söz eder. Soros, "Down with the D-Mark (Alman Markıyla yerin dibine)!" demekte ve ellerindeki Alman tahvillerini satıp, yerine Fransız tahvilleri alacaklarını bildirmektedir. Mark sallanır, Fransa’da tahvil yükselir. İşlem tamam, kazanç da kazançtır.

"Vur-kaç kapitalizmi"nin en önemli kuralı, denetimden kaçınmak için, ABD’de vakıf ağı kurmaktır. Zaten Amerika’nın ne kadar kartel ailesi varsa, onların o kadar vakıf içinde vakıfları, "think tank" leri vardır. Rockefeller ailesi, işin öncüsüdür.

Kişisel paralar ve mallar, vakıflarda, fonlarda, hisse senetlerinde, yabancı bankalarda, yabancı devlet tahvillerinde gezdirilir. Büyük paralar ülkelere girip, çıktıkça, çöküntüler oluşması o denli kolaylaşmıştır. Giriş-çıkış, sahibine kazandırırken, ABD ve Batı Avrupa’ya da siyasal çıkarlar sağlamaktadır.

Küreselleşmenin önündeki engellerin kaldırılmasından amaç, işte bu dolaşımın ve yıkımın özgürleşmesidir.

Devlet adamları ve entelektüel dünya ile ilişki kurmanın en kestirme yoluysa, ‘cemaatler’ oluşturmaktır. 1980’lerin sonlarında, Sovyet ülkesine demokrasi ihraç etmekte olan NED’in en büyük destekçisi Soros, Risa Gorbaçov ile "Cultural Initiative Foundation" adlı bir vakıf kurdu.

Kısa süre sonra, Gorbaçev oldu bittiyle devrildi. Boris Yeltsin, "Project democracy" eylemi sonucunda, tankın üstünden devlet başkanlığı koltuğuna atladı. Soros, yeni Rusya’ya yardımcı olmak için Harvard’lı Prof. Jeffery Sachs’ı devreye soktu. Rus ekonomisine "şok terapisi" uygulandı. Soros, bu işleri şöyle anlatır: "Bir grup iktisatçıyı Sovyetler Birliği’ne yönelttim. Polonya’da birlikte iş yaptığım J. Sachs çok iştahlıydı. Sachs, İtalya’dan Romano Prodi ve IMF’den David Finch’i önerdi. Ben de IMF’den Stanley Fischer’i, Dünya Bankası’ndan Jacob Frankel’i, Harvard’dan Larry Summers’ı ve İsrail merkez bankasından Michael Bruno’yu önerdim."

Şok terapi kime yarar?

Rusya’da sanayi kredileri, "Şok terapi 1992" ile durduruldu. Devlet kendi şirketlerini birdenbire parasız bıraktı. Sonuç: Denetim dışı enflasyon, Rus sanayisi ile birlikte Rublenin çöküşü… Ve dostlardan Marc Rich kolları sıvadı. Rusların alüminyumunu yok pahasına satın alıp, damping fiyatla Avrupa’ya sattıktan sonra, Sibirya petrolünün dış satımını ele geçirdi.

İlginç bankalar kenti Zug (İsviçre)’un kralı Rich, 33 milyar dolarla, 27 ülkede iş çevirmektedir. Türkiye, "Marc Rich" adını 2001 başlarında öğrendi. FBI, İsviçre’de şatoda yaşayan Rich’i bir türlü bulamamaktadır. Eski Federal Savcı R. Gueliani’nin Rich için düzenlediği, 1982 soruşturma dosyasındaki 51 suçun özeti, silah ticaretinde kaçakçılık ve 48 milyon dolarlık vergi kaçırmaktır. ABD tarihinin en büyük kaçakçılığıdır bu. Arananlar listesinin en önemli ilk on kişisi arasındadır Rich. Rich, hızlı bir tüccardır. Soros, ABD’yi Kosova nedeniyle Sırbistan’ı bombalamaya kışkırtırken, Rich, ambargoyu delerek Sırbistan’a petrol satmıştır. Rehine bunalımı döneminde petrol karşılığında İran’a silah satan Rich, yine ambargoyu delerek Irak
petrolünü pazarlamıştır. Rich, metal borsasının en önemli aktörüdür. Romanya’da rafineri sahibi olan Rich’in büroları İspanya’da, fabrikaları Avustralya, Sardunya ve Batı Virginia’dadır. Rich, nikel, kurşun, çinko, kalay, krom, magnezyum, bakır ve kömür piyasasına egemendir.

Zamanın İsrail Başbakanı Ehud Barak, Rich bağışlansın diye, Clinton’a iki kez telefon eder. MOSSAD başkanı Shavit ise, mektubunda, Rich’in geniş ilişkileriyle, önemli işler başardığını belirtir. İsrail’deki vakıflar da, ABD Başkanı’na mektup yollarlar. İsrail’deki "Marc Rich Foundation" adlı vakfı ve "The movement For Quality Government" adlı kuruluşu, Michal Herzog yönetmektedir. Michal Herzog, Ehud Barak’ın hükümet sekreteri Yitzhak Herzog’un eşiydi. Yitzhak Herzog, eski devlet başkanı Chami Herzog’un oğludur. Chami Herzog ise Çin ve Kazakistan gezilerini Shaul Eisenberg’in özel uçağıyla yapacak denli samimi ilişkiler içindedir. Ayrıntılar biraz bunaltıcı olmakla birlikte, ülkemize dek gelip, ‘açıklık’ ve ‘ahlaklı’ yönetim önerenlerin niteliğini bilmek bakımından önemli olmalı. Küçük bir ayrıntı daha eklemeliyiz.

FBI ve Interpol tarafında aranan en önemli adam konumundaki Marc David Rich’in eşi, ABD’de ünlüdür. Denise (Eisenberg) Rich, bir yandan Sister Sledge, Bette Midler, Celin Dion gibi şarkıcılara güfte yazarken, öte yandan Akev’den ayağını kesmemiştir. Manhattan ve Akev (ABD Başkanlık Sarayı, Whitehouse) sosyetesinin seçkini Bayan Rich, Demokratik Parti’ye 500.000 doların üstünde, Hillary Rodham Clinton’un Başkanlık Kütüphanesi projesine ise 450.000 dolar yardımda bulunmuştur. Hillary Clinton, senatörlük seçimlerini kazandıktan kısa bir süre sonra teşekkür etmek ve İsrail’e desteğini göstermek üzere Telaviv’e gitmişti. Öte yandan, M. D. Rich’in avukatı ve lobicisi Jack Quinn, önceleri Akev müşavirliği ve daha sonra, Clinton’un yardımcısı Al Gore’un personel şefliğini yapmıştır.

Bunca olumlu ilişkilerden sonra, hem İspanya, hem de İsviçre vatandaşı olan Marc David Rich ve suç ortağı Pincus (Pinky) Green, Clinton tarafından bağışlanan 141 kişi arasına girerler. Ne ki, Rich, başkanların bağışladığı ne ilk ne de son kişidir. Rusya’da, Soros ve ekibinin önerisiyle uygulanan şok terapiden kazançlı çıkan ikinci dost, Shaul Eisenberg’dir. Eisenberg, Özbekistan’da tekstil işine girer. Özbek yönetimi işin farkına varınca, Eisenberg’e yasak koyar. EIR’de yazan Eighdal, bu yasaklama sonucunda, MOSSAD’ın Orta Asya planlarının büyük darbe aldığını belirtmektedir.

Eisenberg, becerikli ve deneyimlidir. Kore’de 1961 hükümet darbesinden sonra, diktatör Park, ‘temiz toplum’ için gerekli işleri bitirir bitirmez, iki numaralı darbeci General Kim Jong Pil, KCIA (Korean CIA)’yı kurar. Sıra, kirli işlere gelmiştir. Yeni yönetimin has adamları, Unification Church tarikatının kurucusu Sung Myung Moon ve ABD’de yönetimle rüşvetli ilişkiler kurup para sızdıracak olan Tonsung Park’dır. K.J.Pil, Japon sermayedarlarıyla da işbirliğine girişir. Eisenberg, Japonların büyük iş adamları ile K.J.Pil arasında arabuluculuk yapar. Hem şirketler, hem Pil, hem de Eisenberg kazanır. 1979’da Çin ile İsrailli silah üreticileri arasında ilk ilişkiyi de, Shaul Eisenberg kurmuştur. İsrail 1990’da, Orta Asya’ya Eisenberg ile girer. Merkezi Telaviv’de bulunan büyük holding şirketinin sahibi Eisenberg, Mart 1997’de Pekin’de ölmüştür.

Soros’un "şok terapisi" içinde adını verdiği adamlardan Fischer, Türkiye’ye yabancı değildirler. Türkçe yayın yapan, Amerikan demokrasisi ithalatçısı, ülkelerde açık bilgilendirme ağı kurucusu televizyonlarda, sınırsız özgürlük düşüncesini yayan eski solcu, yeni ultra-liberal parlak iktisatçılar, Fischer’den ‘arkadaşımız’ diye söz ederler; Fischer ile mektuplaştıklarını açıklamaktan çekinmezler.

Ulusal sistemler nasıl çökertilir? Hep aynı oyunla!

Yeni yeni, "açık toplum" olan, her şeyini para piyasasına emanet etmiş, plan ve programlı üretimi unutmuş, serbest piyasa oyuncularının "vur-kaç" hünerlerinden habersiz ülkelerde, bu tür oyuna, "iktisadi kriz" deyip geçerler. Oyuna gelenlerin ulusal paraları, beş para etmez olur; sanayi ve ticaret yıkılır. Taiwan’da, Endonezya’da, Meksika’da, Arjantin’de, Malezya’da oynanır bu oyun. Ne ilginç rastlantıdır ki, ülkelerin ulusal piyasaları yıkılırken, yolsuzluk savları yükselir, etnik ve dinsel sürtüşmeler çatışmalara döner ve "project democracy" yollarında, para krallarının yeni dünya düzenine uyumlu yönetimler gelir iktidara. Ayarlı medyada, ‘smart boys (parlak çocuklar)’ olarak nitelenenlerin, derin derin piyasa değerlendirmeleri yapanların, denetim dışılığı, "vur-kaç" özgürlüğünü, "devlet küçülsün" ya da "yolsuzluklar önlensin" gibi, sade suya tirit, bilgiççe değerlendirmelerle sundukları yayınlarda yer almayan işleyişin adımları yalın ve basittir.

1. Mega-Banker olarak pohpohlanmış Soros ve yandaşları, hisse/tahvil almaya başlar. Onun bir şeyler bildiğinden emin olan ötekiler de, Soros’u izler. Bu arada, dış sermayeli televizyonlar her yarım saatte bir piyasa haberi geçerken, yorumlarını da eksik etmezler.

2. Gelirleri daralmış olan küçük yatırımcılar alışa geçerler. Medya "piyasalar hareketlendi, hükümetin şu, IMF’nin bu anlaşması sonuçlanıyor" propagandasını yükseltir. Fiyatlar ve alışlar daha da yükselir.

3. "Vur ve Kaç" bankerleri, ikincilere satarlar ve katlayarak kazanırlar.

4. "Vur ve kaç" operatörü, topladığı parayı dolara çevirir ve aracı bankasından ülke sınırları dışına çıkarır. Para, yıkılacak yeni bir piyasa, altüst edilecek bir ulusal pazara yönelir.

5. IMF ülkeye gelir, tıpkı Soros’un buyurduğu gibi,"devleti küçültün" der. Ulusal üretim boğulur. Dış borç taksitlerinin tahsili için para piyasasının, güvensizlik ortamında ağır yaralar almış banka düzeninin, yani toplam olarak devlet düzeninin sürdürülebilmesi için, yeni borçlanma olanakları için yeşil ışık beklenir.

6. Yeşil ışık, tıpkı Soros’un buyurduğu gibi siyasal isteklere bağlanır. Buna direnecek yönetimler varsa, demokratik ve liberal (!) ortam hazırlanarak yıkılır.

7. Yıkıma uğratılan ülkeye dönülür. Yıkılan iktisadi ortamda, birdenbire değer yitiren şirket hisseleri, ham maddeler, ihraç ürünleri bir-iki misli değerlenmiş olan dolar karşılığında satın alınır.

İşlerin güvenlik içinde yürütülmesi için, iki koşulun yerine gelmesi gerekiyor. İlki, geniş bir bilgi ağından ince bilgilerin toplanması. İkincisi, yapılan işlerin şöyle ya da böyle sert tepkilerle sarsılmaması. Her iki gereksinim ise, çok geniş bir dostluk çevresi gerektirir. Geniş çevrenin oluşabilmesi için, akademisyenlerden, hayır dernekleri ve vakıflara, iş adamlarından, bankacılara, insan haklarını gruplarına, siyasal partilere ve doğal olarak, sesli- yazılı-görsel yayın ortamına bağlanan bir ağ kurulması zorunludur.

Açılma örneği : Malezya’da çöküntü

"Açık toplum" ve IMF’nin serbest piyasa kuralları sürerken, Malezya’da kısa süreli bir işlem sonucu para piyasası çöker. Devlet yönetimi, olayın farkına varır ama, iş işten geçmiş, "sıcak para" diye bilimsel ve iktisadi bir ad verilen vurgun para, Malezya’dan yeni vuruşlar için başka ulusal pazarlara yönelmiştir. Parası çöken Malezya yönetimi, dış sermayeye en az bir yıl ülkede kalma koşulu getirir, IMF’den ülkeyi terk etmesini ister. Bu konu ABC televizyonunda görüşülür.

ABC News Nightline programında Ted Koppel sorar: "Kolayca anlaşılabilir kavramlar kullanalım. Şimdi siz, Malezya’nın parasını tahrip ederek kazanç elde ettiyseniz, bu durumda (Malezya’dan) alıp götürmüş olmuyor musunuz?" G.Soros, yanıtlar: "Tam da öyle değil; çünkü bu benim eylemimin amaçladığı bir sonuç değildir. Ve bir (piyasa) katılımcısı olarak sonuçları hesap etmek benim işim değildir. Bu piyasanın doğasında var."

Öyle ya, ulusal paranın çöküşü de, Soros’un kazancı da serbest piyasa düzeninin bir sonucudur. Bir ülkenin ulusal iktisadı yıkılmış, parası yerle bir olmuş; milyonlarca kişi işsiz kalmış, ulusal devletin borçları bir anda katlanmış, çocuklar yoksulluk yükünün altında ezilmiş, ülkede etnik sürtüşme başlamış, kimin umurunda?

Malezya’daki "vur-kaç" işini, kendi "açık toplum" ahlakına yakışır biçimde açıklayan Soros, Türkiye’ye gelecek ve bunca ticaret kokan sözünü unutup, "Malezya’daki ekonomik çöküntüden, Mahathir’in söylediği gibi siz mi sorumlusunuz?" sorusuna, "Hayır bu Malezya yönetiminin suçudur" diyerek; karşısındakinin nabzına göre şerbet verecektir. Bundan daha doğal ne olabilir ki?! Adamın adı "Speculator."

"Temiz toplum"bir ‘açık toplum’ masalı mı?

Aslında, Soros’a şükran duyulmalı. Üçüncü ülkelerde, "vur-kaç" düzenine "küreselleşme" ya da "serbest piyasa ekonomisi" diyerek bilimsel kılıflar üreten liberallerin, yeni düzencilerin, "London School of Economics" eğitimli dünya bankası memurlarının, vakıf ve "think tank" uzmanlarının saatler süren gevezelikleri yanında, Soros’un sözleri daha anlamlı, daha açık ve yaptığı işe uygundur. Kısaca, gerekiyorsa vurulacaktır..

Bu arada, IMF’nin sınır dışı edildiği Malezya’da kampanya başlar. Devlet yönetiminin en uç noktalara dek yolsuzluğa battığını ilan edilir. Liberal bir gazete çıkmaya başlar. Gazete, "temiz toplum- açık toplum" kampanyası açar. Şiddet gösterileri yükselir. Yönetim, iktisadi düzeni rayına oturtmaya çabalarken, gazeteden kışkırtıcı yayınların durdurulması istenir. Gazete kışkırtmayı sürdürür. Gazete yöneticisi gözaltına alınır. İstenen olmuştur.

Bilumum NGO’lar harekete geçerler.

Para kaynağının % 44’ünü A.B’den, geri kalanını Soros Vakfı, Ford Vakfı gibi sınır tanımayan"sivil" örgütlerden alan RSF (Sınır Tanımayan Gazeteciler) örgütü, Mahathir’i diktatör olarak ilan eder. Aynı NGO’lar, bizdeki adlarıyla "STÖ"ler, Malezya’nın soyulmasına, iktisadi düzenin ‘vur ve kaç’ işleriyle sarsılmasına ses etmemiştir. Bu arada, iyi günlerde, Malezya ile işbirliği gösterileri yapmaktan, geri kalmamış olan Türkiye’nin ünlü İslamcılarından, protonculardan bir tekinin bile sesi çıkmaz!

En önemli açıklamayı da, Malezya yönetimi yapar: İçerdeki muhalefet yayınlarının Soros’dan gelen parayla desteklendiğini açıklar. George Soros ise, Başbakan Mahathir Bin Muhammed’i Nazilikle suçlar.

George Soros diyor ki: "Ulus devletler gereksizdir."

Soros, yoktan varolmuş bir dahi midir? Yoksa, CNN’in Türkçe yayınında Ş. Alpay’ın belirttiği gibi, New York’da garsonluk yaparak mı yükselmiştir? Yanıtları aramak gerekiyor.

Avrupa’nın aristokratları ve hanedanları, erklerini yitirmiş görünmektedirler. Ama, onlar, dünya egemenliklerini, açıktan görünmeyen, özel parasal çıkar ilişkileriyle, siyasal bağlantılarla birbirine kenetlenmiş yönetim düzeniyle sürdürürler. İşin odağında Londra bankerlerinin oluşturdukları : "Isles Club" bulunur. Kulübün en büyük üyesi Rothschild ailesidir. Soros, işte bu ailenin elinde piyasacı olmuştur.

Oysa Soros, sermayesinin kaynağını ilginç bir öyküyle anlatmaktadır. 1944’de, Budapeşte’de, Nazi işgali başlayınca, Tivador Soros, "Oğlum" der, "işgal yasa dışıdır. Şimdi olağan (yasal) kurallar işlemez." Ve baba Soros, sahte kimlikler düzenler. George, Nazilerin bakanlığında işe başlar. Yahudi mallarını devir alır. George’un sermayesi oluşur. "Adam olacak çocuk.." deyişine uygundur bu öykü. Çünkü Soros, Nazilerle çalışırken, daha 14 yaşındadır. Bu noktada, hemen belirtelim ki, Sorosseverler bu öyküyü beğenmezlerse, kendileri bir öykü üretebilirler.

George Soros, 1947’de "London School of Economics" sınıflarında, Britanya Aristokrat Sosyetesi’nin önde geleni Sir Karl Pope ve ülkemizdeki ultra-liberallerin de hayranlığını kazanmış olan, Friedrich von Hayek’den "açık toplum" u öğrenir. Soros’a göre ulusal devletler zararlıdır ve savaşların kaynağıdırlar. Öyleyse ulus devlet yıkılmalıdır. Soros’un tarihsel örneği de yabana atılacak türden değildir. Şöyle der: "19. Yüzyılda, dünyada, global bir Britanya İmparatorluğu ve bir düzen vardı." Öyleyse, Britanya imparatorluğunun çağdaş bir türü olarak, yeni bir dünya imparatorluğu, küresel devlet kurulmalı, düzen sağlanmalıdır. Ulusal kimlikli ne denli devlet varsa, para imparatorluğunun kölesi olacak; çok etnikli, mozaik içinde mozaik düzenine dönüşecek. Gerisini getirmeye gerek yok. Akıllılar yönetecek ve düzen kurulacak. ‘Yeni düzen’ kime çalışır? Bunun yanıtının önemli bir bölümü, Soros’un yetişme ve gelişme sürecinde bulunabilir.

Sizinki "açık toplum" ya onlarınki?..

Soros, 1956’da Amerika’ya gider. Singer & Friedlander, F.M. Mayer & Co. ve Wertheim & Co. aracılık firmalarında çalışır. 1961’de Amerikan vatandaşı olur. Arnhold & S. Bleichroeder, Inc’de, J. Rogers ile birlikte ‘portföy’ yöneticisi olur. Bu firmada Rothschildler’in yatırımları bulunmaktadır. Bu banka, 1969’da Rogers ile ortaklaşa kuracakları Quantum şirketinin işlerini Citibank ile birlikte üstlenecektir.

1969’da Rogers ve Soros, Arnold & Bleichroeder’den ayrılırlarken, bazı yatırımcıları da yanlarına alırlar. OECD raporlarında "uyuşturucu parasının yıkanma merkezi" olarak nitelenen, vergi cenneti Curacao (Hollanda Antilleri)’da kayıtlı bir şirket kurarlar: Quantum Fund N.V. Soros’un ilk yatırımcıları hanedanlardır. 5 Kraliçe Elizabeth’in ve 90 bireysel yatırımcının paralarının Quantum ile işletildiği ileri sürülmektedir. Soros, şirket yöneticileri arasında görünmez. Yöneticiler, İsviçre, İtalya ve İngiltere vatandaşıdır. Soruşturmalara karşı bağışıklık böyle sağlanır. Soros’un "Soros Fund Management (NewYork)" şirketi, Quantum’u danışmanlık örtüsü altında yönetir.

Soros’a ilk sermayeyi veren

George Karlweiss, Baron Edmond de Rothschild’in temsilcisi ve Banque Privee S.p.A (Lugano)’nın sahibi ve Rothschild Bank AG (Zürich) in yöneticisidir Quantum’un ve ilişkili bankerlerin oluşturduğu ağı görebilmek için, yöneticilerini ve bağlantılarını bilmek gerekiyor.

Richard Katz: Rothschild S.p.A (Milan)’nın başkanı ve London N.M. Rothschild and Sons bankasının yönetim kurulu üyesidir. Bankayı Evelyn Rothschild yönetir.

Nils O. Taube: Quantum’da Baron Jacob Rothschild’in St. James Place Capital adlı şirketini temsil eder.

J. P. Rothschild, Fransız piyasa oyuncusu Sir James Goldsmith’in ortağıdır.

Lord William Rees: St. James Place Capital’in yönetim kurulu üyesi ve London Times yazarı.

Alberto Foglia: Banca del Ceresio (Lugano)’da yöneticidir. Bubankaya, 1980 sonrasında, mafya ilişkilerini kapsayan ve "Pizza Connection"adı verilen soruşturmada rastlanır. Foglia, 1993’de bir akşam üzeri Quantum’ dan ayrıldı ve ertesi sabah Brezilya Ulusal Bankası başkanlığına getirildi.

Thomas Glaessner: ABD Federal Reserve (ABD merkez bankası) uluslararası finans bölümü’nde 5 yıl çalıştıktan sonra, Dünya Bankası’nda Doğu Asya ve Güney Amerika finansal risk sorumlusu oldu. Glaessner, Soros Fund Management LLC’de, Quantum Emerging Growth ve Quantum Fund’da yeni pazarlarda döviz stratejileri, portföy yöneticiliği yaptı. Ocak 2000’de Soros’dan ayrıldı. Dünya Bankası’na döndü ve gelişen pazarlarda banka politikasını oluşturmaya başladı.

Beat Notz: Geneve Banque-Worms’ün ortağı; borsa şirketi Albertini and Co. İle çalışır.

Isodoro Albertini: Aracı şirket, Albertini and Co.(Milano)’nun sahibidir ve "Tanrının Bankerleri" ağında önemli bir yere sahiptir.

Edger de Picciotto : Lübnan asıllı, Portekizli Musevidir. Yine Lübnan asıllı Musevi Edmond Safra’nın ortağıdır. Safra, ABD-İsviçre- Türkiye ve Kolombiya eroin-kokain para trafiğine yardımcı olduğu gerekçesiyle soruşturuldu. Safra, aynı zamanda, Republic Bank of N.Y’un yöneticisidir. Bu banka, Rus mafyasının milyonlarca dolarının, Federal Reserve’den Moskova bankalarına transferine aracılık etti. De Picciotto’nun bankası Union Banque Privee, daha sonra, American Express Bank ile ortak oldu. De Picciotto, 1990 sonrasında American Express Bank S.A Genova’ nın yönetim kuruluna girdi. Yönetim kurulunda, ABD eski güvenlik uzmanı, Dışişleri eski bakanı H. Kissinger da bulunmaktadır.

De Picciotto, aynı zamanda, Venedikli Carlo de Benetti’nin ortağıdır. Benetti, Olivetti şirketinin başkanlığından uzaklaştırılmıştır. De Picciotto ve Benetti, Societe Financiere de Geneve adlı ‘yatırım holding’in yönetim kurulu üyesidirler. De Benetti, 1980’lerin başlarında, İtalya’daki Banca Ambrossiano’yu batışa sürüklediği için soruşturulmuştur. O zamanlar, bankanın başkanı, De Picciotto’nun eski ortağı Calvi’dir. Roberto Calvi, Papa suikastından sonra, 1982’de Londra’da Blackfair köprüsünde boynundan asılı olarak bulunur. Polise göre bu tipik bir P2-Mason locası infazıdır.

"Rothschild and Sons"

Soros’un ilk işvereni, Quantum’da yöneticilerle temsil edilen hanedanların bankeri Rothschild and Sons’u bilmek, işin temeline inmek demektir. Lord Rothschild, Amerikan bağımsızlık savaşının önderi George Washington’a karşı savaşan İngiliz hükümetini finanse etmekle başlar büyümeye. Lord, 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı Balfour’a İsrail devleti kurulmasını talep eden deklarasyonu hazırlattırır ve daha sonra İsrail devletinin kuruluşunu destekler. İşlerinin en önemlisi, altın ticaretidir. Altının borsa fiyatı, Londra’da altın ticareti yapan beş banka tarafından belirlenir.

Bunların başında da ailenin bankası gelir. Örtülü işlerin transferleri, 19 yıl boyunca BCCI adlı banka tarafından yönlendirilmiştir. Reagan döneminde İran’a roket satışı (Irangate) örgütlenmesinin sorumlusu Yb. Oliver North, BCCI’yi kullanmıştır. BCCI yöneticisi Suudi istihbaratı eski başkanı Şeyh Kemal Adham’dır. Zamanın CIA yöneticisi de, George Bush’dur. Bush’un yardımcısı ve Akev Siyasi Direktörü Edward (Ed) Rogers, Ağustos 1991’de görevinden ayrılır ve "Rogers and Barbour" şirketini kurar kurmaz, Arabistan’da Şeyh Adham ile 600.000 dolarlık ABD temsilciliği sözleşmesini imzalar.

BCCI’nin yöneticilerinden Alfred Hartmann, İsviçre’nin üç büyük bankasından biri olan, Union Bank ile BCCI’nin 1976’da kurdukları, Banque de Commerce et de S.A.’nın murahhas azasıdır. Hartmann, aynı zamanda Zürich Rothschild Bank AG yöneticisi ve Londra’da N. M. Rothschild and Sons’un yönetim kurulu üyesidir. İsviçre’de daha 16 şirketin yönetim kurulu üyesi olan Hartmann, Rus mafyası ile ilişkili olduğu belirtilen Nordex şirketi ile iş yapan, silah tüccarı Helmut Raiser’in iş ortağıdır. Raiser, Quantum yöneticisi Picciotto’nun arkadaşıdır. Temsilciler Meclisi Bankacılık Komitesi Başkanı Henry Gonzales, 8 Haziran 1993’de bu işlerin siyasi boyutunu vurgular ve Bush ve Reagan yönetimi döneminde Adalet Bakanlığı’nın BCCI’yi soruşturma taleplerini sürekli geri çevirdiğini açıklar. Gonzales, bu savsaklamayı, bankanın Irak yönetimiyle ilişkilerine bağlar.

Hartmann, Banca Nazionale del Lavoro’nun da yönetim kurulu başkanıdır. Bush yönetimi, 1990-91 müdahalesinden az önce, Georgia Banca Nationale del Lavoro aracılığıyla, Irak’a gizlice milyarlarca dolarlık kredi açmıştır. BNL, ABD’de "Bağdat’ın bankeri" olarak adlandırılıyordu.

Senatör Gonzales haksız da sayılmaz. Kissinger Associates şirketi, Haziran 1991’e dek, BCCI ile çalışan BNL’nin danışmanlığını yapmıştır. Hatta, Kissinger, Haziran 1989’da, iş adamları heyetiyle Bağdat’a dek gitmiş ve Saddam Hüseyin’e uluslararası borç almasını önermiştir. Irak’ın, İran savaşında aldığı borçları bir biçimde ödemesi gerekmektedir. Yalnızca BNL aracılığıyla Irak’a verilen borcun toplamı 4 Milyar dolardır. Bir milyar dolar, Irak’a askeri teknoloji satan örtü şirketlerine verilmiştir. Ne ki, Reagan’ın Irak’a 1983’den başlayarak verdiği CIA desteği artık sona ermektedir. Şimdi ödeme zamanıdır. Ödemenin şekli 1991’de açıklığa kavuşur ve Kuveyt’i işgale özendirilen Irak’ın tepesine çullanan ABD, tahsilatın tümünü gerçekleştirir.

Soros’un önemli adamlarından Kanadalı gayri-menkulcü Paul Reichmann, önceleri Olympia-York noteridir. Macaristan doğumlu bir Musevi olan Reichmann, Soros’un gayrimenkul fonu, Quantum Realty’nin ortağı ve aynı zamanda İngiliz-Kanada yayın grubu "Hollinger" şirketinin yönetim kurulu üyesidir. Henry Kissinger ve İngiltere Dışişleri eski Bakanı Lord Carrington da, Hollinger’ın yönetim kurulu üyeleridir. Lord Carrington, aynı anda, Kissinger Associates (New York)’in de, yönetim kurulu üyesidir.

Hollinger, Kanada’da London Daily Telegraph ile İsrail’de yayınlanan Jerusalem Post gazetelerinin sahibidir. Bu gazeteler, İsrail’in bölgesel egemenlik politikalarını destekleyen yayınlar yapar. Hollinger’in bir başka ünlü yöneticisi de, Richrad Perle’dir.

Deneyimli istihbaratçı Perle, 2001 yılında, Pentagon’da Savunma Politikası Yönetimi (Defence Policy Board )’nde görevlendirilmiştir. Soros ile başlayıp, Londra’da Rothschildler’e, sonra, New York’a ve Washington’a uğrayıp, İsviçre-İtalya sınırında, Lugano’daki İtalyan mafyasının, eroin-kokain paralarını dolaştıran bankalara geldik. Yeri gelmişken, Lugano’dan, Quantum yöneticisi Picciotto ile ilginç bir ilişkiye de değinelim. Picciotto’nun bankası Union Banque Privee, bir çok kez para aklama soruşturmasına uğramıştır. "İsviçre Bağlantısı" soruşturmasını yöneten Miami Savcılığı’na göre, bankanın yöneticisi Jean Jacques Handalı ile bazı görevliler, Kolombiya- Türkiye kokain-eroin örgütlerinin paralarını aklamaktadır.

Eski güvenlikçilerden Kissinger ve Brezinski ile Soros, Ukrayna- Amerika Konseyi’nde birlikte bulunmaktadırlar. Ukrayna’nın büyük çelik sanayisinin el değiştirmesi konuyu renklendirmektedir. Ne demişti Soros? "ABD dünya polisliği yapıyor, IMF basiretsizdir." Demişti ama, nereye baksak, Soros’u ABD’nin eski güvenlik şefleriyle yan yana görüyoruz.

Şimdi, bu karmaşık ilişkilerin yaratacağı bulanıklıktan ve bulantıdan biraz ayrılarak, bildik topraklara dönmeliyiz.

Kraliyet Bankeri ve "hükümetle iyi münasebetler"

Özellikle 1990’dan sonra ARI-TESEV gibi "sivil" örgütlerle ilişkilerini geliştiren "açık toplum" örgütlerinin kurucusu George Soros, Türkiye’den eksik olmaz. Türkiye para piyasasında Quantum’un yanı sıra "Turkish Growth Fund" adlı şirket de iyi iş tutar.

Şirket "Türk" adını almıştır ama, merkezi Lüksemburg’dadır. Şirketin yatırım danışmanı "Alliance Capital Management L.P" New York’ta, idari temsilcisi "Brown Brothers Harriman SCA" Lüksemburg’dadır. Adı "Türk" merkezi dışarda şirketin yönetim kurulu başkanı Dave H. Williams, başkan yardımcısı Nicholas H. Baring’dir. Yönetim kurulu üyeleri arasında iki de, T.C vatandaşı bulunmaktadır: Ahmet Çullu ve Cem Duna.

Quantum şirketinin yönetimiyle başlayan bağlantılarda adı geçen Nicholas H. Baring, işte burada karşımıza çıkmış bulunuyor. Ufkumuzu yenileyelim:

P2 Masonlarının bankeri Calvi’nin iş ortağı ve Quantum’un yönetim kurulu üyesi De Picciotto’yu London Barings Bank’ın İsviçre’deki banka yönetimine getiren kişi, Nicholas Baring’dir. Baringler, yüzlerce yıl İngiliz Kraliyet ailesinin özel bankerliğini yapmışlardır. London Barings Bank, 1995’de batmış ve yıkama merkezi olduğu ileri sürülen Dutch ING Bank tarafından devir alınmıştır. Bu denli ünlünün yönettiği "Turkish" şirketin piyasaya girişi de heyecan vericidir. Firmaya verilen destek-haber yorumlarından en önemlisi Wall Street Journal’da yer almıştır. J. M. Dorsey imzalı yazıda, "Türkiye’de ‘İslamcı’ finans şirketlerine ordunun isteği doğrultusunda baskı yapılmasına karşın, "İhlas Holding’e dokunulmadığı ve Turkish Growth Fund, George Soros’un Quantum Emerging Growth Partners, New Frontier Emerging Opportunities (Bahama) şirketlerinin İhlas Finans Kurumu A.Ş’den hisse aldıkları belirtilir.

Askeriyenin baskısından söz edilmesine karşın, bu şirketlerin riske girmelerinin nedeni daha da ilginçtir. New Frontier sözcüsü Philip Haas, "İhlas Finans’ ta çok büyük bir gelişme var," diyerek makul ve mantıklı bir yanıt verirken, Alliance Capital’in yöneticisi Sanem Bilgin, "İhlas Finans’ın hükümet içinde çok iyi münasebetleri var. İslamcı diğer şirketler kadar radikal değil," diyerek, piyasa işlerinde iç ilişkilerin önemini açığa vurur. "Hükümet içi münasebetler" piyasa işlemlerine yansımıyordur kuşkusuz.

Düğmeye kim ne yaptı?

Türkiye’de birazcık ulusallıktan, birazcık bağımsızlıktan söz edildi mi, hemen "Yabancı sermayeye ihtiyacımız var! Amman ha, dikkatli olalım, küstürmeyelim" sözleri ortalığa dökülür. Oysa, bu yabancı- severlerin büyük bir tutkuyla bağlandıkları yabancı sermaye, Türkiye’de üretime falan katılmaz. Soros ve ortakları, Haziran 1998’de yatırım yaparlar ama, aradan iki ay geçmeden satıp savıp, yabancı paraya çevirip çeker giderler. Elbette bu onların geri gelemeyeceği anlamını taşımaz. 2001 Ocak sonuna dek, gelip giderler.

Bu arada ulusal para çöker. Değer kaybı, % 200-300’e ulaşır. Son gidiş ciddi sonuçlar doğurur. Başbakan B. Ecevit, "Sanki düğmeye basmışlar gibi" der ama, yine de, Dünya Bankası’nın adamını Türkiye’ye getirir. Tarihte görülmemiş bir iş olur ve koalisyon hükümetine tek kişilik bir siyasi ortak gibi sokulur.

ABD savunma Bakan yardımcısı, Endonezya operasyonlarının unutulmaz adamı Wolfowitz’in "yakın arkadaşım, iyi memurdur" dediği K. Derviş, 24 Ocak 1980’den bu yana uygulanan politika sanki IMF programının ürünü değilmiş gibi, IMF ile neredeyse ayda bir program yapar! Kemal Derviş, Nisan 2001’de Dışişleri Bakanlığı’ndan hiçbir görevlinin bulunmadığı yemekte, ABD Büyükelçisi ile buluşur. Ne ki, büyük talihsizlik, telefon defterini otomobilin arka koltuğunda açık bırakmıştır. TV kameramanı sayfaya odaklar objektifini ve defterdeki "Soros" satırını kaydeder. Açık sayfanın gereği sonra anlaşılır. K. Derviş, 11 Nisan 2001’de, iki adamla daha buluşur:

Quantum’dan Anthony Richter ve Aryeh Neier. Richter, 1988 yılında Soros’a katılmıştır. OSI’nin 1988’den bu yana, Orta Avrasya Projesi müdürüdür. Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’da vakıf işlerini yürütmektedir. Richter, Eurasia Net’ in kurucusu ve Central Eurasia Forum başkanıdır. Richter, Sovyetler Birliği ve Türkiye hakkında güvenlik konularını işlemektedir. A. Richter, patronu Soros gibi, ABD dış politikasını yöneten seçkinler kulübü CFR’nin üyesidir.

Aryeh Neier ise, çok dalda oynar. 12 yıl, Human Rights Watch yöneticiliği ve 8 yıl American Civil Liberties Union direktörlüğü yapan Neier, 1993’de OSI (Açık Toplum Enst.)’ nin başkanlığına gelmiştir. Neier, Soros’un önemli paralarla desteklediği "drug legalization (Narkotik ilaçların yasallaştırılması)" projesinin yönetmektedir.

Bakan K.Derviş’in, George Soros’un iki adamıyla neler konuştuğu açıklanmaz ama, ulusal paranın yerle bir olmasının faturası, birkaç bankacıya ve her zaman olduğu gibi köhnediği ileri sürülen devlete kesilir. "Vur ve kaç" kapitalistlerinden söz eden olmaz. Para piyasasını sallayan transferler açıklanmaz! Görüşmelerin içeriğinden ulusa bilgi verilmez. Türkiye’nin iktisadi ve siyasi egemenliğini tersyüz eden yasalar, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmedik bir hızla birbiri ardına geçirilir. Aylık dış borç ödeme günleri yaklaştıkça, yeni borç gerekir. Yeni borç için IMF onayı gerekir. Onay için T.C’nin yasalarının değiştirilmesi gerekir.

Ve hızla "açık" toplumlaşılır. Her şey, Soros’un dediği gibi gelişir. ‘Sosyal’ devletten vazgeçilir. Soros’un, 1999 Haziran’ında, büyük iş adamlarının, hazine bürokratlarının karşısında buyurduğu gibi artık "Kürt sorunu çözülecek" tir.

"Open Society (Açık toplum)" ve ilginç ilişkiler

"Açık toplum"un özellikle, Doğu Avrupa ve eski Sovyet ülkelerinde "project democracy" operasyonunun para kanalı olarak örgütlendiği, eğitim, yardım, özgür(!) medya girişimlerini kullandığı bilinmektedir. Balkan ülkelerinde hayli iş başarılmıştır. Yugoslavya’nın parçalanması sürecinde muhalefete milyonlar akıtılmıştır. Akıtılan milyonların sonucunu, Hırvatistan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Franjo Tudjman’ın Hırvatistan Demokratik Birlik Partisi grubundaki, 7 Aralık 1996 konuşmasında arayalım.

Soros’un Hırvatistan toplumuna sızdığını belirten Tudjman, "açık toplum" örgütlenmesini şöyle özetliyordu: "..çalışmalarının içine 290 ayrı kurumu ve yüzlerce insanı almışlardır. (..) parasal desteklerle, liselilerden gazetecilere, üniversite profesörlerine ve akademisyenlere, kültürel, ekonomi, bilim, adalet ve edebiyat çevrelerinin tümündeki her sınıftan ve her yaştan insanı kandırdılar. (..) Açıkça söylüyorlar: Görevleri, mülkiyet ve devlet yapılarını bağışlarla değiştirmek. (..) hatta açıkça belirtiyorlar ki, onlar için gazetecileri ve ötekileri çeşitli Amerikan, BBC ve benzeri (kurumların) burslarıyla yetiştirmek yeterli değildir. (..) fakat bu (yetiştirilen) kişilerin parasal (ve) teknik yönden desteklenmeleri gereklidir." Tudjman’ın, açık toplumcuların parasal ve teknik destekleriyle varılmak istenen aşamayı belirten sözleri daha da açıklayıcıdır:

".. (Amaçları) Hırvatistan’daki mevcut otoritenin yerini alacak, kendilerine yandaş bir çevre yaratarak, yaşamın tüm alanlarında denetimi ele geçirmektir. Enerjilerini ve etkilerini medya ve kültür dünyası üstünde yoğunlaştırıyorlar. Özetle Hırvatistan’ın düzenini karıştırmak üzere devlet içinde devlet yaratmaya çalışıyorlar." Tudjman, şaşırmış gibi görünüyor. Nasıl şaşırmasın ki, sonradan Hırvatistan sınırları içinde kalacak olan Dubrovnik’de 1989’da yapılan Avrupa Üniversitesi kurma toplantılarının ilk görünümünü demokrasi atılımı sanmışlardı. Daha sonra Sırbistan’ın Hırvatistan’a askeri saldırısını hoş gören Batı Avrupa, Hırvatistan’a gecikmeli destek vermiş, bu arada Bosna, ateşe ve kana bulanmıştı. O zamanlar, ülkesinin, bağımsız ve onurlu bir devlet yönetimine kavuşacağını ve yeniden planlı bir dönemle, adım adım ilerleyen demokratikleşmeyle gelişeceğini uman Tudjman, birkaç yılda, iplerin açık toplumcular çevresinde kümelen güdümlü toplulukların eline geçtiğini görüvermişti.

Bu arada, ulusal sanayilerinin yok pahasına yabancıların eline geçmesini dış sermayenin demokratik katkısı olarak görürken, birdenbire ülkenin kültürel, bilimsel ve iktisadi yaşamı yabancının denetimine girivermişti. Her şey, hoş bir ortamda sessizce gerçekleşivermişti. Bu öyle derinden etkili ve hızlı bir süreçtir ki, en katı Marxistleri bile bir anda Open Society sözcüsü yapıvermişti.

Oysa, 1980’li yıllarda Hırvatistan’da esen rüzgar, kültürel bağımsızlık, merkezi yönetimin finansal denetiminden ve merkezi planlamadan kurtulmak istemleriyle içten içe gelişmişti. Bu "de- santralizasyon" düşüncelerini kendi üretimleri sanan Hırvat aydınları ve politikacıları, önce ulusalcılık ateşiyle canlanmışlardı ama, sonrasında, ulusal neleri varsa hepsinin yabancının eline geçtiğini görmüşlerdi. Böylece, dış pazarlarda Yugoslav sanayi ürünleriyle rekabetten yılan Batı şirketleri de, derin bir soluk almışlardı.

Devlet merkezlerine paralel bir devlet yaratmanın birinci koşulu, merkezi zayıflatmak. Merkezi zayıflatmanın yolu, etnik milliyetçiliği önce kültürel alanda kışkırtmak. Soros’un büyük paralar yatırdığı Human Rights Watch (HRW) gibi örgütlerin raporlarıyla merkezi devlet yıpratılırken, iç muhalefetle doğrudan bağlar oluşturmak. Ve sonuç, aynen Tudjman’ın, biraz geç kavradığı gibi, ulus devletin yıkımı, vur-kaç parasının önündeki engellerin kaldırılmasıdır.

Peki Türkiye’de ne oluyor?! Açılma örnekleriyle bir bölüm

Türkiye’de de başka bir yol izlenmiyor. Soros’un HRW direktörü Neier’in Türkiye turu boşuna gitmemiştir. Soros’un da buyurduğu üzere, "Kürt sorunu" açık toplum yollarında çözülecektir. Yüzlerce milyon dolarla desteklenen H.R.W’un katkılarıyla çözülecektir! Soros’un parasal kanalı, insanlık namına çalışma adı altında, "Project Democracy" operasyonunda, toplumları ayrıştırma projelerine destek sağlarken, ulus devletleri de açtıkça açmaktadır. Ne var ki, Soros’un Kürt sorununu çözmek için elinden geleni ardına koymadığı da bir gerçektir. Bir belgesel yapılmış.Tanıtımında şu satırlar yer alıyor:

"The Untold Story of US Weapons & Two Million Refugees in Kurdistan (İyi Kürtler, Kötü Kürtler: Birleşik Devletlerin Silahları ve Kürdistan’da İki Milyon Göçmenin bilinmeyen öyküsü) ..Kaliforniya’da yaşayan bir Kürt-Amerikan ailesinin Türk-Kürt iç savaşı içindeki insanlık öyküsünü anlatmakta ve Birleşik Devletler’den müttefiki Türkiye’ye silah transferini ve askeri yardımı araştıran" Bu belgeselin yapımcısı ve yönetmeni, Kevin McKiernan’a "Soros Foundation" tarafından 40,000 Dolar ödenmiştir. Soros tarzı açıklığın sonucunda, Türkiye’de anayasa değişiklikleri hızla geçirilmiştir. Bunlar yetmez, "project democracy"nin sonuna dek gitmek gerekir. Temmuz 2001’de, emekli Koramiral A. Kıyat ve İ. Alaton, NTV’ye çıktılar ve halkın ek vergilere karşı gösteriler yapmasını, yolları kapatmasını, ve yeni bir devlet kurulmasını önerdiler. Ne var ki, halk bu çağrıya uymadı. Halk, "Alaton ve Kıyat yürüyecekse kendileri yürüsün, herkesin vergi derdi kendine" diye düşünmüş de olabilir.

ARI ve ABD Cumhuriyetçi Parti örgütü IRI, iki yıl süren Anadolu çalışmalarının sonunda, 12-13 Mayıs 2001’de, gençleri, İstanbul’da topladılar. ARI lideri Kemal Köprülü, yeni bir cephe açtıklarını, liseli gençleri de işin içine kattıklarını açıklayıp, ekledi: "Bu sistem iflas etti.. Ankara’dakilerin sizden korkmalarının bir sebebi de, eğer siz meydanlarda yürürseniz hükümet üç günde düşer. İşçi ve memur haklarını satın alıyor. Ama sizin istediğiniz geleceğiniz."

TESEV, Sabancı Holding ve TUSİAD yöneticisi Can Paker, "Amerikanın yerine ben olsam, partiler yasası çıkmadan (Türkiye’ye) parayı vermem," diyerek, ekmeğini yediği ülkeye gözdağı verilmesini önerdi. Derviş’le birlikte Yeni Demokrasi Hareketi (sonra Partisi)’ni kuran Cem Boyner, Kıbrıs sorununun hemen çözülmesini isterken, "Vatan sadece harita değildir" diyerek, vatan sınırı ile fabrikasının dış duvarını karıştırdı.

TÜSİAD heyeti, ABD’de, NED başkanı, ambargocu Brademas’a Türkiye anayasasında öngördükleri değişiklikleri içeren bir rapor sundu ve M.G.K’nun kaldırılmasını istedi. Brademas, TESEV tarafından İstanbul’a getirildi ve Kıbrıs tezlerini savunma olanağını elde ederken, Türklere demokrasi dersleri verdi.

Denizli Genç İşadamları Derneği (DEGIAD)’nin konuğu olan ABD Büyükelçilik memuru Halberg, işyerlerini dolaştı ve "Derviş hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasi durumu nasıl görüyorsunuz?" gibi sorular sordu. Denizliler tepki göstererek bu girişimleri kınadılar. Derviş, Denizli gezisini bir ay erteledi ama, kısa süre sonra Denizli’ye geldi. Derviş’in Polonya asıllı, Kanada vatandaşı eşi, "yılın anası" ilan edildi.

Ve sonra: İsveç misyonunun ulusal devletin anlamsızlığını belirten kitapçık dağıtması. Alman ‘Stiftung’ örgütlerinin iç politikayı yönlendirmeye yönelik girişimleri, Orient enstitüsünün mezhep araştırmaları, Fethullah Gülen adına Georgetown Üniversitesi’nde, Fuller ve Harris gibi, eski istihbaratçıların da katıldığı konferans düzenlenmesi, aynı üniversitede Erbakan’a ödül verilmesi. Kürt siyasal tarihi saptırıcısı M. Von Bruniessen’in İstanbul dersleri, egemenliğe aldırmadan iç politikayı yönetme-yönlendirme girişimlerinde bulunan A.B elçisi K. Fogg’a devlet yönetimince sahip çıkılması… Daha sonra, Fogg’un aynen Brademas gibi, Denktaş’ın devre dışı bırakılmasını istemesi. 8 Haziran 2002’de Washington’da yapılacak "Iraqi Kurts" konferansına TESEV yöneticisi eski elçi Samberk’in katılacağının açıklanması…

Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın "Ulusal program hayata geçtikçe, Cumhuriyetin lafzıyla ayakta duran nice saltanat yerle yeksan olacaktır" ve "Avrupa’ya giden yol Diyarbakır’dan geçer" dedikten 8 ay sonra, A.B’ne girmek için "Alevilerden yardım" istediğini açıklayarak, laikliğe son derece uygun (!) davranışlarda bulunması. Yardım ve dostluk adı altında sürdürülen misyonerlik etkinliklerinin yerleşik düzene geçmesi. Yunan tezleri savunucularının, Pontus girişimcilerinin eksik olmayan ziyaretleri ve Bağımsızlık savaşının ve cumhuriyetin kuruluş merkezi I.Meclis binasının girişine, ABD’de kaçakçılıkla suçlanan tütün karteli "Philip Morris" adının yazılması ve ilanihaye…

İkinci 2 gün: asker ihracatı ve reform için kriz – kriz için reform

Halkın suskunluğunu, politikaların kabullenildiğine yormanın aldatıcılığı, kısa süre sonra anlaşılmaya başlanacaktır. 27 Şubat 2002’de, Türkiye’nin bir hayli borçlu olduğu Dünya Bankası’ndan bakanlığa getirilişinin yıl dönümünde ODTÜ’nde konuşan Kemal Derviş’e bir genç bayan, "Siz hep masal anlatıyorsunuz! Masal!.." deyiverdi.

Ve George Soros, 1-2 Mart 2002’de, yine G. Sabancı’nın konuğu olarak geldi. Önce Bebek’deki "OSIAF" irtibat bürosu elemanlarıyla Kafkasya- Asya-Ortadoğu işlerini kapalı olarak görüştü. CNN’in Türkçe yayınında, bir tür aklama programında konuştu. Programda, Dünya Bankası ve IMF eleştirmeni, yardımsever, insanlık timsali olarak gösterilen George Soros, "Başka ülkelerde parayı ben veriyorum ama, burada önemli ‘think tank’ örgütleriyle birlikte para koyacağız" dedi ve önemli işler başardığını belirterek övdüğü TESEV ve bazı "sivil" toplumcularla birlikte, Türkiye’de eğitime katkı koyacağını açıkladı.

Ne rastlantıdır ki, aynı günlerde "Turkish media"da, İstanbul’da Avrupa Üniversitesi kurulmasının gerekliliği anlatılmaktaydı. Tevhid- i Tedrisat kanunu ve misyoner okullarının kapatılması, "açık toplum"a zaten uymazdı! Ama Soros, ikinci 2 günlük ziyaretinde, Sabancı Üniversitesi salonunda daha önemli bir açıklama yaptı: "Türkiye asker ihraç etmelidir!" Acaba kimin adına ve nereye? Soros kapalı toplantılarını gerçekleştirirken, Kemal Derviş de, "Annem Alman, babam Arnavut, annemin annesi Alman, annemin babası da Hollandalıdır. Babam iyi bir Osmanlıydı. Ben iyi bir Türkiyeliyim" gibi bir açıklama yaptı. Yalnızca iktisattan sorumlu olduğu sanılan, Devlet Bakanı, böyle köken açıklamaları yapma gereğini neden duyar, bilinmez. Ama, onun bir yıl önce yaptığı açıklama daha da ilginçti:

"Ancak Türkiye gerek tarihi gerekse coğrafyasıyla küreselleşmeye özel olarak hazır. (..)Arnavutlar, Bosnalılar, Çeçenler, Gürcülerle aynı şekilde Kürtler de Türk halkının bileşenlerinden birini temsil etmektedir.Türk halkı etnik bir mozaiktir ve gücünü çeşitliliğinden almaktadır. Yarının en büyük sınavı Cumhuriyete bağlılığı ve ayni ulusa ait olma duygusunu koruyarak bu çeşitliliği geliştirmektir." Derviş’in "kriz nasıl olsa gelecekti" demesini, 1990 öncesini ‘es’ geçişini ve masal içinde masal anlattığını saptayan öğrencinin, açık görüşlülüğünü akılda tutmakta yarar var. K. Derviş, dışardan gelen her adam gibi, yaban ellerde daha açık konuşuyor. İngiltere’de, Oxford Üniversitesi’nde kriz sayesinde reform yapıyoruz, demekten kendini alamadı. Reformların siyasi-parasal sonuçları Derviş’in etnik açıklamalarında ve şu sözlerinde görülüyor:

"Önümüzdeki on yıl çok daha iyi geçecek. A.B üyeliği burada anahtar öneme sahip. Türk (Türkiyeli demeyi unutmuş) insanında Avrupa ailesine mensubiyet isteği büyük." Ne ki, George Soros, Derviş gibi mensubiyet ruhuyla konuşmuyor; doğrudan konuya giriyor. Soros’un, CNN’in Türkçe yayınında, Türkiye’deki bunalımın uzun süreceğini ve suçun kötü yönetime ait olduğunu belirten sözlerini de unutmamalıyız. Soros’un dünya bankasına ve IMF’ye karşıymış gibi gösterilmesinin, ünlülerce yere göğe sığdırılamayışının anlamını da… Ve elbette, George Soros ile Kemal Derviş’ in aynı otelde kaldıklarını da! Şimdi, masalcının yerine George’u tercih etsek mi?! Ne de olsa, George Soros, ABD ve Londra bankerlerinin yolunda yürüyen "açık" sözlü bir adamdır. 2000 yılında, Peru’da, devlete karşı sokak gösterilerini bir milyon dolarla desteklemekten geri kalmayan George, vururken de açık vuruyor. Vurduğu yerden ses getiriyor! Ama, Türkiye’den ses gelmiyor. Neden mi? Yanıtını, 1996 yılında, pek çok Türk’e de burs veren Carnegie Vakfı’nda yaptığı konuşmasında, zamanın ABD Dışişleri müsteşarı Strobe Talbott şöyle veriyor: "Demokrasiler (ülkeler), ticaret ve diplomaside güvenilir ortaklar olmalıdırlar ve Amerikan çıkarlarına uyumlu savunma ve dış politika izlemelidirler!"

Uyumluluk her zamanki gibi, en önemli koşuldur. Parada, pulda, kültürde, dilde, demokraside, etnik mozaikte, mezhepçilikte uyumluluk esastır. Uymazsan ne olur?

Önce piyasa oyuncuları ve Londra bankerleri, sonra IMF gelir. Daha sonra da, Başkan’ın adamları!.. Sonra, her şey yeniden başlar. Daha sonra, yine oyuncular gelir! Öykü yeniden başlar. Ve hep öyle sürer gider, ta ki, sınırlar silinene ya da akıl başa devşirilinceye dek! Bir küçük olasılık daha var. Belki de, akıl başa devşirilir ve altmış yıldır yürünülen bu karanlık yoldan dönülür. Belki bir ulus, bu dönüşün başını çekebilir!

Not: Özetle belirtmek gerekir ki, "Vur-kaç kapitalist" düzenini, dinsel-mistik tekil bir örgüt düzeyine hapsetmek, dünyanın başına sarılan, organize siyasi-finansal-devletsel suç örgütünün, emperyalist devletlerin gerçek yüzünü örteceği gibi, özünde ‘üstün ırk’ sapkınlığına (ırklar arası hayali- hiyerarşik dizinlemeye) hizmet eder, hedef şaşırtır, ulusları ‘cemaat’ korumasına iter. Oysa emperyalizm dediğiniz, bir çete sistemidir.

Reklamlar

Etiketlendi:,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: