DİN VE DİYANET DOSYASI /// Prof. Dr. Ramazan ÖZE : TÜRKİYE’DE EĞİTİM, KÜLTÜR, DİL, E TNİK VE DİN İLE JEOPOLİTİK İLİŞKİLERİ

Eğitim Ve Kültür Yapısı İle Jeopolitik İlişkisi

Türkiye’nin eğitim ve öğretim durumu yıl geçtikçe iyileşmektedir. Türkiye’de ilk ve orta eğitim ve öğretim faaliyetlerini, Milli Eğitim Bakanlığı yürütmektedir. Yüksek öğrenim ise Yüksek Öğretim Kurulu (Kısa adı YÖK) tarafından koordine edilmektedir.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yılları kapsayan 1923-1924 eğitim ve öğretim yılında okulöncesi eğitim kurumu sayısı 80, bu okullarda eğitim gören öğrenci sayısı 5880 ve öğretmen sayısı ise sadece 136 kişiydi. Yine aynı yılda yurt genelinde 4894 ilkokul, 116 ortaokul, 43 lise ve meslek lisesi, 9 yüksek öğretim kurumu bulunmaktaydı. Bu okullarda okuyan öğrenci sayıları; ilkokulda 341.941, ortaokulda 9.894, lise ve meslek lisesinde 3.799 ve yüksek öğrenimde sadece 2914 kişi kadardı. Bu okullarda görev yapan öğretmen kadrosu ise ilkokullarda 10.238, ortaokullarda 1.054, lise ve meslek liselerinde 838 ve yüksek öğretimde ise 307 dolayındaydı. Dolaysıyla toplam 364.428 öğrenci ve 12.573 öğretmen olmak üzere genel olarak 377 bin kadar nüfus eğitim ve öğretim alanında idi. Bu yıllarda ülke nüfusu 15 milyon kadar olduğu hesaplanırsa, genel nüfusun % 2,5’u eğitim ve öğretimle uğraşmaktaydı. Bu yıllardan sonra, yurdumuzda eğitim ve öğretim alanında büyük gelişmeler kaydedildi. "Hayatta En hakiki Mürşid ilimdir."diyen Atatürk, sağlığı boyunca çok sayıda okullar açtırdı. Eğitime büyük önem verdi. Atatürk’ün çizdiği yolda, Türkiye eğitim alanında büyük atılımlar yaptı.

1995-1996 eğitim ve öğretim yılı eğitim istatistikleri incelendiğinde eğitim alanındaki gelişmeler daha kolay anlaşılır. Bu yılda 6830 okul öncesi okul vardı ve burada 9622 öğretmen 198.979 öğrenciye eğitmekteydi. 51.721 ilköğretim kurumunda, 298.735 öğretmen 9.547.838 öğrenciyi okutmaktaydı. 5337 genel lise ve meslek lisesi bulunmakta olup, 139.691 öğretmen 1.113.236 öğrenciye eğitim yaptırmaktaydı. Yüksek öğretim ise kendi arasında yaygın eğitim ve yüksek eğitim programı olarak iki kısımda yürütülüyordu. 5111’i yaygın eğitim kurumunda 36.778 öğretmen ile 986.503 öğrenci vardı. 1202 yüksek öğretim kurumunda ise 47.267 öğretmen 1.407.039 öğrenci okumaktaydı. Toplam olarak yurt genelinde 70.201 eğitim kurumu bulunmakta ve bu eğitim kurumlarında 532.093 öğretmen görev yapmakta ve 14.363.595 öğrenci eğitim ve öğretim görmekteydi. Yani bir bakıma ülke nüfusunu % 23’ü eğitim sektöründe idi. Demek ki, eğitim ve öğretim ordumuz 72 yılda % 2,5’lerden % 23’lere yükselmiştir. Bu gelişme ülkemiz eğitimi için gerçekten övünç vesilesidir.

İnsanlığı tehdit eden olayların içinde, eğitimsiz ve işsiz nüfusun hala büyük değerler göstermesi büyük önem arz ediyor. Dünya ülkeleri eğitim seviyeleri incelendiğinde, kalkınmışlık düzeyi ile eğitim oranları arasında sıkı bir bağlantının olduğu görülüyor. Genelde gelişmiş ülkelerde eğitim seviyeleri yükselirken, gelişmemiş ülkelerde eğitimsiz nüfus oranları büyük rakamlara ulaşıyor. Kuşkusuz eğitimsiz nüfusun fazla olması, o ülkenin fazla gelişmemiş olmasından ötürü, işsiz nüfus oranının artmasına da sebep oluyor. Bu nedenle, kalkınmak isteyen çoğu ülkeler, eğitime büyük önem veriyorlar.

Türkiye’nin eğitim ve öğretim durumu yıl geçtikçe iyileşmektedir. ülke toplam nüfusunun yaklaşık ¼’ü eğitim ve öğretim gören insanlar oluşturmaktadır. Kuşkusuz bu durum, ülkenin çok genç bir nüfus yapısı olduğunu ve eğitime önem verildiğini gösterir.

Nüfus arttıkça okul sayısı hızlı bir şekilde artış göstermektedir. Buna rağmen maalesef okulu ya da öğretmeni olmayan köy veya mahalle bulunabilmektedir. Özellikle hızlı göç hareketinin sonucu olarak oluşan gecekondu mahallerinde yerleşmenin çarpık ve düzensiz olduğu kadar hızlı gelişmesi sonucunda okul yapımları gecikmektedir. Öte yandan Eğitim sistemimizde sık sık yapılan değişiklikler, eğitimimizi olumsuz yönde etkilemektedir. Eğitimde çağı yakalamak zorundayız. Atatürk’ün "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır" sözüne mazhar olan öğretmenlerimizin tüm sorunlarını çözümlemeliyiz. Ayrıca öğretmenlerin yeni nesillere, iş sahaları açmalı ve işsizlik sorununu çözümlemeliyiz.

Anadolu yarımadası, coğrafî özelliklerinden dolayı tarihin her döneminde mutlaka bir medeniyete beşiklik yapmıştır. Bu nedenle Anadolu yarımadasının bir diğer adı; "Medeniyetlerin Beşiği olan Topraklar" olarak adlandırılmıştır. Ve bu medeniyetlerin hepsine "Anadolu Medeniyetleri" denir. Bu medeniyetler hakkında ayrıntılı bilgiler, Anadolu Medeniyetlerini konu edinen kitaplardan elde edilebilir.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Morton Abramavitz’in Türkiye hakkındaki izlenimleri oldukça dikkat çekicidir. Abramavitz; "Anadolu yarımadası tarih boyunca bin yılların kavşak noktası, birbirinden çok farklı toplulukların Doğulu ve batılı, yerleşik ve göçebe, Hıristiyan,Müslüman, Yahudi ve Putperest kavimlerin buluşma yeri olmuştur. Küçük Asya’daki toplumların hayatında yepyeni çığırlar açılmış, yaşanmış ve sona ermiştir."demiştir. Abramavitz belki haklıdır amma Anadolu bin yıldan fazladır tek bir medeniyete beşiklik yapmaktadır ve yapmaya da devam etmektedir. O da Müslüman Türk medeniyetidir.

Bir toprak parçasının kale özelliği taşıyabilmesi için, içinde aralıksız olarak insanın yaşamış olmasıdır. Bir dönem insanlarla dolu olup, diğer zamanlarda boş olan kale düşünülemez.

Dünya insanlık tarihi incelendiğinde, aralıksız olarak medeniyetlere beşiklik yapmış olan bir toprak parçası, Anadolu’dan başka bir coğrafyada görülmez. Bu nedenle Anadolu, dünyanın en güçlü ve en büyük tek kalesidir. Bu kale özelliğini geçmişte koruduğu gibi, gelecekte de koruyacaktır. Gerçi bugün bu kalede dünya hakimiyetinden söz ettiren bir devlet yoktur, amma gelecekte dünya hakimiyetini kurabilecek olan Türk Milleti yaşamaktadır.

Türkler, tarih boyunca dünyaya hükmeden millet olmuşlardır. Eğitim ve kültür açısından her geçen gün daha da iyiye ve güzele giden Türkiye, yakın gelecekte yine dünyayı hayran bırakacak olan yeni bir medeniyet kuracaktır ve bu potansiyel, her geçen gün daha da artmaktadır.

Dil Yapısı İle Jeopolitik İlişkisi

Anadolu yarımadasında, 1071 Malazgirt Savaşından bugüne kadar hep Türkler yaşamıştır. Türklerin anadili Türkçe’dir. Bundan sonra da, Anadolu’da hep Türkler yaşayacak ve dil olarak Türkçe konuşulacaktır.

1071’den bugüne Anadolu’da hep Türkler yaşamıştır amma devlet olarak tek bir devlet yaşamamıştır. Selçuklular, Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti ve Türkiye. Bu devletlerin kuruluş yılları incelendiğinde devletin dili Türkçe’dir. Ancak yıkılışları yaklaştıkça başka dillere özenti olmuş ve oldukça fazla kelime Türkçe’ye girmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 (ki bu tarih günümüzde "Dil Bayramı" olarak kutlanmaktadır) tarihinde buyurduğu ferman şöyledir; "Şimden geru hiç gimesne, kapıda, divanda, mecliste, seyranda Türk dilinden özge söz söylemeye." diye ferman buyurarak, devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu ilan ederek çıkış yapması, yaşadığı dönemde başka dillere özentinin olmasındandır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa kemal ATATÜRK, Türkçe’nin önemi hakkında çok sayıda söz söylemiş ve Türkçe’nin geliştirilmesi ve dünya genelinde yaygınlaştırılması için Türk Dil Kurumu’nu kurmuştur. Defalarca söylediği sözlerden biri de; "Türk demek dil demektir. Milliyetin en bariz vasıflarından biri dildir. Türk her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır."

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte, Türk Eğitim ve Öğretiminin, yeni esaslara dayandırıldığını görmekteyiz. Atatürk’ün emriyle, 15 Temmuz- 15 Ağustos 1923 tarihleri arasında, Birinci Heyet-i İlmiye adıyla, ilk Maarif Kongresi yapılmıştır. 2. ve 3.sü, 1924 ve 1926 yıllarında yapılan Kongreler ile Türk Milli Eğitimi’nde, plân ve program çerçevesinde düzenlemelere gidilmiştir. 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı "Maarif Teşkilâtına Dair Kanun" hükmünce, "Türk diliyle ve bütün ilmi meselelerle uğraşacak bir Dil Heyeti’nin kurulmasına" karar verilmiştir.

1924 yılından itibaren, azınlık ve yabancı okullarda dini propaganda yasaklanmıştır. Okullarda bulunan haç, dini resim ve heykeller kaldırılması istenmiş ve bu tür okullara, bir Türk asıllı bir müdürün atanması önerilmiştir. Ancak bu isteklere çoğu yabancı okul idarecileri karşı çıkınca, hükümetin kararlarına boyun eğmeyen, 50’ye yakın Yabancı okul kapanmıştır.

1930 yılında Atatürk dilin önemi ve Türk dilinin geliştirilmesi hususunda şöyle demiştir; "Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkelerini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."

1932 yılında yaptığı bir başka konuşmasında Atatürk şu cümleleri söylüyordu; "Batı dillerinin hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tespit edilecektir."

Atatürk, 1933 yılında bir başka konuşmasında şöyle diyordu; "Kat’i olarak bilinmelidir ki Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hakim ve esas olacaktır."

Atatürk ölümüne yakın yaptığı bir vasiyette ise şu cümleler oldukça dikkat çekicidir; "Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek, Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir." Ve Atatürk ölüm döşeğinde iken bir ara kendine gelir ve yanındakilere şöyle der; "Arkadaşlara selam, dil çalışmalarını sakın gevşetmeyin."

İşte dünya hakimiyetin temel felsefesi budur. Dünyanın kalesi ve kalbi olan Türkiye’de, Türkçe konuşulacak ve Türkçe bilim dili olacak ve buradan tüm dünyaya özlenen adil ve barış dolu Türk dünya hakimiyet ışıkları saçılacak ve tüm dünya aydınlığa kavuşacaktır.

Din Yapısı İle Jeopolitik İlişkisi

Türkiye, coğrafî konum olarak Asya-Afrika-Avrupa kıtalarının birbirlerine iyice yaklaştığı noktada yer almaktadır. Doğudan Orta Asya’ya yani Müslüman Türk Dünyası’na, Güneyden Müslüman Arap Dünyasına, Batıdan Hıristiyan Avrupa Dünyasına, kuzeyden ise Ortodoks Hıristiyan Rus Dünyasına komşudur. Bilindiği üzere Anadolu’nun güneyini de içine alan Ortadoğu toprakları, kutsal dinlerin doğuş noktasıdır. Tarih boyunca gelmiş peygamberlerin çoğunluğu bu bölgede yaşamışlar ve dinlerini bu ilk kez bu bölgede yaymaya çalışmışlardır.

Bu vesileyle, Türkiye, Ortadoğu’da çıkan bütün dinlerden etkilenmiştir.

Bütün dinlerin kesişme noktasında yer alan Türkiye, elbette dinler açısından alındığında kesişme-çarpışma veya dinler fayı üzerinde bulunur. Çarpışma hattında bulunan Anadolu, tarihi devirlerden bugüne hep farklı dinlerin çarpışma alanı olmuştur. Ve bu çarpışma özellikle 19.yüzyıldan itibaren şekil değiştirmiş ve misyonerlik faaliyetleri ile devam etmiştir.

Misyonerlik faaliyetleri bugün de bütün hızı ile devam etmektedir. Türkiye’nin son dönemlerde çektiği tüm sıkıntıların altında, çoğu kez bir misyonerlik faaliyeti yatmaktadır.

Özel bir görevle görevlendirilerek ve yetkili kılınarak yabancı diyarlara gönderilmek olgusuna misyon, bu amaçla gönderilen kişilere Misyoner adı verilmektedir. Misyonerliğin özü dindir. Başlıca araçları ise okul, matbaa, kitap, hastane ve benzeri modern kurumlardır.

Hindistan’a 1793 yılında ayak basan William Carey, modern misyonerliğin kurucusu kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu topraklarına ilk ayak basan Protestan misyoner ise, 1815 yılında Mısır’a gönderilen İngiliz Church of Missonary Societ’e bağlı bir papazdır.

1880 tarihli Bartlett Raporu’nun ilk cümleleri şöyledir; "Misyonerlik faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır." Ve 1901 yılında A.B.D. Devlet Başkanı seçilen Theodore Roosevelt, daha 1898 yılında şu cümleleri sarf etmiştir; " Dünya’da, herkesten önce ezmek istediğim iki güç; İspanya ve Osmanlı İmparatorluğu’dur." Neden? Nedeni gayet açık, A.B.D.’nin Güney Amerika kıtasındaki hakimiyetine karşı en büyük engel İspanyollar’dır. Avrupa, Afrika ve Asya’daki sömürgecilik faaliyetleri için engel teşkil eden güç, Osmanlı İmparatorluğu’dur. A.B.D., dünya hakimiyeti için bu iki gücün, dünya tarihinden kaldırılmasını 19. yüzyılda hedeflemiştir.

1923 yılından bugüne kadar Anadolu yarımadası üzerinde Türkiye cumhuriyeti yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye cumhuriyeti, dünya platformunda, Osmanlı Devleti’nin tek varisi olarak görülmektedir. Misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile birlikte son bulmamış, aksine daha da yoğunlaşarak Türkiye üzerine yönelmiştir. Osmanlı Devleti’nin çöküşüne neden olan misyonerlik faaliyetlerine karşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin duyarlı olduğu pek söylenemez. Bunun böyle olduğunu anlamak için, sadece Türkiye’nin eğitim politikasına kısa bir göz atmak yeterlidir.

Türkiye üzerinde yaşayan insanların çoğunun dini İslâm’dır. Türkiye insanı ise, dinine karşı duyarlı en erdemli bir insandır. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacaktır. Bu özellik devam ettiği sürece, Türkiye, dünya hakimiyetini yeniden sağlayabilecek güçlü ve gizli bir potansiyel taşımaktadır.

Nüfusun Etnik Yapısı İle Jeopolitik İlişkisi

Türkiye’nin etnik yapısı, sürekli olarak dünya siyasi platformunda gündeme getirilmekte ve özellikle Batı Ülkeleri, Türkiye’yi yapay sorunlarla bölmeye çalışmaktadırlar. Batı Ülkeleri tarafından ileri sürülen, Türkiye’nin etnik yapısı ile ilgili veriler oldukça farklılık göstermektedir. Sözgelimi CIA’nın 2000 yılı verilerine göre; Türkiye’nin toplam nüfusu 65,666,677 kişiyi bulmakta ve bunun %80’ini Türk, % 20’sini Kürt nüfusu oluşturmaktadır. Ancak durum böyle değildir. Bu değer oldukça yanıltıcıdır.

CIA’nın bu değerleri, etnik unsurları tahrik etmek amacıyla fevkalade abarttığı dikkati çeker . Türkiye’deki Kürt vatandaşlarımızın nüfusu % 6 civarındadır. Her nedense A.B.D’li ve diğer Batılı yazarlar, Türkiye’deki Kürt nüfusu oranını şişirmekte ısrar ediyorlar. Ancak geçmişe doğru bu ülkelerin istatistiklerine baktığımızda bu çelişkiyi görmüş oluruz. Nitekim 1997-1998 yıllarını kapsayan A.B.D kökenli dünya yıllıklarında Türkiye’deki Kürt nüfusu oranını % 20 dolayında şişirirken, yine A.B.D Newyork 1983 yılı baskılı, "The World Almanac and Book of Facts 1983" adlı yıllıkta, Türkiye’deki Kürtlerin oranı % 7 olarak belirtilmektedir. Aynı çarpıklık, İngiliz ve diğer Avrupa ülkeleri kaynaklarında da görülmektedir. İngiliz kaynaklarında tamamen çelişkili bilgiler verilmektedir. Örneğin Eyewitness World Atlas-1997 ve Hammond Atlas of the world-1997’de Kürtlerin oranı % 20, Encarta 97 World Atlas’da % 17 gibi oldukça abartılı olarak gösterilirken, Encyclopedia Britannica-1997’de % 6,2, The Attica Interactive World Atlas-1998’de % 6 olarak gösterilmektedir.

Burada açıkça görülüyor ki, Batılı Ülkelerin istatistikleri ayrıntılı bir şekilde, özellikle geçmişe doğru incelendiğinde, gerçek apaçık ortaya çıkar. Günümüzde de Türkiye’de Kürt nüfusunun oranı ancak % 6’yı bulur. Öte yandan bu % 6’lık nüfusun büyük çoğunluğu Türkiye vatandaşı olmaktan gurur duyar ve Türk örf ve adetlerine bağlı olarak yaşamlarını sürdürürler. Sayıları ancak binlerle ve hatta yüzlerce ifade edilebilecek ve özellikle Türkiye’yi bölme çabalarına alet olan bir avuç insanın, Türkiye’yi bölme çabaları daima boşa çıkacaktır.

Oldukça abartılı ve yüksek değerler gösteren yayınların tutumu, tamamen Türkiye’deki sözde ve hayali etnik gruplar yaratmak ve bu hayali etnik gruplar arasında savaş çıkararak, ülkeyi bir iç savaşa sürüklemek ve Türkiye’yi bölmek için harcanan çabalardır. Türk Milleti, Vahşi Batı’nın bu sinsi oyunun ağına düşmeyecektir. Bu konuda, Türkler kadar, onların geçmişten bugüne din ve can kardeşleri olan Türkiye Müslüman Kürtleri de uyanık olacağı şüphesizdir.

Not: Bu makale, Prof. Dr. Ramazan ÖZEY’in Türkiye Coğrafyası ve Jeopolitiği adlı kitabından alınmıştır. Kitap hakkında bilgi edinmek için, kitapları bölümünü tıklayınız.

Prof. Dr. Ramazan ÖZE

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: