DÜNYA TÜRK FORUMU : Küresel Türk Algısı, Mikro Milliyetçilik Entegrasyon ve Öngörülemezlik

Süleyman ŞENSOY

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, çok kıymetli bakanlar, büyükelçiler, çok kıymetli medya mensupları, yine çok kıymetli katılımcılar… Dünya Türk Forumu’nun dördüncüsünde bir arada olmaktan duyduğum mutluluğu öncelikle ifade etmek isterim. Hepinize en içten şükranlarımı sunuyorum.

Bugün çok anlamlı bir gün. 2015 yılı, Çanakkale Kara Savaşları’nın yüzüncü yılı ve bu yıl bu forum ve tüm alt çalışmalarını Çanakkale Şehitlerimize ithaf ettik. Onların ruhu şad olsun diyorum ve Fatihalarınızı, dualarınızı esirgememenizi diliyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde bir resmî zirve de dün Çanakkale’de başladı, bugün devam ediyor. Hem ittifak edenlerin, hem savaşan tarafların, hem de tarafsız kalanların bir arada olduğu yaklaşık yüz ülkenin katılımıyla bunun Çanakkale’de anılıyor olmasının da Dünya barışı için ve bölgesel barış için önemli bir mesaj olduğu kanaatindeyim.

Aslında biz de burada sizlerle birlikte sivil bir zirve yapıyoruz. Dolayısıyla; hem Türkiye ölçeğinde hem Türk Dünyası ölçeğinde hem de bölge ve dünya ölçeğinde barışa ve refaha bu anlamda katkı sunabiliyorsak çok mutlu olacağız. Ümit ediyorum ki burada tartışılacak konular ve ortaya çıkacak olan etkileşim de bu sürece nitelikli bir hizmet sunacaktır. Dün biz Dünya Türk Forumu’nun Akil Kişiler Kurulu’nun 3. toplantısını da Profesör Vamık Volkan Beyefendi’nin başkanlığında yaptık. Oradaki konuşmalara da bilahare değineceğim.

Konuşmamı üçe böldüm: Birincisi, Küresel-Bölgesel Gelişmeler; ikincisi, bu yılki ana tema ile ilgili yapılabilecek çalışmalar; üçüncüsü de Forum kurumsalıyla ilgili yeni öneriler ve konuşmalar olacak. Mümkün olduğunca kısa tutacağım ama genel bir çerçeve çizmek açısından da değinmek zorunda olduğum hususlar var.

Öncelikle bu forumun gerçekleştirilmesine katkı sunan bütün kurumlara ve yine bu forumun her yıl olduğu gibi kahramanı Dr. Almagül İsina Hanımefendi’ye, çalışma arkadaşlarımıza ve yönetimimize hem kendi adıma hem sizler adına en içten şükranlarımızı sunuyorum.

Sıklıkla söylediğimiz gibi; geçmiş 10 yıl, dünya tarihi açısından yüz yıla bedel etkiler bıraktı. Dolayısıyla önümüzdeki 10 yılda yapacaklarımızın Dünya’nın yüzyılın geri kalanında nerede olacağımızı belirleyeceğini düşünüyoruz. Bu anlamda Türk Dünyası’nın da çok büyük bir misyonu ve önemi olduğu kanaatindeyim. Çünkü; Dünya Medeniyeti açısından Türkler kurucu ve başka kültürlerle de etkileşim içerisinde olan ana unsur. Doğu’yla Batı arasındaki rekabet hepimizin de izlediği gibi çok yoğun bir şekilde ısındı. Geleneksel Batılı müttefikler ve onun dışında Rusya, Çin gibi yeni güç adayları arasındaki rekabet oldukça sofistike bir seviyede ilerliyor. Üç temel parametre bu rekabeti şekillendiriyor. Bir tanesi mikro-milliyetçilik ki bunun çok sayıda örneğini Orta Doğu’da, Ukrayna’da, Gürcistan’da, Kuzey Afrika’da çok farklı ülkelerde yaşıyoruz. Ne yazik ki mikro-milliyetçiliğin acı sonuçlarıyla ilk biz bölge olarak yüzleştik. Bu anlamda hem Türkiye’nin hem ilgili dost kardeş Türk Devletleri’nin mikro milliyetçilik risklerini minimize etmeleri, değişen devlet doğasını zamanın da yorumlayarak kurumsal altyapılarını değiştirmelerini ve geliştirmelerini öneriyoruz.
Artık devletlerin rolü değişiyor. Çok ezberlediğimiz hususlarda oluşturulan devlet altyapılarının bir süre sonra işe yaramadığını göreceğiz. Dolayısıyla inşa ettiğimiz güç portföyünü gözden geçirmemiz gerekiyor. Çok yoğun olarak sert güce kısıtlı kaynaklarımızı harcıyoruz; ama bu sert gücün büyük kısmının işe yaramadığını bir süre sonra göreceğiz. Bu anlamda değişen devlet doğasının temel parametrelerini yakalamamız gerekiyor. Yakalayabildiğimiz ölçüde, bütün risklerle birlikte mikro-milliyetçilik konusundaki risklerimizi de azaltmış olacağız.

İkincisi yine bu Doğu’yla Batı arasındaki süreç. Temel rekabet parametresi, entegrasyon… Bu mikro-milliyetçilikle zıt ama aynı anda ilerliyor. Çünkü hem çok sayıda ülke var hem de çok sayıda yeni ülke ortaya çıkacak. Bunların kendilerini tek başlarına ifade etmeleri zor olduğu için entegrasyon süreçleri hızlanıyor. Bunun en yenisi Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik’teki yeni ticaret ve yatırım ortaklığı süreci. Bu süreç, Avrupa Birliği entegrasyonunu da büyük ölçüde geride bırakmış durumda. Türkiye’de çok takip edilmiyor ama tamamlandığında Dünya ticaretinin %73’ünü kontrol eden bir yapı ortaya çıkacak.

Buna paralel Asya’da, Latin Amerika’da, Afrika’da çok fazla entegrasyon hareketi var. Bildiğiniz gibi Çin’in başını çektiği çok önemli çalışmalar var. Rusya’nın başını çektiği Avrasya Birliği var ve Gümrük Birliği uygulamasına da geçildi. Bu anlamda bizim de Türk Dünyası’nda entegrasyon konusunda daha proaktif olmamız gerektiği kanaatindeyim. Bazı reel-politik çekincelerle bu iş daha çok kültürel tabanda bırakılmaya çalışıldı. Ancak siyasi, ekonomik ve stratejik olarak entegrasyonu derinleştirmek için Dünya’da güçlü bir trend var. Bu trendden de yararlanmak gerektiği kanaatindeyim. Çünkü bu kadar entegrasyon hamlesi bir arada yürürken Türk Dünya’sının bu konuda gereken etkinliği gösterememesi ya da entegrasyon hızının yavaş olmasının tarihî bir hata olacağını düşünüyorum.

Bu anlamda entegrasyon parametresi içerisinde de Türk Dünyası’nda daha iyi tarif edilmiş bir derinleşmeye ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Bu konuda sadece devletlerin ya da Türk Konseyi’nin çerçeve çizmesinin yeterli olmadığının, bunu inşa edecek bir kapasite programı olması gerektiğinin, bütün kanallar arasında çalışmasının altını ısrarla çiziyoruz. Zira devletler arasındaki siyasi irade çok önemli ama bunun altyapısını inşa edecek olan diğer kurumlardır. Diğer kurumların da dâhil edildiği çok güçlü bir programa ihtiyaç var.

Üçüncü temel parametre de Doğu’yla Batı arasındaki rekabette öngörülemezlik. Bunu hayatımızın her alanında yaşıyoruz. Birçok ülke politikalarında hedeflediğinin tam tersi neticelerle karşılaşabiliyor. Bunu zaman zaman Türkiye de yaşıyor. Dolayısıyla öngörülemezlik çerçevesinde sürekli bir kriz yönetimi içerisinde olmak gerekiyor. Bu kriz yönetimi ne kadar sürer, ilelebet mi devam eder, o da çok belli değil, çünkü dünya çok hızlı değişiyor.

Bu yılki forumun ana temasına gelirsek: “Kamu diplomasisi, Medya ve Enformasyon”. Bildiğiniz gibi bu 2015 Türk Konseyi Zirvesi’nin de ana teması: “Medya ve Enformasyon”. Bilge Cumhurbaşkanı Sayın Nazarbayev’in önerisi ve kendisi de ev sahipliği yapacak bu zirveye zaten. Ağustos ayında bildiğim kadarıyla. Dolayısıyla biz o anlamda da bir katkı sunmak istedik; resmî süreçlerle sivil süreçler etkileşim içerisinde yürüsün diye.

Aslında Kamu Diplomasisi, Medya ve Enformasyon başlığı Türk Dünyası’nda her konuda olabilecek işbirliği potansiyelinin bütün özelliklerini taşıyor. Bilhassa “Kamu Diplomasisi” çok geniş bir tanım ve kamu diplomasisi kurumlarının işbirliği başarılı bir şekilde gerçekleştiğinde ortaya çok büyük bir etkileşim çıkacak. Bu anlamda üniversiteler, sportif kurumlar, kültürel kurumlar, sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları, aklımıza gelebilecek her türlü oyuncunun kendi arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesi gerekiyor.

Medyanın da ortak bir Türk Dünyası gündemi oluşturulması noktasında çok büyük bir misyonu var ama bu misyon bir türlü yerine gelmiyor. Bu anlamda oluşturduğumuz ortak gündemler çok sığ kalıyor. Enformasyon alanında da hem yeni gelişen teknolojiler için hem de iletişim kanallarının güçlendirilmesi açısından çok büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

Bu iki gün içerisinde yapılacak olan tartışmaların ve ortaya çıkacak sonuç deklarasyonunun da Türk Konseyi’ne ve bu alanda yapılacak çalışmalara önemli bir katkı sunmasını diliyorum.

Son olarak özellikle dün Akil Kişiler Kurulu Toplantısı’nda konuşulanlardan yola çıkarak, Dünya Türk Forumu’nun kurumsal yapısıyla ilgili paylaşmak istediğim hususlar var: Bundan sonraki yıllar için, bugünden itibaren başlayan süreçte bölge temsilcilikleri oluşturulması benimsendi; Balkanlar’da, Avrupa’da, Asya’da değişik bölgesel başlıklar altında Dünya Türk Forumu’nun bölgesel temsilciliklerini aday olan kurumların üstlenmesi bekleniyor. Ayrıca yine bu kurumların liderliğinde bölgesel toplantılar yapılmasın benimsendi, zira yılda bir kez yapılan bu tarz toplantılar ister istemez makro düzeyde kalıyor. Avrupa’da Avrupa’nın sorunlarını, Latin Amerika’da oradaki Türklerin durumlarını, Kuzey Amerika’da oradaki Türklerin sorunlarının konuşulabileceği bölgesel toplantılar yapılması benimsendi. Yönetilebilir şekilde yani aşırı çeşitlendirmeden belli alt temalarla, örneğin gençlerle, kadınlarla ilgili vb. belli sektörel alt temalar belirlenmesi ve bununla ilgili çalışmalar yapılması gerektiği üzerinde duruldu. Bu bölgesel temsilcilikler için burada adaylık tekliflerini ilan etmiş oluyorum. Gelen tekliflere göre bunun değerlendirileceğini paylaşmak isterim.

Değerlendirilen diğer bir konu ise Türkiye’nin yurt dışı diaspora faaliyetleriyle ilgili övgü ve eleştirilerdi. Özeleştiriler de vardı elbette. Bu anlamda hem Türk Devletleri ile Türkiye’nin diasporalarla ilgili daha fazla etkileşim içeren bir program geliştirmesinin, ciddi bir bütçe ayırılmasının, bu bütçenin objektif kriterlerle yönetilmesinin, mümkünse 1 milyar dolar gibi bir hedefin ortaya konmasının gereği üzerinde duruldu. Bu da inşallah zaman içerisinde olacaktır diye düşüyorum.

Konuşulan bir diğer önemli konu ise Ermeni Meselesi idi. Bu konuda çok iyi bir durumda değiliz geldiğimiz nokta itibarıyla… Azerbaycan’ı ve Türkiye’yi çok daha yakından ilgilendiriyor. Diğer dost kardeş Türk Devletleri’nin ve Türk toplumlarının da ilgisini daha çok bekliyoruz. Ama gelinen noktada çok iç açıcı değil yaşanan gelişmeler. Bu konuda özeleştirilere de ihtiyacımız var. Dün Akil Kişiler Kurulu Toplantısı’nda bundan sonraki yol haritası için öneri sunacak kısa ama güçlü bir rapor yazılması noktasında bir komite kurulması teklif edildi.

Yedi – sekiz kişiyi aşmayacak bu komitenin başkanlığını da muhtemelen Profesör Vamık Volkan üstlenecek. Bunun prensip olarak konuşulduğunu, sizin de görüşlerinize müteakip uygun görülürse Forum deklarasyonuna gireceğini belirtmek isterim.

Bugüne nasıl geldik, ne oldu, nerelerde hata yaptık, bunların üzerinde çok durmanın bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. Ama bundan sonraki süreci iyi yönetmek açısından güçlü bir yol haritasına ihtiyaç var. Çünkü bu sadece Türkiye ya da Azerbaycan ile Ermenistan ve Ermeni Diasporası arasında olan bir mesele değil. Bir Türk algısının bütün dünyada yara almasına doğru gidiyor. Çok daha farklı tablolarla karşılaşabiliriz önümüzdeki yıllarda. Dolayısıyla Küresel Türk Dünyası algısı açısından da yapılması gereken çok çalışmalar olduğu ortada. Diasporaların daha fazla merkezi ülkelerin sorunlarıyla ilgilenmesi noktasında, daha ilgili olması noktasında özeleştiriler vardı. Onları da yine sizin yüksek dikkatlerinize sunuyorum.

Diğer bir konu da özellikle gelişmiş ülkeleri ilgilendiren yani Batı Avrupa ve Amerika başta olmak üzere refah düzeyindeki düşüşe paralel özellikle Avrupa için politik aşırılıkların artması ile yabancıların yani bizim için diaspora olan unsurların hedef haline gelmesi tehlikesi var. Bu konuda da proaktif olarak çok daha fazla çalışmaya ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim. Sadece Almanya’da 3 milyon 90 bin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yaşıyor. Dolayısıyla; Avrupa’da artan politik aşırılıktan diasporalarımızın daha az etkilenmesi için hem kamu yönetimlerinin dikkatinin çekilmesi noktasında hem de sivil konsept içerisinde birlikte çalışmak noktasında çok daha fazla çalışma yapılması gerektiği gözüküyor. Bunun da altını çiziyoruz.

Bir de benden istirham edilen bir duyuru var, onu da Forum kurumsalı adına paylaşıyorum hem sizinle hem medya mensubu arkadaşlarla. Tayland’da hapishanede bulunan 367 kişilik Uygur Türkleri’nin bir an önce adil bir şekilde mahkemelerinin sonuçlandırılarak hapis hayatlarının sona ermesi noktasında dünya ölçeğinde bir küresel sivil platform olarak bu anlamda gerekli çalışmaların yapılması için hem kendi ülkelerimize hem uluslararası kamuoyuna hem de Tayland hükümetine çağrı yaptığımızın altını çizmek istiyorum. Burada Seyit Tümtürk Beyefendi kardeşimiz derneği aracılığıyla bu konuyla ilgili çok yakından ilgilendiğini bana anlattılar. Kendisine hem teşekkür ediyor, bu konuda maddi manevi yardımcı olmak isteyenlerin de kendisine ulaşmasını öneriyorum.

Siyaset üstü ve kapsayıcı bir nitelikle inşa etmeye çalıştığımız bu kurumsallaşmanın hepimizin katkılarıyla güçlenerek devam etmesini diliyorum. Bu konuda çok daha fazla katılımcılığa ve ilginize ihtiyaç var. Sadece yıllık toplantılara gelmek şeklinde olmamalı. Bu konuda her türlü teklife açığız. TASAM’ın bu anlamda sizlerden herhangi bir farkı yok kurumsal olarak.

Hep birlikte Forum’un, bütün Dünya Türklerinin meselelerinin konuşulduğu ama politikalara da etki eden bir kurumsal yapıya, daha da güçlü bir kurumsal yapıya dönüşmesi için yakın ilgilerinizi beklediğimizi tekrar yüksek dikkatlerinize sunuyor, saygılar sunuyorum.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: