Kategori arşivi: Terör

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Selehattin Demirtaş : Saldırıyı biliyorlardı

Demirtaş: Başbakan “Bekliyorduk” diyor. Beklemek bizim işimiz de hükümetin işi beklemek değil. Hükümetin işi önlemektir.

HDP’ye yönelik Adana ve Mersin’deki saldırıları değerlendiren Demirtaş, “Hükümetin istihbarat almaması imkânsız. Başbakan yaptı diyemem, fakat önünü açarlar” dedi.

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Adana ve Mersin’deki saldırıların öldürme amaçlı gerçekleştiğini belirterek, “Hükümetin istihbarat almaması imkânsız. Bunu Başbakan yaptı diyemem fakat önünü açarlar. İstihbaratı var fakat engellemezler” dedi. Demirtaş, İmralı heyetinin Abdullah Öcalan’la görüştürülmemesinin gerekçesini hükümetin Öcalan’dan gelecek mesajın Kürt seçmeni motive etmesinden çekinmesine bağladı.

HDP Eş Başkanı Demirtaş ve İmralı heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, Adıyaman mitinginin ardından Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Cumhuriyet yazarı Nuray Mert ve Ankara Temsilcisi Erdem Gül ile bir araya geldi. Demirtaş’ın açıklamaları özetle şöyle:

Öldürme girişimi

Bombalı saldırıda öldürmek istediler. Adıyaman’da miting yapabildiysek ölü çıkmadığı içindir. Adaylarımız her sabah orada toplanıp, dağılıyorlar. İki bomba da toplantıların yapıldığı odada patladı. Bombalardan biri odanın içine, biri dışına bırakılmış. Bizim parti meclisi üyemiz, “Bu çiçeğin orada ne işi var.

Böcek mi var bunda” diyerek terasa bırakıyor. Sekreter su döküyor, içinde elektronik bir şey var mı diye. İki bomba da toplantıyı hedeflemiş. Oradan ölü çıksaydı bizim önümüzdeki 17 gün yalnızca acımız ve taziyelerimiz olacaktı. Ölü çıkmadığı için provokasyon ellerinde patladı.

Biliyorlardı

Dünden beri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçmiş olsun demiş değil. Samsun’da konuşuyordu halen bize hakaret ve tehditler… Başbakan “Bekliyorduk” diyor. Beklemek bizim işimiz de hükümetin işi beklemek değil. Hükümetin işi önlemektir. Bu tür istihbaratlar bize geliyordu. Nereden vuracaklar nasıl vuracaklar diye geliyordu. Hükümet de biliyordu hem şahsıma hem Sırrı Bey’e tehdit vardı.

Önünü açıyorlar

Hükümet Mersin ve Adana gibi yerlerde bunun önünü açıyorsa, ben Bunu Başbakan yaptı diyemem, fakat önünü açarlar. İstihbarat var fakat engellemezler. Bilmemeleri, istihbaratını almamaları imkânsız. Kaç gündür bana da hakaretler ediyorlar.

AKP’liler Erdoğan’dan rahatsız

Tayyip Bey’in baskın hali AKP’de rahatsızlığa neden olmuş. Ama seçim nedeniyle kimse ses çıkaramıyor. Herkes rahatsız. “Her şey benden sorulur, habersiz adım atmayın. Atarsanız da çıkar kameraların önünde size geri adım attırırım” tarzı AKP’lilerin bir kısmında rahatsızlık yaratıyor.

Davutoğlu başkanlık demiyor

Başbakan Davutoğlu, seçim beyannamesini savunamayacak pozisyonda. Ben istiyorum ki, Cumhurbaşkanı’na bir laf söylesin. Başkanlığı savunmuyor meydanlarda. Cumhurbaşkanı’nın meydanlarda ne işi var diyemiyor. Anayasa suçu işleniyor, bir şey demiyor. Bu, ülkeyi yönetecek başbakan adayıdır. Hiçtir, siliktir, eziktir..

9.9 alırsak AKP’ye 10 puan eklenir

Diyelim ki AKP yüzde 35 aldı, HDP de yüzde 9.9 aldı. Bu durumda AKP yüzde 45 almış oluyor. Demokrasiye inanan biri “Şu parti baraj altında kalsın” dememelidir. Yunanistan’da Çipras 2 milyon oy ile başbakan oldu. Biz 5 milyon oy almazsak parlamentoya giremiyoruz. CHP’deki artış önemlidir, ama HDP’deki artış kadar stratejik değildir. CHP’nin bir puan artırması 1 milletvekiline denk gelirken HDP’de 5 milletvekile denk geliyor.

Öcalan’dan çekiniyorlar

Öcalan’dan gelecek mesajın Kürt seçmeni motive etmesinden çekindikleri için İmralı ziyaretine izin vermiyorlar. Anlaştılar spekülasyonları yapılırken, Öcalan bu konuda nettir: Barajı yıkın diyecektir. Hükümet bizimle ve adayla çok oyun oynamak istediler. Bizim üzerimizden Öcalan’la, Öcalan’ın üzerinden bizimle. Bunlar tutmayınca öfkelendiler. HDP’nin çözüm sürecine karşı çıktığı yok. Biz barış sürecine karşıyız demedik. Bundan faydalanarak adım atmadan oy peşinde olmanıza karşıyız dedik.

Süreçte teşhir oldular

Madem bize oy yok, ne çözüm süreci, ne masası, ne müzakeresi demeye başladılar. İyi de oldu. Teşhir oldular. Biz çıkıp hükümete sen masayı tanımıyorsun diyemezdik. Teşhir oldular, daha iyi oldu. Çözüm süreci devam edecekse seçimden sonra ortaya çıkacak yeni durumda velev ki iktidardalar, Dolmabahçe, masa, protokol vardır demeleri lazım. Cumhurbaşkanının yoktur dediği her şeye vardır demeleri lazım.

Kandil’in mesajı

Kandil’in anında kongreyi toplarız mesajı çok muazzam bir şey. Türkiye için büyük bir fırsat. Türkiye savaş, şiddet tehlikesinden kurtulmuş olacak. Hepimiz rahat bir nefes alacağız ve yeni bir anayasaya doğru yol almaya başlayacağız.

HDP’siz süreç yürür mü?

Öcalan ve Kandil çözüm sürecinde HDP’siz devam etmeyi kabul ederlerse biz buna itiraz etmeyiz. Ama parlamentoda muhatap biziz. Bu görüşme trafiğini doğrudan yürütmeyi taraflar kabul ediyorsa, biz buna itiraz etmeyiz. İlle de biz gidip gelelim demeyiz. Parlamentodaki yasama faaliyetinin nasıl yapılacağı şeklindeki muhatap biziz. Hükümet bütün bunları bizimle ve diğer partilerle görüşmeden yapamaz.

Partilere bilgi veririz

Müzakere süreciyle ilgili bütün bilgileri CHP’ye vermeye teklif ettik. Hükümetle, Kandil’le yaptığımız görüşmeleri kendi parti meclisimizi bilgilendirir gibi arzu eden bütün partilere vermeye hazırız. Gayri resmi kanallardan bilgi istediler, hiçbir bilgiyi saklamadık.

CHP’nin çıkışı cesur değil

CHP’nin (Sezgin Tanrıkulu’nun) son çözüm açıklaması kısmı bir esnemedir. Müzakerelere sıcık baktıklarına dair kısmi bir esnemedir. Fakat cesur bir çıkış değil. Bunlar CHP’nin korkması gereken kavramlar değil. Müzakere açıklanamayacak bir şey değil, savaş açıklanamaz.

Müzakere kavramı

Görüştüğün kişi suça, günaha boğazına kadar batmış. Ama en nihayetinde devleti bunlar yönetiyorlar. Roboski, Gezi, rüşvet ve yolsuzlar var; her gün ortaya çıkan bir süre haksız uygulama var. Bütün bunlar nedeniyle onlarla masada oturuyor olmak, muhalif tabanda ve kendi tabanımızda bir yerden sonra eleştiri boyutunu yükseltiyor. Biz burada şöyle bir özeleştiri vermeliyiz: Müzakere mantığını, müzakerenin ne olduğunu Türkiye’ye iyi anlatamadık.

Öfke süreci bozdu

Hükümet istiyordu ki biz susalım. Erdoğan’ı kızdırdınız al işte süreç bitti. Biz 10 madde tartışılsın uzlaşma sağlanırsa silahsızlanma gündeme gelebilir deyince büyü bozuldu. Tayyip Bey öfkelendi, süreç bozuldu.

AKP hükümette olacaksa, saraya karşı iradeli durmalılar. Süreci tıkayan AKP’nin saraya koşulsuz biatıdır. Ne kadar saraya karşı dik durabilirler? Cumhurbaşkanı Meydanları boş mu bırakayım diyor? Ahmet Davutoğlu’na boş diyor. Davutoğlu da çıkıp diyemiyor: Ben meydanlardayım, meydanlardan boş değildir.

Kobani düşmedi, AKP düşecek

Adıyaman’da yurttaşlara seslenen Demirtaş, HDP’ye Adana ve Mersin’deki saldırıların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmiş olsun açıklaması yapmadığını belirterek “Biz böyle Cumhurbaşkanı istemiyoruz, başkan olarak da görmek istemiyoruz ve yaptırmayacağız” dedi. Erdoğan’ın daha önce “Kobani düştü düşecek” dediğini anımsatan Demirtaş, “Kobani düşmedi, ama AKP düşecek” dedi..

İzleme heyeti Saraydan sızdı

HDP’li Sırrı Süreyya Önder, süreçteki krizin ilk adımı olan izleme heyeti üzerinde yapılan tartışmanın perde arkasını açıkladı: Hükümet bize bir isim listesiyle geldi. Üç kişiye itirazımız oldu. İmralı’da yapılan müzakereyle bu üç kişi değişti. İmralı dönüşü, gece onların ilk sundukları isim listesi olarak basına düştü. Biz hükümete, hükümet de bize “Siz sızdırdınız” demeye başladık. Listenin ilk nerede çıktığını araştırdık: A Haber’de çıkmış. Cumhurbaşkanının bir gezisi varmış, isim listesi saraydan sızmış.

Sivil toplum ve sermaye çevreleri süreci desteklemeye başladı. Daha sonra çok net bir şekilde bu çevrelere hükümetten çözüm süreciyle ilgili cümle kurmayın denilmiş.

PKK DOSYASI : Sakine Cansız cinayetinden Türkiye Cumhuriyeti cin ayetine

2004-2005’te ateşlenen bölünme sürecini bizzat yöneten ABD’nin Gladyo merkezinin 2 hedefi vardı: Birincisi; ‘müzakere’ adı altında yürütülen süreçle PKK’yı meşrulaştırıp fiilen iktidar ortağı yapmak… İkincisi: Buna tepki gösteren TSK ve İşçi Partisi’ni (Vatan Partisi) tertiplerle bastırmak

Şimdi bir kez daha özetleyelim: AKP-PKK ortaklığının Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertme ve ve milleti bölme programı neymiş? Öncelikle “Türk Milleti”nin olmadığı bir “Yeni Anayasa”. Bu Anayasa “Özerkliği” esas alacak. “Yeni Anayasa”nın temel felsefesini “İslam Bayrağı” oluşturuyor. Yüz elli yıllık devrim programımızın temel ilkeleri Milliyetçilik, Laiklik ve Cumhuriyetçilik çöpe atılıyor. Özetle; etnik ve mezhepsel bölünmelerle tanımlanan bir “Yeni Türkiye”! Başta Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül olmak üzere AKP yetkilileri de, Abdullah Öcalan da aynı tanımı yapıyorlar.

BURAYA NASIL GELDİK

Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül 2001-2002 sürecinde Türkiye’yi bölmek amacıyla iktidar yapıldılar. Türkiye 90’lı yılları büyük acılarla kapatmış, yeni yüzyıla terör sorununu çözecek önemli adımlar atarak giriyordu.

Yılların Kürt Sorunu, demokratik ve kültürel haklar açısından büyük ölçüde çözül-müştü. PKK lideri yakalanmış, örgüte ağır darbeler indirilmişti. Türkiye özlediği huzura 2000’li yılların başında iyice yaklaşmıştı.

Ama dedik ya, “Türkiye’yi bölmek için iktidar yapıldılar.” 2003’te 1 Mart tezkeresinin reddedilmesiyle ABD’nin Irak işgalinde üstlendikleri görevlerde başarısız olunca

2004’te tekrar sahne aldılar. Tayyip Erdoğan, Fatih Altaylı’nın “Teke Tek” programında konuşuyordu: “Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım” (16 Şubat 2004 – Kanal D) BOP, ABD’nin Ortadoğu’yu ve Türkiye’yi bölme projesiydi.

Bu yüzden o yıllardan beri bunların iktidar yapılmasına “BOP Darbesi” diyoruz.

Beş yıldır susmuş olan silahlar Tayyip Erdoğan’ın bu çağrısından sonra yeniden ateşlendi. 1999-2004 arasında tek silahlı saldırı yokken, 1 Haziran 2004’te PKK saldırıları yeniden başladı. Bölünme süreci Tayyip Erdoğan’ın 2005 Diyarbakır konuşmasıyla derinleşmeye devam etti. Erdoğan bu konuşmasında ilk kez “Kürt sorunu” diyor ve devletin “kendisiyle yüzleşeceğinden” söz ediyordu. (12 Ağustos 2005) Bu sözler aynı zamanda TSK’ya karşı Ergenekon, Balyoz vb. kumpaslarının da habercisiydi.

2008’de Oslo’da MİT temsilcileriyle PKK arasında görüşmeler başladı. 5 Ağustos 2009’da da Türkiye’de DTP’lilerle görüşmelere geçildi. 19 Ekim 2009’da Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla sözüm ona teslim olan 34 PKK’lıyla Habur’da yaşanan rezalet, büyük tepki topladı. Buna rağmen hükümet Bölünme Sürecini 15 Kasım 2009’da ilan ettiği “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi- Demokratik Açılım” başlığı altında sürdürdü. 2011’de Oslo görüşmelerinin tutanaklarının basına sızdırılmasıyla süreç bir kez daha sekteye uğradı.

2004-2005’te ateşlenen bölünme sürecini bizzat yöneten ABD’nin Gladyo merkezinin 2 hedefi vardı: Birincisi; “Müzakere” adı altında yürütülen süreçle PKK’yı meşrulaştırıp fiilen iktidar ortağı yapmak…

İkincisi: Buna tepki gösteren TSK’yı bastırarak, elini kolunu bağlamak… Ve tabii İşçi Partisi’yle yurtsever öncüleri de sindirmek. 2011-2012 yıllarına gelindiğinde o merkez bu hedefe büyük ölçüde yaklaşıldığını düşünüyordu. 2011’den sonraki süreci yazı dizimiz boyunca anlattık.

CİNAYETTEN KOALİSYON HÜKÜMETİNE!

2013 Ocak’ında Sakine Cansız cinayetiyle başlayan süreçte 2015 seçimlerine geldik. “Açılım” diye adlandırılan bu sürecin, Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertme ve milleti parçalama süreci olduğunu sürecin sahiplerinin açıklamalarıyla ve olgularla gösterdik. AKP-PKK ortaklığı 1 Mart 2015’te Dolmabahçe’de ilan ettikleri 10 maddelik programla Türkiye’yi bölmekte kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler.

Bu sürecin gerçek sahibi Gladyo, bölücü programın uygulanması için, önümüzdeki seçimlerde barajı geçmiş ve Meclis’e girmiş bir HDP (PKK) ile AKP-CHP koalisyonunu Cansız cinayetinden bölücü koalisyon hükümeti cinayetine gelmiş bulunuyoruz. Özetle;

●Sakine Cansız cinayetinden HDP’ye baraj atlatma operasyonuna,

● Sakine Cansız cinayetinden AKP-CHP koalisyonuna,

● Sakine Cansız cinayetinden AKP-HDP Dolmabahçe protokolüne,

● Sakine Cansız cinayetinden Bölücü Anayasa cinayetine,

SAKİNE CANSIZ CİNAYETİNDEN TÜRKİYE CUMHURİYETİ CİNAYETİNE!

Vatan Partisi olarak, milletimiz adına buna izin vermeyeceğimizi ilan ediyoruz.

Bu karanlık tertibin üzerindeki örtüyü kaldırıyoruz.

Sorumlular hesap verecek.

Aydınlık-Ferit İlsever

IŞİD DOSYASI : ABD istihbaratı IŞİD’in güçleneceğini de Bingazi’den Suriye’ye giden silahl arı da biliyormuş

ABD istihbaratının IŞİD’in büyüyeceğini ve halifelik ilan edeceğini tahmin ettiği ortaya çıktı. İstihbarat ayrıca, Libya’dan Suriye’ye giden silahların da farkındaymış.

ABD’nin askeri istihbaratı DIA’nın 2012 yılında Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidine dair yeterli bilgiye sahip olduğu ortaya çıktı.

DIA raporu, muhafazakar bir kurum olan Judicial Watch’un açtığı bir dava sonucu ortaya çıktı. Dosyanın içindeki bilgiler Fox News haberleştirdi.

5 Ağustos 2012 tarihli raporda, güvenlik koşullarındaki bozulmanın Irak’taki sonuçları üzerinde duruyor. Bu koşulların, IŞİD’in öncülü olan Irak El Kaidesi için "ideal bir atmosfer" yarattığını belirten raporda, örgütün eski toprağı olan Musul ve Ramadi’ye geri döneceği ve Suriye’deki diğer gruplarla birleşerek bir İslami devlet ilan edebileceği uyarısı yapılıyor.

Bir başka raporda ise, ABD istihbaratının Bingazi’den Suriye’ye giden silahlardan tamamen haberdar olduğunu gösteriyor.

5 Ekim 2012 tarihli raporda, silah yüklü gemilerin Bingazi’den Banyas ve Burc İslam limanlarına götürüldüğü belirtiliyor. Gemilerdeki yükün ayrıntılı bir dokümantasyonu da raporda yer alıyor: Ağustos ayının sonunda yollanan gemilerde keskin nişancı tüfekleri, RPG’ler, 125 ve 155 mm’lik obüsler.

ABD’nin Libya Büyükelçisi, 11 Eylül 2012 tarihinde Bingazi’de İslamcı militanlar tarafından öldürülmüştü.

EL KAİDE DOSYASI /// Somali İstihbarat Şefi : Beyaz Dul 400 Kişiyi Öldürdü

İngiliz basını, Somali istihbarat şefinin açıklamalarına dayandırdığı haberinde, ‘beyaz dul’ olarak bilinen Samantha Lewthwaite hakkında çarpıcı bir haber yayınladı.

İngiliz Daily Mirror gazetesi, bugünkü "Terör Başkentinin İçinde-Casus Şefi: Beyaz Dul 400 kişi öldürdü" manşetli haberinde, bir Somali İstihbarat şefinin açıklamalarına dayanarak ‘beyaz dul’ olarak bilinen İngiliz Samantha Lewthwaite ile ilgili ilginç iddialara yer verdi.

Somali istihbarat şefinin iddialarına göre; Beyaz Dul 400’den fazla masum insanın canına kıydı ve 15 yaşındaki kız çocuklarını intihar bombacısı olarak kullanıyor.

YÜKSEK RÜTBELERE GELDİ

Gazete güvenlik nedeniyle ismi gizli tutulan Somali‘de terörle mücadele timinden İstihbarat Şefinin, Beyaz Dul olarak tanınan iki çocuk annesi İngiliz Samantha Lewthwaite’in ElShabaab liderlerinin çoğu İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırılarında öldürülünce örgütte yüksek rütbeye getirildiğini yazdı

"400 MASUM İNSANI ÖLDÜRDÜ"

Beyaz Dul’u "Şeytan ve çok Akıllı bir operatör" diye tarif eden Gizli Servis şefi, 32 yaşındaki İngiliz annenin 400 masum insan öldürdüğünü ileri sürerken, Daily MirrorWestgate AVM’de ölen 67 kişinin arasında 5 de İngiliz bulunduğunu yazdı.

"ÇOCUKLARI ‘İNTİHARCI’ YAPTI"

Fakir ailelerine 300 Sterlin gibi çok az rüşvet verip Beyaz Dul’un topladığı 15 yaşlarındaki kız ve erkek çocukları intihar saldırılarında kullandığı iddia edilirken, İngiltere‘den de birçok radikalin gruba katıldığı vurgulandı.

El Shabab’a katılan bir İngiliz kızın, geçtiğimiz Şubat ayında Mogadişu’da kaldığı otelde kendini uçurarak 25 kişiyi öldürdüğü örnek verildi.

PKK DOSYASI : ‘Apo’nun mektubunu bana Fidan anlattı’

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Öcalan’ın Tayyip Erdoğan’a biat mektubunu kendisine MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın aktardığını söyledi

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Abdullah Öcalan’ın Tayyip Erdoğan’a biat mektubunu kendisine MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın aktardığını bildirdi. Pekin, Sakine Cansız cinayeti ve öncesindeki gelişmelerle ilgili olarak Aydınlık’a yaptığı açıklamada önemli bilgiler verdi. AKP ile PKK arasında yürütülen açılım sürecine PKK’nın Avrupa kanadının karşı çıktığını, Sakine Cansız’ın da bu ekipten olduğunu kaydeden Pekin, Sakine Cansız’ın öldürülmesinin nedeninin de bu tavrı olduğunu bildirdi.

PKK’nın ABD ve İsrail tarafından verilen rolü oynadığını kaydeden Pekin, PKK’nın ABD ve İsrail istihbarat örgütlerinin esiri olduğunu ifade etti.

TASFİYELER İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİYLE YAPILDI

PKK içinde izlenen politikalara karşı çıkanların istihbarat örgütlerinin desteğiyle tasfiye edildiğini kaydeden İsmail Hakkı Pekin, “PKK’nın Avrupa kanadında yaşananlar da böyle yapılmıştır. Avrupa’daki tüm istihbarat örgütlerinin PKK ile ilişkileri vardır. Özellikle İngiliz istihbaratı PKK’nın her faaliyetini bilir. Parasal kaynakları, uyuşturucu işini, örgüt içindeki gelişmeleri takip eder. Kendi hesaplarının dışına çıkan elemanlara karşı harekete geçer. Diğerleri de aynıdır. Hatta çeşitli ülkelerin istihbarat örgütlerinin PKK içinde farklı yönlendirmeler yapması zaman zaman sorunlar bile yaratmıştır” diye konuştu. Abdullah Öcalan’ın Tayyip Erdoğan’a biat mektubu gönderdiğine ilişkin bilgileri de doğrulayan Pekin bu konuda da şu bilgileri verdi:

BAŞKALARI DA BİLİYOR’

“Ben görevdeyken 2011 yılında MİT Müsteşarı Hakan Fidan bizzat söylemişti. Öcalan, Erdoğan’a bir mektup göndermiş. Mektubunda Erdoğan’a bağlılığını dile getirmiş. Sorunu ancak kendisinin çözebileceğini anlatmış. Uzun bir mektup yazmış. Bu mektuptan sonra Erdoğan’ın tavrı değişmiş. Edindiğim bilgilere göre bu mektubun yazılmasında MİT’in de rolü olmuş. Hatta ‘şöyle şöyle yazarsan Erdoğan’ın hoşuna gider’ bile denmiş. Erdoğan’ın pohpohlanmayı çok sevdiği, mektubun içerikte yazılmasının işleri kolaylaştıracağı salık verilmiş. Öcalan da kendisine söylenenleri uygulamış. Öneriler ışığında bir mektup yazmış. Hiç itiraz etmemiş.” Öcalan’ın Erdoğan’a yazdığı mektuptan sadece MİT’in değil başka istihbarat örgütlerinin de bilgisi olabileceğini vurgulayan Pekin, o günlerde yabancı istihbarat örgütlerinin de gelişmeleri yakından takip ettiğini, Öcalan’la temasları da hep MİT’in sağladığını söyledi.

TERÖR DOSYASI : 500 milyon dolarlık operasyon

Terör örgütü IŞİD’in liderlerinden Ebu Sayyaf’ın öldürülmesini duyuran Pentagon oldu.
Peki ABD neden bu operasyonu yaptı?
Kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta ülkede niye operasyon yapıyor?
11 Eylül 2001’den beri terör saldırılarının yüzde 40’ı Amerikan hedeflerine düzenleniyor.
Kendini hep hedef gören ABD, savunma bütçesini her yıl arttırıyor. Washington, Ebu Sayyaf operasyonunu da bu yüzden üstlendi.
Ancak Ebu Sayyaf operasyonun diğerlerinden farkı var. Terör örgütü liderlerinin öldürülmesi için harcanan para çok yüksek.
Uçak bombardımanı ile değil, özel operasyonlarla yapılıyor. ABD, Usame Bin Ladin’i öldürmek için 455 milyar dolar harcadı.
İstihbarat, uydu takibi, telefon görüşmeleri, Ladin’in yakınlarına verilen rüşvet, istihbarat elemanlarının o ülkede kaldığı sürede harcadığı para ve en sonunda yapılan operasyonunu maliyeti bu.
Ebu Sayyaf’ı öldürmek için o kadar para harcanmasa da, maliyeti en az 500 milyon dolar.

Operasyonun ayrıntıları açıklanmadı ancak benzer suikastlara bakıp nasıl yapıldığını anlatalım.
IŞİD’in liderlerinden Ebu Sayyaf çok sıkı korunuyordu. Telefon görüşmelerini kendisi üzerinden değil, yardımcıları aracılığıyla yapıyordu.
Uzun süredir o bölgede (Suriye) yapılan telefon görüşmeleri dinlendiği için, ilk adım buradan başladı. Echelon ismi verilen sistem, ses kayıtlarını tarıyor ve yerini bildiriyor. (Öcalan da böyle yakalanmıştı.)
Ebu Sayyaf’ın bulunduğu bölge belirlendikten sonra istihbarat elemanları gönderiliyor. O ülkedeki istihbarat servisi ile işbirliği yapılıyor. Bu yapılamıyorsa, Sayyaf’a en yakın kişilerin aileleri üzerinden bağlantı kuruluyor veya şantaj yapılıyor.
Keşiflerin ardından hedefin yeri kesin olarak belinlendikten sonra operasyon için doğru zaman bekleniyor. Terör örgütlerinin liderleri hava bombardımanından korunmak için genelde kalabalık ve askeri olmayan yerlerde yaşıyorlar. Bu yüzden nokta saldırının düzenlenmesi ve sivillerin zarar görmemesi gerekiyor.
Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı) da bu yüzden terörle mücadelede özel eğitim almış tim ile saldırıyı düzenledi. Başkan Obama’nın emriyle yapılan ve bu sırayla giden operasyonun maliyeti 500 milyon doları buluyor veya aşıyor.
ABD’de örgüt lideri ve üst düzey birinin öldürülmesi kararını siyasetçi veriyor. Çünkü bu da çok riskli kararlar içinde yer alıyor.
NATO’nun dergisinde yer alan bilgilere göre, terör örgütlerinin intihar komandoları, 150 dolara en az 12 kişiyi öldürüyor ve o ülkenin ekonomisine o an 1 milyar dolarlık zarar veriyor. 500 milyon dolarlık masrafla yapılan Ebu Sayyaf suikastine bu nedenle IŞİD’in misilleme yapması bekleniyor. Misilleme olursa asker değil siyasetçi yanıt verecek.

PKK DOSYASI : ÇÖZÜM BAHANE KÜRT OYLARI ŞAHANE /// PKK’nın katlet tiği anne ve bebeğini unutamıyorum

Tarih 24 Temmuz 1995. PKK, Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Atabinen köyüne baskın düzenledi. Köyde 6’sı bebek ve çocuk, 3’ü kadın 12 kişiyi katletti. O sırada bölgede asker olan Gazi Metin Erdem, baskını anlattı

18 Mayıs 2015 Pazartesi 10:17 Deniz Bilgen Çakır

GAZİ Metin Erdem, 1974 Ankara- Kızılcahamam Otacı köyü doğumlu. Askerlik çağına kadar çobanlık yapmış. PKK’nın 1995 yılında Van’ın Atabinen köyüne yaptığı baskının ve köyde yaptığı katliamın tanıklarından… Kendisi de bir çatışmada yaralanmış. Bir gözü görmüyor, diğeri çok az. Kafasında 12 şarapnel parçasıyla yaşıyor.

– Atabinen köyü baskını nasıl oldu?

Acemiliğimi Bornova’da yaptım. Usta birliğim Van İl Jandarma’ya çıktı. BTR’ci olduğumuz için operasyonlara çıkmıyorduk. Görevimiz basılma ihtimali olan karakol ya da köylere takviye olarak gidip karakolları korumaktı. PKK, devlet yanlısı olan Atabinen köyünü basmıştı. Çatışmayı uzaktan izledik, gidemedik, çünkü teröristler aynı anda bizi de bastılar. Köyü yaktılar. Yirmi kişilik mezradan dört kişi sağlam kaldı. Çoluk çocuk herkesi öldürdüler. Uzaktan seyretmek çok kötüydü.

– Köy ile aranızda ne kadar mesafe vardı?

Dört kilometre. Ben mevzimden görebiliyordum. Çok sağlam korucuları vardı. Ne zaman köye gitsek bize ekmek, peynir verirlerdi. En çok annesi ile birlikte ölen çocuğu unutamıyorum.

– Sen nasıl yaralandın?

Pusuda… Bizim aldatma pusumuz vardı. Hava karanlık olduğu zaman gerçek pusu yerine geçiyorduk. Gece dokuz sıralarında, tam dönmek için çıkmak üzereyken çatışma başladı. Direkt el bombalarıyla saldırdılar. Allahtan çoğu patlamadı. Bizim mevziden patlamamış 11 tane el bombası bulundu. Benim hatırladığım, 6 tanesi patladı. Biz 16 kişiydik, PKK 100 kişilik grupla saldırmıştı. Çatışma beş saat sürdü. Aramızda 15-20 metre vardı. Tahminen çatışma başladıktan iki saat sonra yaralandım. Şarapnel geldi ve gözüm aktı. Hiçbir şey göremiyordum. Sonra bir el bombası yakında patlayınca kafama bir şarapnel geldi. O an kendimden geçtim. Mevzideki dört kişiden 3’ü yaralandı, bir arkadaşımız şehit oldu.

-Diğer arkadaşlarının durumu ne oldu?

Benimle birlikte vurulan 3 arkadaşım da gazi oldu. Müjdat Yavuz, kafasından vuruldu, şu an sağ tarafı felç. Hikmet Yavuz arkadaşımın ayaklarının arasında el bombası patladı, şu an zar zor yürüyor. Erzurumlu arkadaşım da hastanede şehit oldu. Adı Ali’ydi. MG3’cüydü. Roketle vuruldu.

-Şimdi durumun nasıl?

Bir gözüm yok, diğeri de yarım. Gözlüksüz hiç göremiyorum. Sisli görüyorum. 11 numara gözlük kullanıyorum. Kafamda 12 tane şarapnel var. 20 yıl sonra ayağımda şarapnel olduğu ortaya çıktı. Yeni farkına vardım.

– Toplumun gazilere bakışıyla ilgili ne düşünüyorsun?

Toplum içinde hak ettiğimiz değeri görmüyoruz. Şu an PKK’lılar bizden daha üstün. Kimse benden katliam yapan PKK’yı affetmemi beklemesin. Ateşkes oldu diyorlar. PKK silah bırakmayınca sen nasıl müzakere yaparsın! Silahlı bir güç var senin karşında. Silah taşıyan biriyle müzakere yapılmaz.

GÜN SAYARKEN HABERİ GELDİ

Gazi Metin Erdem’in en büyük desteği eşi Nilüfer Erdem. 1999’da evlenmişler. Metin Erdem, "Eşimin hakkını ödeyemem" diyor. Askerden önce tanışmış, birbirlerini sevmişler. Nilüfer Erdem anlatıyor:

– Metin’in yaralandığını nasıl öğrendin?

Kalan günleri sayıyordum. Askerliğinin bitmesine 45 gün kala beni aradı. "Yaralandım, GATA’dayım" dedi. İnanmadım, gerçekten mi dedim. Meğer komadaymış. Kendine gelir gelmez beni aramış. Ertesi gün 2 arkadaşımla yanına gittim. Ailesi oradaydı. Olayı bilmiyorum tabii. Ailesi "Metin tek gözünü kaybetti, haberi yok. Şu an söylemeyelim, Sen de belli etme" dedi. Odaya girdim, iki gözü de bantlıydı. Onu öyle görünce sarılıp ağladım. Metin, "Artık yanıma gelme. Benimle evlenmezsin. Ben gözlerimi kaybettim" dedi. Ben de "Yok, asıl şimdi kabul ediyorum" dedim.

-Evlenme aşamasında sıkıntılar oldu mu?

Ailem istemedi. Ben kesinlikle evleneceğim dedim. Üç dört defa istemeye geldiler. Babam vermedi. En son Metin ikna etsinler diye, köyden bir otobüs dolusu yaşlıyı toplayıp beni istemeye geldi. Ben de evleneceğim diye çok ağladım. En sonunda babam dayanamayıp verdi. Nişanlandık. İki yıl nişanlı kaldık. Sıla adında bir kızımız var. 14 yaşında. Sıla babasına benziyor. Orta sona gidiyor.

http://www.aydinlikgazete.com/gazilerin-sesi/pkknin-katlettigi-anne-ve-bebegini-unutamiyorum-h70170.html