Etiket arşivi: ERGENEKON DOSYASI

ERGENEKON DOSYASI : ERGEKON DAVASINI BAŞLATAN “LOBİ BELGESİ” VE İÇERİĞİ

ERGENEKON KİMDİR ? NE İŞ YAPAR ?

İÇİNDEKİLER

BÖLÜM: I

1). Giriş

l/a). Amaç

l/b). Kapsam

BOLUM: II

2). Politika

3). Hedef

4). Yöntem

BOLUM: III

5). Organizasyon Plânı

5/1). Merkez

5/2). Araştırma ve Bilgi Toplama

5/3). Analiz ve Değerlendirme

5/4). Finans ve Ticaret

5/5). Kültür

5/6). Teori ve Senaryo

5/7). İletişim ve Propaganda

5/8). Hukuk

5/9). Uluslararası İlişkiler

BOLUM: IV

6). Kadro

6/a). Eleman Profili

6/b). Birim Başkanları

6/c). Köprü Personel

BOLÜM: V

7). Finans

7/a). Ticari Şirket Faaliyetleri

7/b). Vakıf Faaliyetleri

BOLÜM: VI

8). Genel Değerlendirme

BOLÜM: VII

9). Sonuç ve Öneriler

BOLÜM: I

1). GİRİŞ

Gelişen ve değişen siyasal, ekonomik, bilimsel ve toplumsal dünya koşulları ile bölgesel coğrafyasında ve kendi içinde Türkiye’nin özgür iradesi dışına ve ulusal çıkarlarına aykırı biçimde içine sürüklenmek istediği çeşitli oluşumlar göz önüne alındığında; Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"a bağlı olarak, "Sivil Unsurların" örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçekten hareketle hazırlanan ve “Lobi” adı verilen bu "gizli örgütsel" çalışmasının amaçları doğrultusunda şimdiye değin faaliyet gösterilmemiş olması, bize göre büyük bir talihsizliktir.

İngiltere, Almanya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, SSCB gibi ülkeler; kendi ideolojileri doğrultusunda, "sivil unsurlardan" sonuna değin yararlanmayı bilmişler, emperyalist emelleri adına tüm dünya ülkelerinde her alanda çeşitli faaliyetler sonucunda kültürel, siyasal ve ekonomik çıkarlar elde etmişlerdir.

Günümüzde değişen değil, giderek daha da geliştirilen sivil unsur etkinlikleri ile sürdürülmekte olan bu çalışmalar; sayıları giderek artan "sivil toplum örgütleri", "vakıflar", "insani yardım kuruluşları", P-2 Mason Locası, Bilderberg Grubu vb. çeşitli gizli ve örtülü adlar altında, dünyanın dört bir yanında ideolojik, siyasal, ekonomik, kültürel ve bilimsel çalışmaları örgütsel olarak yürütmektedirler

Türkiye ise; bu alanlarda çalışmalar yapmak yerine, siyasi parti kuruluşları ile onlara bağlı örgütlerin şemsiyesi altında kalmakla yetinmiştir. Böylelikle yalnızca siyasi liderlerin sultası altındaki siyasal otorite gruplarının kısır iç hesaplaşmaları içinde tıkanıp kalmış, dünyaya ve sınır komşularına ideolojisini tanıtıp kabullendirememiştir ..

Toplum, Kemalist ideolojiyi gerçek anlamda özümseyememiş, emperyalist devletlerin "sivil unsurlarının" ve yerli işbirlikçilerinin çabaları sonucunda -buna fırsat bulamamış- kaçınılmaz olarak, yabancı ideolojilerin cazibesine kapılmıştır.

Gelişen dünya ülkelerindeki geniş halk kitlelerinin erişebildiği koşulları göz önüne alan Türk toplumu; gerçekte siyasi liderler ve yandaşlarının çıkarları adına hareketlerinden kaynaklanan hatalardan ötürü, Kemalizm’i sorumlu tutarak yargılamaya yönelmiştir. Türk halkı, toplumsal geri kalmışlık, mutsuzluk ve umutsuzluğun kaynağı olarak Kemalizm’i sorumlu tutar hale gelmiştir. Ve bugün: çeşitli ideolojiler doğrultusundan hareketle toplum; düşünsel ve inanç alanlarında parçalara bölünmüş, etnik ayrımcılık dünya plâtformunda kendisine yer edinebilmiş, toplum "yeni rejim" arayışlarının kaosuna sürüklenmiştir.

Çeşitli siyasal ideolojilerin etkisinde kalarak kendilerince bir dünya görüşü geliştiren, sahiplenerek savunan gruplar ile birbirlerine tümüyle zıt görüşlere sahip gruplar arasında "konsensüs" oluşmuş ve birlikte hareketle mevcut Kemalist rejimin ortadan kaldırılabilmesi hedeflenerek çeşitli etkinliklere yönelinmiştir. Bu çabalar karşısında toplum üzerindeki baskıya dayalı uygulamaların arttırılarak çözüm aranması ise; toplumu Kemalist rejimden kurtuluşun "sinsi" arayışlarına sürüklemiştir.

Türk toplumu bugün: koskoca bir ömür boyunca kendisini sosyal güvence ve manevi tatmine ulaştıramayan, mutlu edemediği gibi umut verileri de ortaya koyamayan rejime karşı yaşlı insanlar (50 yaş üzeri); tümden güvenini yitirmiş, düş kırıklığı içindedir. Orta kuşak (30-50 yaş arası) olarak ele alınacak nesil için de durum böyledir. Genç kuşak ise (18-30); kendilerinden önceki kuşakların yaşamak ve katlanmak zorunda kaldıkları koşullar ile gelişmiş ülke insanlarının eriştikleri koşullar arasında muhasebe yapmakta ve mevcut rejimin kendilerine- bir gelecek sağlayabilecek güç ve dinamiğe sahip olmadığını peşinen görmektedirler. Geniş halk kitleleri umutsuzluğun ivmesi ile kaosu yaşamaktadırlar. İşte bu kaos, ilk bakışta kendisini sorumsuz, adamsendeci, aymaz ve çıkarcı toplum imajı yaratıyorsa da gerçekte durum böyle olmayıp, tam tersidir. Bu vizyon: sorumsuz, adamsendeci, aymaz ve çıkarcı yönetim kadrolarının fotoğrafını ortaya koymaktadır. Bu fotoğraf ise; yıllar yılı geniş halk kitleleri tarafından her an gözler önünde olmuştur. Alışılmış ama kesinlikle kanıksanmayan, kabullenilmeyen, sürekli ve her dönemde reddedilen bir fotoğraf olarak; 1938 yılından günümüze kuşakların zihinlerde yer etmiştir. Bu gerçeğe karşın; siyasi otorite grupları bu fotoğrafı dayatma ve baskı ile ”toplumun fotoğrafı" olarak kabullendirmeye çaba harcamakta direnmektedirler. Siyasi otorite gruplarının en büyük "aymazlık" ve "ihaneti" işte bu noktada gizli kalmıştır.

Onca kötü ve adaletsiz eğitime karşın; Türk insanı kendisini içinde bulunduğu kötü koşullara direnç gösterebilecek bir biçimde eğitebilmiştir. Bu nedenle -dış güçlerin onca emperyalist çabalarına karşın- Türkiye Cumhuriyeti’nde geniş halk kitlelerine dayalı sosyal ve siyasal patlamalar bir türlü gerçekleştirilememiştir. Türk toplumu hangi görüş ve inanca sahip olursa olsun, -tarihsel birikim sonucu- bilmektedir ki; ülke ayakta kalamadığında, birey olarak kendisi de var olamayacaktır. Bu nedenle bir yandan varlığının devamını sağlamak, diğer yandan "zulüm rejimi" olarak tanımlar hale geldiği mevcut düzeni değiştirmenin yollarını aramaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren "Ergenekon"un kontrolünde, sivil unsur olarak çalışması plânlanan Kemalist/sivil "Lobi"ye ve yapacağı çok yönlü yararlı faaliyetlere yeni yüzyılda gereksinim vardır. Aksi halde emperyalist güçler, özellikle orta ve genç kuşağın içinde bulunduğu arayış ve kaos ortamında, Türkiye’nin geleceğini büyük bir rahatlıkla kendi çıkarları doğrultusunda biçimlendirebilecektir. Bu gerçekten hareketle, pek çok ülkenin Türkiye’de faaliyette bulunan legal/sivil toplum örgütleri çeşitli çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Örneğin: Federal Alman Frıedrıch Eber Stıftung Vakfı ile Konrad Adenauer Vakfi’nın çalışmalarından yalnızca birkaçına bakılacak olduğunda, ‘Türk Gençliği 98- Suskun Kitle Büyüteç Altında", "Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikası ve Türkiye", "Enformel Sektör ve Sosyal Güvenlik: Sorunlar ve Perspektifler", ‘Türkiye’de Sendikacılık Hareketleri" ve ‘Türk Medya Sektöründe Yoğunlaşma Hareketleri- ve Beklenen Etkileri" gibi çeşitli araştırma raporları hazırladıkları görülür. Bu çalışmaların pek çok benzerlerinin Avrupa ve ABD’nin sivil unsurları tarafından gerçekleştiriliyor oluşu; Türk sivil toplum örgütleri içinde Etnik, Fundamentalist, Kültürel. Siyasal ve Ekonomik faaliyetlerde belirleyen faktör olarak etkin ve yoğun bir biçimde yer alabilmeleri ise; küçümsenecek bir unsur olamaz.

Neden sivil Kemalist "Lobi?.."

Başlangıçtan günümüze Kemalizm’e saldırıda en başta öne sürülen karşı faktör, Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün asker kişiliğidir. Atatürk’ün doktiriner sivil devlet adamı olarak her alanda kazandığı başarılar görmezden gelinerek, hatta yok varsayılarak hareketle "diktatör" imajı yaratılarak, Kemalizm yıpratılmak ve demokrasi ruhuyla bağdaşamayacağı görüşü dayatılmaktadır. Bu görüşten hareketle, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Kemalizm’i sivil unsurların benimsemiş ve özümsemiş olarak savunmaları gereği vardır. Aksi halde yer yüzünün tek Kemalist Akademisi olarak görülen "Harp Akademilerinden yetişen, yalnızca silahlı kuvvetler mensuplarının savunduğu ve dayatmaları ile ayakla tutmaya çalıştıkları bir rejim ve "izm" olarak gösterilmeye devam edilecektir. Bunun önüne geçilmesi gereği kaçınılmazdır.

İnsanlarının "köşe dönücülüğe" koşullandırılarak, paraya ve çıkarlara endekslenmiş, tüm manevi değerleri yıpratılarak dejenere edilmiş bireylerden oluşan bir topluma dönüştürülen kitleleri, sivil unsurların etkinlikleri birleştirecek, özüne sarılması gereğini motive edecek, moral ve umut kaynağı olacaktır.

Ayrıca Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı sivil toplum Örgütleri, önlerinde ilk kez bir sivil kontra hareketin direncini bulacaktır. Karşılaşacakları bu sivil direnç, etkinliklerini sıfır noktasına çekecektir. Yetişkin ve yetişmekte olan gençlik, özüne uygun platformlarda kendisini ifade edebilecektir. Lobi’nin faaliyetleri, siyasi otorite grupları ile dış kaynaklı, işbirlikçi, sözde sivil toplum örgütlerinin bölücü ve yıkıcı girişimlerini etkisiz kılacaktır. Lobi’nin kontra direnci ile karşılaşan siyasi otorite grupları, doğal olarak Kemalist sivil "Lobi" ile işbirliğine yönelme zorunluluğu duyacaklardır. (Örneğin: benzer dış güç odaklan arasında yer alan Mason locası ve Bilderberg grubu ile iş birlikçiliğe yönelinmesi gibi) Aksi halde halkla bütünleşmeleri mümkün olamayacaktır. Mevcut Medya yapılanması ise; Kemalist sivil "Lobi’nin faaliyetleri karşısında, çıkarlar adına, halkı siyasi otorite gruplarına yönlendirmeyi ve bütünleştirmeyi başaramayacaktır.

l/a). AMAÇ

20. Yüzyılın son dönemlerinde giderek sayıları artan, çalışmaları yoğunlaşarak, geniş halk kitlelerini hedef alan ve Türk sivil Toplum Örgütleri ile bütünleşerek, siyasi otorite grupları üzerinde etkin baskı unsuru haline dönüşen yabancı ülkelerin sözde sivil toplum örgütleri, gerçekte siyasi ve emperyalist ideolojik çalışmaların birer örtüsü olduğu bilinmektedir.

Yabancı ülkelerin Türkiye’de faaliyet gösteren Sivil Toplum Örgütlerinin amacı: Türkiye Cumhuriyeti ‘ni etnik / fundamentalist / siyasal / ekonomik faktörlerinden yararlanarak; bölerek yıkmaya, başarılamaz ise de çıkarlara yönelik yönlendirmelerle bir anlamda yönelebilmeyi hedef almaktadır. İlk adımlarının kültürel ilişkiler düzeyinde atıldığı söz konusu kuruluşların bugün ulaştığı nokta, mevcut rejimi tümüyle kontrol altına alma aşamasına eriştiği gibi, ülkenin bölünmenin eşiğine getirilebilmiş olmasıyla da ne denli büyük sakıncalar yaratılabilecekleri son 15 yılda yaşanılan olaylar ile ortaya çıkmıştır.

Her birinin ardında görünen sözde vakıf kuruluşlarının finanse ettiği söz konusu sivil toplum örgütleri, bilindiği üzere, gerçekte ait oldukları ülkelerin hazine kasalarından karşılanan milyarlarca dolarla finanse edilmektedirler. Atacakları her adım ise; yine ait oldukları ülkelerin gizli istihbarat örgütlerinin son derece deneyimli araştırmacı teorisyenlerince planlanmaktadır.

Türkiye’de faaliyet göstermekte olan yabancı sivil toplum örgütleri, kültürel, ekonomik, bilimsel ve siyasal olmak üzere her alanda her türden argümandan yararlanmaktadır. Yabancı sivil toplum örgütleri, Türk halkının demokratik haklarını kullanabilmek amacıyla kurdukları, sözde sivil toplum örgütleri, dernekler, vakıflar, medya ve benzer faaliyetlerini de finanse ederek, kendilerine yerli işbirlikçiler oluşturmaktadırlar.

Ülkeler arası pek çok anlaşmalar ve ait oldukları ülkelerin resmi misyonlarının koruma şemsiyesi altında rahatlıkla ve örtülü olarak "istihbarat", "provokasyon" ve "yıkıcı/bölücü faaliyetler" yürütebilen bu kurumların çeşitli alanlarda kendi ülke çıkarlarına uygun biçimde düzenledikleri raporlar, Türkiye’nin uluslararası plâtformlarda atacağı her adımın belirleyici etkeni haline gelmiştir.

Siyasi otorite grupları, salt oy kaygısı ile -tarihsel süreç içinde- "tarikat liderleri" ile işbirliğine yönelmişler, Cumhuriyet yasalarıyla men edilmiş olmasına karşın; dergâhların faaliyetlerine göz yummuşlardır. Çıkara dayalı bu sorumsuz tutum sonucunda.ise; rejim karşıtı fundamentalist görüş iktidar olabilmiştir. Bu iktidara son veren koşulların oluşturulabilmesi için, büyük ve olağanüstü bir karşı çaba gereği doğmuş ve sonucunda dış ülke otoriteleri ile yerli işbirlikçilerinin tarih önünde "sivil darbe tezgâhı", ‘Türk Silahlı Kuvvetleri dayatması" olarak tanımlama cüretini gösterebildikleri 28 Şubat süreci yaşanmıştır. Yine siyasi otorite grupları tarafından ülke kaynakları, -üstelik onca güçlük içinde olunmasına karşın-fundamentalist gruplara peşkeş çekilerek, fundamentalist görüş finanse edilerek, ülke ekonomisini ele geçirme operasyonu düzenlenmiştir. Bu operasyonlar ile rejim karşıtı ekonomik güç odakları yaratılarak suni ve yasa dışı yollarla beslenmiştir.

Siyasi otorite grupları, çıkarları adına MAFÎA grupları oluşturmuş ve desteklemiştir. Bu yolla pek çok devlet ihalesi, bankalar, stratejik öneme sahip enerji üretim tesislerinin yanı sıra; çeşitli üretim birimleri adeta "ele geçirme" operasyonları sonrasında, siyasi grupların yandaş kartellerinin eline geçmiştir. Uyuşturucu, silah ve kumar, her dönemde ve her grup tarafından fînans kaynağı olarak kullanılmıştır.

Kamuoyunu etkileyen, yönlendiren ve biçimlendiren medya organları, ülke çıkarlarını hiçe sayarak, salt kendi çıkarlarına uygun hareket eden mekanizmalar haline getirilmiştir. Direnenlerin ise; önüne çeşitli setler çekilerek ayakta kalıp varlıklarını sürdürmeleri olanaksız kılınmıştır.

Türkiye’de 1995 yılından 1999 yılına değin oldukça kısa bir süreçte, küçük ama bağımsız tek bir yayınevi kalmamıştır. Çünkü medya kartelleri ile banka sektörü kitap yayıncılığına -üstelik kâr oranı çok düşük olmasına karşın- yönelmiş, her türlü düşünce üretimine bu yolla çok kolayca, zahmetsizce ve topluma hissettirilmeksizin sözde kültür hizmeti gerçekleştirilerek son verilmiştir.

1950-1960 doğumlular ardından gelen kuşaklar arasında varlığından sözü edilebilecek tek bir yazar yetişmemiş olması, faaliyetlerin ne denli sindirici. yok edici ve zararlı olduğunun en belirgin kanıtı olarak, Türkiye Cumhuriyeti tarihi kayıtlarında yer almıştır.

Gelişmiş ülkelerde yazar ve kitap sayısında patlamaların yaşandığı – günümüzde, Türkiye’nin kitapçı dükkânlarının vitrinlerinde yalnızca yabancı yazarların kitaplarının sergilenip satılabildiği, az gelişmiş (ilkel-düşünce ve sanat eseri üretemeyen) ülkeler arasında yeri alması sağlanmıştır. Kültürel alanda etkin ve stratejik faaliyetler uygulamaya konularak sinema, tiyatro, yazılı basın, radyo ve televizyon yapımları halkın kültürel düzeyini gün geçtikçe giderek daha da aşağı düzeylere çekmiştir.

Düzeysizlik sonucu, geniş halk kitlelerinin anlayış, kavrama ve sorgulama yeteneği ortadan kaldırılarak, çağını ve içinde bulunduğu koşullan algılamasının önüne geçilmiştir. Örneğin: Çağdaş üniversite öğrenim sürecinden geçmiş, pozitif bilimle tanışmış Türk gençleri, 2000 yılının eşiğine gelindiği bir çağda, çeşitli tarikatların "dergah" tezgahlarının ham maddelerine dönüştürülebilmiştir.

Öte yandan, özel sektörün geliştirilmesi için gösterilen tüm çabalar, her alanda devlet olanaklarının birer "arpalık" haline getirilmesiyle sonuçlanmıştır.

Siyasetten, kültüre, kültürden eğitime, eğitimden ekonomiye, ekonomiden toplumsal huzur ve barışa değin uzayıp giden gelişmelerin göstergeleri tümüyle ulusal çıkarlara aykırı, olumsuzluklar, yolsuzluklar, toplumsal parçalanış zincirinin halkalarına dönüşmüştür.

Türkiye içinde illegal olarak, çeşitli ekonomik/siyasal güç odakları, terör, tehdit ve şantaj grupları oluşturulabilmiş ve bu oluşumların "başarı" olarak algılanması sağlanıp özendirilerek, toplumsal değerler çökertilmiş, "değer", "inanç" ve "ideolojik" anlayış alt-üst edilmiştir.

Yukarıda çok özet olarak değinmeye çalışılan olumsuzluklar karşısında toplumsal olarak hiçbir tepki ve direnç sergilenmemiş olması ise; oldukça düşündürücüdür. Oysa ki; tüm bu olumsuzluklar karşısında aydınlar, sivil toplum örgütleri, caydırıcı, aydınlatıcı, etkileyici ve belirleyici birer direnç unsuru olarak görev alabilmeliydiler.

Sivil toplum Örgütlerinin gerçek işlevlerini yerine getirmemiş olmaları ise; aymazlık ve yetersiz kalınmış olmasıyla tanımlanamaz. Değişen dünya koşulları (siyasal/ekonomik/enerji kaynaklan) içinde, Türkiye coğrafyasının ön plâna çıkarak, öneminin daha da artmış olması sonucu, uygulana gelen emperyalist senaryolara uyum sağlama görevini üstlenmiş bulunduklarının kanıtıdır.

Türk sivil toplum Örgütlerinin finans kaynakları, yabancı ortaklı karteller ve dış ülkelerin vakıf veya sivil toplum kuruluşlarıdır. Demeklerden başlayarak vakıf ve sivil hareket örgütleniş biçimlerinin her aşamasında ülke dışı kaynaklarca finanse edilerek, programlanan kamu örgütlenişinin, ulusal çıkarlara uygun olması beklenemezdi.

Bu çalışma ile hayata geçirilmesi plânlanarak önerilen "Lobi" göstereceği faaliyetler ile yukarıda işaret edilen alanlarda çok daha kolay ve sağlıklı istihbarat toplayabilecek ve değerlendirme ile analizini gerçekleştirecektir. Kontra senaryolar üretebilecek, etkinlikler tasarlayarak uygulamaya koyacak, kamuoyunun Kemalist ideolojiye ve ulusal çıkarlara uygun sivil hareketi sahiplenerek katılımını sağlayabilecektir.

Kaosa sürüklenen gençliğin, siyasal gruplar, tarikatlar, MAFİA oluşumları, gerçekte dış ülke güç odakları ile istihbarat örgütlerinin uzantıları durumunda olan sivil toplum örgütlerinin etkinlikleri içinde yer almalarını sağlayan olanakları ortadan kaldırmaya yönelik faaliyetler uygulanmasını amaçlar.

Lobi’nin amaçları arasında etnik/fundamentalist/bölücü/yıkıcı unsur ve oluşumlar içine çekilmek istenen gençliğin böylesi tuzaklara düşürülerek kullanılmasının önüne geçilmesini sağlamaktır. Türk gençliğinin 21. yüzyılda, Kemalizm’e ve ulusal çıkarlara uygun yeni hedeflere, Atatürk’ün işaret ettiği heyecanlara motive edilmeye, umutsuzluğun karanlığından kurtarılmaya ve en önemlisi parlak bir geleceği hak edebilmeye ihtiyacı vardır. Ve bu devletin sorumluluğudur.

l/b). KAPSAM

Lobi, geniş halk kitlelerine yönelik çalışmalarında özellikle gençlerin Kemalist ideoloji ve ülke çıkarları doğrultusunda yeniden örgütlenmelerini sağlamayı tasarlamaktadır. Dış ülke istihbarat örgütlerinin uzantıları olan kuruluşların, finans ve kontrolünde etkinlikler sergileyen, mevcut sivil toplum örgütlerinin ulusal çıkarlara aykırı faaliyetlerini sağlıklı biçimde belirleyerek bu faaliyetlerin kamuoyunu etkilemesinin önüne geçilmesini sağlamak için; gerekli önlemleri alıp kontra teori ve senaryolar. üreterek uygulama alanları yaratılması ve yaşama geçirilmesini sağlayacaktır.

Bir merkezde toplanacak olan bilgiler ışığında analiz ve değerlendirme yapacak, teori ve senaryolar üreterek, iletişim ve propaganda yoluyla ulusal çıkarlara aykırılıklar karşısında sivil direnç odaklan oluşturacaktır.

Lobi’nin yapılanması ve tüm faaliyetleri mevcut hukuk plâtformu ile çerçevelenmiştir. Örgütlenme, yapılanma ve faaliyetlerinde legal sınırlar içinde kalacaktır. Böylece temiz toplumun özlemleri içindeki kamuoyu, özlemini duyduğu, kendi yapısına uygun sivil toplum örgütlerine kavuşmuş olacaktır. Lobi’nin her girişimi kendi içinde oluşturulan hukuk birimi tarafından yasal koşullara uyumlu hale getirilecektir.

Lobi’nin Kemalist ideolojiye bağlılığı ve bağımsızlığı, kendi içinde uygulamaya koyacağı ticari faaliyetler ile sağlanacaktır. Lobi, çeşitli alanlarda kuracağı ticari şirketlerin faaliyetleriyle giderlerini karşılayacak, projelerini uygulama olanağına kavuşacak ve mevcut rejim karşıtı yapılanmaların oluşturduğu ekonomik güçlerin faaliyet gösterdikleri alanlarda rekabete yönelerek, ülke ekonomisinin rejim karşıtı güçlerin denetim ve kontrolüne geçirilmesi çabalarına engel olacaktır.

Kültürel çalışmalarıyla öz kültürün ve Kemalist ideolojinin yeni çağda artık bir çözüm olmaktan çıkmış, eskimiş ve köhnemiş olduğu izlenimini uyandırma çabalarını boşa çıkartacaktır. Giderek güçlenmiş ve iki kutuplu hale gelmiş emperyalist düzenin gelişmiş ülkelerce zorlandığı ve başkaca kutuplar oluşturulması çalışmalarının yaşama geçirildiği çağda, Türkiye’nin Kemalizm’in önderliğinde varlığını korumakla kalmayıp gelişme sağlayabileceğinin örneklerinin temellerinin atılması ve çoğaltılması doğrultusunda girişimlerde bulunulacaktır.

Dış güçlerin emperyalist girişimlerinin önünün kesilmesi, etnik / fundamentalist / bölücü / yıkıcı unsurlann tasfiye edilebilmesi, sosyal patlamaların önüne geçilebilmesi için, halkın kendisini ifade edebileceği demokratik plâtformlara gereksinimi vardır. Bu plâtformların oluşturulması, denetlenmesi ve yönlendirilmesi işlevini, "Ergenekon"un denetiminde faaliyet gösterecek olan "Lobi" adı verilen "gizli örgütsel" yapının üstlenmesi tasarlanmıştır.

Üniversite gençliğinin yanısıra, büyük kentlerin varoşlarında ve Güneydoğu Anadolu’da boşluğa sürüklenmiş, sahipsiz gençliğin örgütlenerek, ulusal çıkarlar doğrultusunda toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda motive edilmeleri ve topluma kazandırabilmeleri sanıldığının tersine oldukça kolaydır. Burada sözü edilen kitlenin üretime yönlendirilmesi bile pek çok sorunun kendiliğinden ortadan kalkması için yeterlidir. Kendilerine belirli hedefler gösterilerek üretimci hale dönüştürülen halk kitlelerin ulusal çıkarlara aykırı unsurlar içinde yer aldıkları örneği tarih sahnesinde görülmemiştir.

BOLUM : II

3). POLİTİKA

Lobi, tasarının, girişim ve uygulamalarında toplumun temiz toplum özlemi arayışına örnek sivil toplum örgütlenmelerinin oluşturulmasında Önderlik edecektir.

Girişimlerinin mevcut anayasal düzenin kurallarına uygunluğu ilkesi ön plânda tutulacaktır.

Sivil toplum örgütlerinin ulusal çıkarlara uygun tepkisel eylemlerde bulunması sağlanacak ve kitlesel tepkiler organize edilerek kontrolde tutulması sağlanacak.

İşlev ve misyonunu tamamlamış çeşitli işçi sendikalarının, sivil toplum örgütlerinden etkilenmeleri sağlanarak, mevcut sendikaların tepkisel ve kitlesel eylemleri, endirekt metodlarla yönlendirilmesi sağlanacak.

Lobi, prensip olarak hiçbir zaman doğrudan doğruya toplumsal eylemler içinde yer almamalı, oluşturacağı sivil toplum kuruluşlarının etkinlik ve eylemler düzenlemesini organize ve kontrol eden güçlü bir mekanizma olarak kalmalıdır. Anı şekilde ticari ve kültürel faaliyetlerde de doğrudan doğruya girişim ve etkinlikler içinde yer almamalıdır. Tüm faaliyet alanlarında organizasyon çatısı altında oluşturduğu kuruluş ve örgütlerini,, amaçlan doğrultusunda harekete geçiren bir mekanizma olarak kalmaya özen göstermelidir.

4). HEDEF

Günümüz dünyasında tüm güçler ekonomik güçten kaynaklanan hareket ve yaptırım gücü elde edebilmektedir. Bu nedenle amaçlanan girişimlerin uygulanabilmesi ve sonuca ulaşılabilmesi için, ekonomik faaliyetler ön plânda tutulmalıdır. Lobi’nin amaçlarından saptırılamaması için, ekonomik olarak güçlü olabilmesi esastır.

Faaliyete geçirilmesi plânlanan Lobi, öncelikle ticari şirketler aracılığı ile ekonomik güç kazanmalı, ardından kuracağı vakıf ile de ekonomik gücünü arttırma çalışmalarına yönelmelidir.

Bilginin para kaynağına dönüşebilirliği gözden kaçırılmamalı, mevcut istihbarat birikimlerinden ekonomik güç elde edebilmek için yararlanılmalıdır.

Mevcut pek çok sivil toplum örgütü ile çeşitli alanlarda faaliyet gösteren pek çok vakıf bulunmaktadır. Bunların fınans kaynaklan ve amaçları iyi saptanmalı, kontra faaliyetler ile önlerinde güçlü dirençler oluşturulmalıdır.

Mevcut sendikaların yönetim kadrolarının ilişkiler ağı yeniden gözden geçirilmeli, siyasi ve ekonomik güç odaklarıyla ilintileri ele alınmalı, tabanları bu ilişkiler hakkında bilgilendirilerek, işçi kitleleri üzerindeki etkinlikleri kırılmalı ve güçleri zayıflatılmalıdır. Böylece geniş işçi kitlelerinin siyasi ve ekonomik güç odaklan üzerinde çıkar sağlama amaçlı, baskı unsuru olarak -suiistimal yoluyla- kullanılmaları önlenmelidir.

Ülke ekonomisini elinde tutan ve kişisel çıkarları adına ulusal çıkarları hiçe sayabilen, çok uluslu şirketler ile ortaklıkları olan güçlü holdinglerin faaliyetleri kontrol altına alınmalıdır. Bu türden holdinglerin faaliyet ve plânlamaları hakkında istihbarat sağlanmalı, engelleyici kontra önlemler üretilmeli ve uygulamaya konulmalıdır. Gereğinde bu holdinglerin ihtiyaçlanna cevap verecek ticari şirketler kurularak, müşterek ilişkiler geliştirilmeli ve işbirliği içinde olunmalıdır.

İnsan kaynaklarına dayalı ticari bir danışmanlık ve hizmet şirketi kurularak, güçlü ticari kuruluşlarda kadrolaşma sağlanabilmelidir. Yine aynı amaçla bir güvenlik şirketi kurularak. İşadamlarının güvenliği sağlanabilmeli ve böylece her alanda kadrolaşma gerçekleştirilebilmelidir.

MAFİA grupları tümüyle yeniden gözden geçirilmeli, deneyimli mevcut grupların karşısında yeni ve güçlü bir grup oluşturularak, denetim, ve kontrol altına alınmaları sağlanmalıdır.

Lobi, çalışmalarında Medya kuruluşları ile doğrudan temasta bulunmamaya azami özen gösterilmelidir. Daha çok organizasyonun şemsiyesi altında yer alacak sivil toplum Örgütleri ile vakıfların faaliyetleri doğrultusunda kontak kurdurulması sağlanmalıdır.

5). YÖNTEM

Yukarıda da ifade edildiği üzere; Lobi prensip olarak hiçbir girişim ve eylemin içinde yer almamalı ve tümüyle yasal düzenleme içinde hareket etmeli, toplumsal prensiplere saygılı olmalı, Örnek bir sivil toplum kuruluşu olarak, siyasetten tümüyle uzak bir yapi olarak faaliyet göstermelidir. Merkez üyeleri dışındaki kadroları, ilişkide bulunacağı kişiler, kurum ve kuruluşlar Lobinin bağlı olduğu merkez hakkında bilgi sahibi olmamalıdırlar. Lobinin tüm çalışma ve faaliyetlerinde gizlilik prensiplerine sadık kalınmalıdır.

BÖLÜM: III

6). ORGANİZASYON PLÂNI

Lobinin organizasyon plânı, aşağıdaki birimlerden oluşmaktadır:

1). Merkez

2). Araştırma ve Bilgi Toplama

3). Analiz ve Değerlendirme

4). Finanse ve Ticaret

5). Kültür ve Bilim

6). Teori ve Senaryo

7). İletişim ve Propaganda

8). Hukuk

9). Uluslararası İlişkiler

Bu dokuz departman Örgütün tümünü oluşturmaktadır. Departmanlar Ergenekon tarafından örgütün merkez üyeliğine atanmış güvenilir, beş sivil yöneticiye doğrudan bağlı olarak yönetilecektir. Beş sivil yönetici personelin Ergenekon ile teması ise; atanmış ve güvenilir iki sivil personel ile sağlanacaktır. Departman başkanları merkezdeki beş yönetici tarafından seçilecek ve yönlendirilecektir.

6/1). MERKEZ

Lobi’nin merkezinde görev alması için, Ergenekon tarafından atanmış güvenilir beş sivil yönetici bulunacaktır. Yönetici personelin görevi elde edilen veriler ışığında organizasyonu gizlilik prensiplerine sadık kalarak sağlıklı biçimde yönetmek olduğu kadar, her alanda gelişim ve tekinliğini de arttırmaktır. Bunun yanısıra, birimlerin oluşturulması ve birimlerin sağlıklı, düzenli ve etkin biçimde işleyişini sağlamaktır.

6/2). ARAŞTIRMA VE BİLGİ TOPLAMA

Araştırma ve Bilgi Toplama Departmanı, merkez üyelerince seçilmiş bir başkan ve on kişilik bir yardımcı kadrodan oluşmaktadır. Lobi’nin amaçları doğrultusunda istihbarat verileri toplamak, arşivlemek ve merkeze sunmaktır.

6/3). ANALİZ VE DEĞERLENDİRME

Analiz ve Değerlendirme Departmanı, bir başkan ve beş kişilik yardımcı bir kadrodan oluşmaktadır. Elde edilen istihbarat verilerinin analiz raporlarının hazırlanması çalışmalarını yürütmekle sorumludur.

6/4). EİNANS VE TİCARET

Finans ve Ticaret Departmanı, bir başkan ve altı kişilik yardımcı personelden oluşmaktadır. Ticari koşullan yakından izlemek, ticari faaliyet ve yatırım alanlarının belirlenmesi çalışmalarının yürütülmesinden sorumludur. Ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu ticari ve ekonomik koşulların belirlenmesi çalışmalarını yürütür. Bu birimin başkanı örgütün ticari şirketlerinin kuruluş, organizasyon ve denetimini kontrol eder.

6/5). KÜLTÜR ve BİLİM

Kültür ve Bilim Departmanı, bir başkan ve altı yardımcı personelden oluşmaktadır. Bilimsel ve kültürel gelişmeleri yakından izlemek ve yararlanılabilecek alanların tespiti çalışmalarını gerçekleştirir. Kültürel ve bilimsel faaliyetlerde bulunarak kamuoyunu ulusal çıkarlar doğrultusunda aydınlatıp yönlendirme çalışmalarını yürütür. Ülke çıkarlarına aykırı kültürel faaliyetleri tespit eder ve karşı argümanlar üreterek,

kamuoyunu ve sivil toplum kuruluşlarını karşı bilinçlenme ile gereğinde karşı eylemlere yöneltir.

6/6). TEORİ VE SENARYO

Teori ve Senaryo Departmanı, bir başkan ve beş senaristten oluşmaktadır. Bu departmanın görevi, ihtiyaç duyulması halinde elde edilen analiz raporlarından yararlanarak kontra teori ve senaryolar üretmektir. Ulusal çıkarlara aykırı teori ve senaryoların çürütülmesinde belirleyici rol oynar. Uygulamaya konulması düşünülen senaryoların sağlıklı sonuçlara ulaşmasını sağlamak amacıyla, karşılaşılabilecek kontra senaryoları belirleyerek önlem alınmasını sağlar. Kültürel, bilimsel senaryo kurgulan ile kamuoyunun ojite edilmesinin önüne geçecek argümanlar üretir. Medya kuruluşlarım yönlendirme çalışmalarına katkıda bulunur.

7/7). İLETİŞİM VE PROPAGANDA

İletişim ve Propaganda departmanı bir başkan ve beş yardımcıdan oluşmaktadır. Bu departmanın görevi amaçlara uygun olarak medya kuruluşlarını bilgilendirmek, yönlendirmek ve bu yolla kontrol altında tutmaktır. Ayrıca, faaliyetlerde amaçlara uygun kamuoyu oluşturulması ve kamuoyunun desteğinin sağlanması çalışmalarını yürütür. Bunların yanısıra, organizasyonun ilişki kurmayı tasarladığı kişi, kurum ve kuruluşlar üzerinde etkileme çalışmaları gerçekleştirerek, sağlıklı ilişkiler kurulabilmesinin alt yapısını hazırlar.

8/8). HUKUK

Hukuk Departmanı, bir başkan ve beş yardımcıdan oluşmaktadır. Organizasyonun girişim ve faaliyetlerinin mevcut yasaların hukuksal temeline dayandırılabilmesi çalışmalarını yürütür. Bu departmanda yer alacak personel hukukçulardan oluşacaktır. Organizasyonun hukuk işlerini üstlenecek olan bu departman, hukuksal kurallardan azami ölçüde yararlanılması çalışmalarını yürütecektir.

9/9). ULUSLARARASI İLİŞKİLER

Uluslararası İlişkiler Departmanı, bir başkan ve altı yardımcısından oluşmaktadır. Bu departmanın görevi, organizasyonun uluslararası alanlardaki faaliyetlerini sağlıklı biçimde yürütülmesini sağlamaktır. Türkiye’de faaliyet göstermekte olan uluslarası kuruluşların çalışmalarım analiz etmek, bu kuruluşlar ile yakın ilişki kurulmasını sağlamak ve dış güç odaklan olan bu kuruluşların amaçlarının belirlenmesini sağlamaktır.

BOLÜM: IV

7). KADRO

Organizasyonunda yalnızca sivillerin yer alacağı bu örgütlenme, köprü eleman ile Ergenekon’a bağlı olarak faaliyet gösterecektir. Organizasyonun merkezinde görev alacak beş sivil personel ile köprü personel görevini üstlenecek iki sivil, Ergenekon tarafından belirlenerek atanmalıdır.. Birim başkanları ile örgütün kuracağı vakıf ve ticari şirketlerin yöneticileri ve sahipleri ise; merkezde yer alan yönetim personeli tarafından seçilmelidir.. Böylelikle gizlilik esasının korunması sağlanmalıdır.

7/a). ELEMAN PROFİLİ

Lobi örgütlenmesi içinde yer alacak elemanların çağa ayak uydurabilecek donanım, bilgi ve deneyime sahip olması esası aranacağı gibi, gereğinde her tür eleman profilinden yararlanılmasından kaçınılmamalıdır. Özellikle sistemle barışık olmayan, aradığını bulamamış yapıdaki kişilikler seçilmelidir. Çünkü, bu türden kişiler sistemin boşluklarım, mekanizmanın işleyişini, oyunların kurallarını ve zaaflarını çok daha iyi bilmektedirler.

7/b). BİRİM BAŞKANLARI

Örgütlenme içinde departmanların işlev ve amaçlarına uygun yapıya sahip, konusunda deneyim sahibi kişiler tercih edilmelidir. Birim başkanları, Lobi faaliyetlerinin tümüyle serbest girişimcilik sınırları içinde kaldığı konusunda kuşkuya kapılmayacak şekilde yönlendirilmeli, ortak amaçlar, fikir birliği ve inançlar doğrultusunda çalıştırılmalıdır. İşbirliğinde organizasyonun kuruluş ve faaliyet amacı olarak esas; kâr ve topluma yarar sağlanması olmalıdır.

7/c). KÖPRÜ PERSONEL

Ergenekon tarafından atanacak iki sivil, mutlaka başka kuruluşlarda görevli olanlar arasından seçilmelidir. Böylece gizliğin sağlanması korunmuş olacaktır. Bu kişilerin yeterli bilgi ve deneyim sahibi olmalarından sonra, organizasyonun merkez yönetiminde yer almaları sağlanmalı, organizasyonun merkez başkanı bu kişiler arasından seçilmelidir.

BÖLÜM: V

8). FİNANS

Lobi’nin faaliyetlerinin fınansı başlangıç noktasında Ergenekon tarafından karşılanmalıdır. Ancak, organizasyon ilk ticari şirketini kurup faaliyete geçirmesinin ardından finansal desteğe son verilmeli ve örgütün kendisine finans kaynaklan oluşturması sağlanmalıdır.

8/a). TİCARİ ŞİRKET FAALİYETLERİ

Organizasyon, kısa süre içinde belirleyeceği alanlarda ardışık olarak ticari şirketler kurup yönetmeli ve giderek artan finanse kaynaklarına sahip olabilmelidir. Bu gelişmenin süratle sağlanabilmesi için, ticaret hukuku içinde yararlanılabilecek pek çok argüman mevcuttur. Başlangıçta kurdurulacak şirketlerin sürekliliği değil, finanse sağlaması dikkate alınarak hareket edilmelidir. Kalıcı ve alanında etkin güç olarak geliştirilecek şirket kuruluşları organizasyonlarına yeterli finanse kaynağına ulaşılmasının ardından yatırım gerçekleştirilmelidir. Bu yatırımlar sonucunda giderek organizasyona ait holdingler oluşturularak, uluslararası ticari faaliyet girişimlerine geçilebilecektir.

Finanse dünyasında yer alarak, ekonominin kontrol edilebilir düzeye erişmesi ise; holdinglerin faaliyetleri sonucu hedefe ulaşılmasını sağlayacaktır.

8/b). VAKIF FAALİYETLERİ

Organizasyonun mutlaka birkaç vakıf oluşturması gereği vardır. Böylelikle gücü ve etkinliği arttırılabileceği gibi, organizasyon şemsiyesi altında kurumlar oluşturulabilir. Oluşturulan bu kurumlar aracılığı ile uluslararası ilişkiler kurulacak ve her alanda çeşitli yararlar elde edilecektir. Organizasyon amaçlarını on sağlıklı şekilde perdeleyecek olan kurumlar vakıflar olabilir.

Fundamentalist faaliyetler doğrultusunda kurulan çeşitli vakıfların yurt içi ve yurt dışında halktan para toplayarak güçlenmesinin önüne geçilebilmesi için de aynı kulvarda kurulacak naylon bir vakıfla önlenebilmesi mümkün kılınacaktır.

BÖLÜM: VI

9). GENEL DEĞERLENDİRME

21. yüzyılda ülkelerin kaderlerini, siyasal aktivitelerden daha çok ve kesin olarak ekonomik güçler belirleyecektir. Öyle ki; silahlı güçlerin hareket olanakları bile ekonomik koşulların kilitlenmesiyle kontrol altına alınabilecektir. Bu nedenle uygulanması plânlanan Lobi’nin ilk adımlarını ekonomik alanda atması ve ekonomik alanda giderek güç kazanıp denetleyici ve belirleyici unsura dönüşebilmesi en önemli ve birincil amaç olmalıdır. İkinci hedef olarak, Türk toplumunun Kemalizm ve ulusal çıkarlar doğrultusunda yeniden yapılandırılması çalışmalarına ağırlık verilmelidir.

Lobi’nin faaliyet alanları içinde Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve tüm Türkî Cumhuriyetlerde çok önemli başarılar sağlanabilecektir. Çünkü, kültürel, bilimsel, ekonomik ve senaryo çalışmaları ağırlıkta olduğu gibi faaliyet alanları çok yönlü ve çok geniş amaçlı tutulmuştur.

BOLÜM: VII

10). SONUÇ VE ÖNERİLER

Emir ve tensiplerinize sunulan bu çalışmamıza masonik Bilderberg örgütü, Alman Nazi örgütlenişi, İngiliz İstihbaratının örtülü örgütlenme modelleri ve bazı Avrupa ülkelerinin sivil toplum örgütlenişleri ile Doğu kaynaklı bazı istihbarat ve siyasal örgütlenmeleri kaynaklık etmiş ise de yapılandırılmasının plânlaması ile hiçbir benzerliği olmamasına özen gösterilmiştir.

Lobi, Türk insanının ve toplumsal yapısının özellikleri ile doğabilecek her türden gereksinim dikkate alınarak tasarlanmasına özen gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu koşullar ile gelecekte içine sürüklenmek istediği koşullar göz önüne alınarak projelendirilmiştir.

Geleceğin dünyasında "sanal ortam" büyük önem ifade edecek olmakla birlikte, katı gerçekler belirleyici ve sonuçlandırıcı unsurlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle Türk silahlı Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren Ergenekon’un Lobi adını verdiğimiz örgütsel organizasyonun faaliyetlerine önümüzdeki zaman dilimi içinde çok daha fazla gereksinimi olacağı görüşünde haddimizin sınırlarını zorlayan ısrarcılıktaki ifade ve işaretlerimizin amacı, konunun öneminden kaynaklanmaktadır.

Saygılarımızla,

Reklamlar

ERGENEKON DOSYASI /// Emin ÇÖLAŞAN : TAKUNYALI FÜHRER KİTABININ YAZARI Ergün Poyraz mezarlık temizliyor !..

Sevgili okuyucularım, yazar Ergün Poyraz’ın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi desem yeridir.

Olayı çok kısaca özetliyorum:

Ergün Poyraz düzmece Ergenekon davasında ilk tutuklanan kişilerden biri oldu. Temmuz 2007’de girdiği Silivri Cezaevi’nden Mart 2014’te öteki sanıklarla birlikte tahliye edildi.
Hapishanede de kitaplar yazdı. İçeride ve dışarıda yazdığı kitaplarıokuyan Tayyip Ailesi’nin sinir sistemi fena halde bozuluyordu.
Bazı kitapları şunlar:
Musa’nın Çocukları, Patlak Ampul, Hilafet Ordusundan Arap-Kürt Partisine, Kalpazan, Takunyalı Führer.
Hapishanede yazdığı son kitabın adı “İplikçi” idi.
Bu kitapta Tayyip’in yıllar önce “Bir şiir okuduğu için (!)” girip dört ay kadar yattığı Pınarhisar Cezaevi’ndeki lüks ve şatafatlı günlerini anlatıyor, o arada Tayyip’e yoldaşlık etmesi ve yardımcılığını yapması için denk getirilip birkaç ay mahkumiyet cezası verdirilen bir şahsın marifetlerine de değiniyor.

O şahıs Tayyip’ten birkaç gün önce hapishaneye danışıklı dövüş girip kalacakları odayı temizletmiş, duvar kağıdı kaplatmış, buzdolabı getirtmiş, sonraki günlerde dışarıdan yapılacak yeme içme servislerini örgütlemişti.
Kitapta adı geçen şahıs Ergün Poyraz’ı savcılığa şikayet etti ve hakkında hapis cezası istemiyle iddianame düzenlendi, dava açıldı.
Şimdi işin sonrasına çok kısaca, özetle bakalım. Bunlar olurken Ergün Silivri’de yatıyordu. Savcı çağırdı, ifadesini aldı.

* * *

İlk duruşmaya Ergün gitti, hakim yok. Yerine bakan hakim dosyayı bilmediği için davayı erteledi. İkinci duruşmaya Ergün katılamadı çünkü raporluydu. Koğuşunda hasta yatıyordu.
Üçüncü duruşmada hakim kendisine ve cezaevi yönetimine haber vermeden “Zorla getirtme kararı” aldı.
Dördüncüye gittiğinde hakime “Sizin verdiğiniz karar bana tebliğ edilmedi, haberim olmadı” dedi. Hakim de karşılık olarak Ergün’ün ilk duruşmaya bile gelmediğini söyledi.

Aralarında şöyle bir tartışma yaşandı:
– Efendim ben geldim ama siz gelmemiştiniz.
– Hayır, ben gelmiştim ama sen gelmedin.
Zabıt katibi hanım araya girdi:
– Hakim Bey siz gelmemiştiniz!

Henüz savunması bile alınmamıştı ama hakimin Ergün Poyraz’a ceza vereceği belli olmuştu.
En sonunda, savunmasının alınmasına karar verdi!
Ergün Poyraz tam o sırada Silivri’den tahliye oldu ve yaşamakta olduğu Aydın’ın Çakırbeyli köyüne, ailesinin yanına yerleşti. (Adnan Menderes’in köyü.)

* * *

Bir süre sonra kendisine Aydın mahkemesinden bir tebligat geldi. İstanbul’daki mahkeme yazmış, Ergün’ün savunmasını istiyordu.
Ergün savunmasını süresi içinde verdi. Fakat bir süre sonra eline bir tebligat daha geldi. Savunmasını verdiği günlerde cezası kesilmişti.
“Cezanın en alt düzeyden verilmesine, 87 gün hapsine, ancak sabıkalı olduğundan cezasının ertelenmesine yer olmadığına…”
Oysa sabıkası yoktu.
Bir süre sonra İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan bir tebligat daha geldi:
“Ya 87 gün daha hapis yatacaksın, ya da 1.740 lira ödeyeceksin.”
Ergün Poyraz itiraz etti:
“Ben yedi yıl boş yere hapis yatırıldım. O 87 gün, yattığım süreden düşülsün.”
Aradan haftalar geçti ve Aydın Savcılığı’ndan (Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nden) son bir tebligat daha geldi:
“Almış olduğunuz mahkumiyet sonrasında, 174 saat boyunca, yaşamakta olduğunuz Çakırbeyli Köyü Mezarlığı’nı temizleme görevi verilmiştir. Temizlik 4 Mart 2015 günü başlayacaktır. “

* * *

Yazar Ergün Poyraz dün sabah erken saatlerde işçi tulumunu giydi, ayağına çizmelerini geçirdi, eline kazma kürek, tırmık ve süpürgeyi aldı ve mezarlıktaki görevine başladı.
Oysa mahkemede savunma yapması bile mümkün olmamıştı… Çünkü yazdığı kitaplar en tepedeki vakvakları çok rahatsız etmişti.
Türkiye’deki “Hukuk devletinde (!)” bir yazarın başına gelenleri çok özetle anlatmaya çalıştım.
Hepimizin başına daha neler gelecek.
Ergün Poyraz şimdi günde sekiz saat çalışacak, yaklaşık bir ay süreyle mezarlıkta gözetim ve denetim altında tutulacak. Dün kendisiyle konuştum, sözleri ilginçti:
“Biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz, korkmayız ve yılmayız. Ben şimdi Çakırbeyli Mezarlığı’nı nasıl temizleyip süpürüyorsam, yakında insanlarımız da onları süpürecektir.”
Temizlediği alanda dün ilk gözüne çarpan da, taşında “Erdoğan ruhuna Fatiha” yazan mezar oldu!
Bileğine kuvvet.

ERGENEKON DOSYASI /// FETULLAHÇI ZAMAN GAZETESİ : Ergenekon’un 2004’teki darbe teşebbüsü 9 Mart’ın kop yası

’16 Haziran Örgütü’nü kurarak ‘öldürme, yaralama ve bombalama gibi çok sayıda eylemin talimatını verdiği’ gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan Sarp Kuray, Ergenekon’un darbe planlarının 9 Mart’ın kopyası olduğu görüşünde.

Geçmişte ’16 Haziran’ın dışında ‘Partizan Yolu’ isimli sol örgütün de liderliğini yapan Kuray, Ergenekon türü illegal yapılanmanın Türkiye’de 1946’dan beri var olduğunu savunuyor. Kuray’a göre, bu yapılar hem ordu içinde hem de dışında faaliyet gösteriyor. Ergenekon terör örgütünün de darbeye ortam hazırlamak için suç örgütleri kurarak eylem yaptırdığına işaret ediyor. "1971 yılında bizi suç örgütü haline getirdiler. Bomba, dinamit, soygun yaptırdılar, sonra dönüp bizi yargıladılar." diyor. Kuray, "Ulusalcılar ordu ile iktidar kapma hevesindeler. Onun için bu ulusalcılara ‘bırakın bu işleri, bunlar eskimiş metotlardır’ diyoruz. Bir daha orduyla beraber iktidara gelmenin yolu yoktur." şeklinde nasihatte bulunduklarını anlatıyor.

Sarp Kuray, 9 Mart 1971 yılında yapılması planlanan ancak başarısız olan darbe planı ile 2004’te ortaya çıkarılan ‘Ayışığı’ ve ‘Sarıkız’ darbe planlarının birbirinin kopyası olduğunu savunuyor. Kuray, 2004 yılında paşaların darbe yapmak için Genelkurmay’da toplantı düzenlemesinin anayasal düzeni ihlal suçu olduğunu dile getiriyor. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek’te ele geçirilen darbe planlarıyla Genelkurmay’da toplantı yapıldığının ortaya çıktığını hatırlatan solcu lider, şunları söylüyor: "Paşalar toplantı yapmış ‘darbe yapacağız’ diye. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e gelip ‘biz ihtilal yapacağız’ diyorlar. O da, ‘bana bırakın’ cevabını veriyor. Bu tablo 1971’de de böyle. O dönem de Faruk Gürler Paşa’ya gidip ‘darbe yapacağız’ dediler. O da ‘bana kalsın’ cevabını verdi. Demokratik düzene inanıyorsan, o dakikada zaten suç işleniyor. Bunu nasıl göz göre göre aklarsın? Türkiye, gerçekten darbe planlarını araştırıyorsa ilk önce tepeden başlaması gerekiyor."

Paşalar hesabı görünce fenalaşıyor

Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan paşaların sorgu sırasında fenalaşmalarını eleştiren Sarp Kuray, geçmişte gençlere yapılan işkencelerin unutulmamasını istiyor. Sanıkların sorguların işkencesiz yapılmasına rağmen ‘kaçacak delik aradığını’ ifade eden Kuray şunları kaydediyor: "O paşalara, bize yaptıklarını hatırlatmak isterim. Diyarbakır’da insanlara kendi çişini içirdiklerini, kendi b…nu yedirdiklerini unutmasınlar."

Doğu Perinçek’in Kuvayı Milliye ve ulusalcılık söylemlerinin Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya (1 Ocak 1925’te İstanbul Beşiktaş Akaretler semtinde toplanan illegal Türkiye Komünist Partisi delegesi) ait olduğunu söyleyen Kuray, ulusalcıların ordu ile ittifaka girerek iktidarı kapma hevesinde olduğunu belirtiyor.

Yargıtay’ın kendisi hakkında verdiği kararları siyasî bulan Sarp Kuray, Türkiye’deki solcuların vefasızlığından yakınıyor. Tek başına anayasayı ihlal suçundan 146. maddeye göre yargılandığını hatırlatan Kuray, "146. maddenin fıkralarında anayasayı ihlal etmek için aynı zamanda yeterli güce de sahip olmanız gerektiği maddesi de yer alıyor. Ben nasıl tek başıma anayasayı ihlal ve tehdit edebilirim?" diyor. Kuray, solun 69 gruba ayrıldığını ve birbirlerinin açığını arayarak menfaat peşine düştüklerini sözlerine ekliyor.

9 Mart darbe girişimi

Doğan Avcıoğlu’nun başını çektiği ve kendilerine ‘Milli Demokratik Devrim’ci adını veren ve Yön Dergisi etrafında toplanmış bir grup, ordunun tepesindeki generalleri ayartıp darbe planlamışlardı. Grup içerisinde bazı üst düzey askerler de yer alıyordu. Plan başarılı olsaydı zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler’in başkanlığında (Bazı Arap ülkelerindeki Baas benzeri bir rejim) askerî bir yönetim kurulacaktı. Darbe plan, Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün’e haber verilmesiyle akamete uğratıldı. 12 Mart Muhtırası’nı veren Memduh Tağmaç, orgeneral rütbesindekiler hariç 9 Mart 1971 Milli Devrim’e adı karışan başta Tümgeneral Celil Gürkan olmak üzere tüm subayları re’sen emekliye sevk etti. 1. Ordu Komutanı Faik Türün de bu darbeye adı karışan tüm Devrim yazarlarını Ziverbey Köşkü’nde MİT vasıtasıyla sorguya çekti. Sorgularda Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve kod adı olarak ‘Yavuz Bey’i kullanan Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un da darbe teşebbüsüne önce destek verdikleri, sonra istihbarat bilgileri Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’a ulaşınca desteklerini geri çektikleri ortaya çıktı.

2008-11-27

ERGENEKON DOSYASI : Ergenekon ve Danıştay davalarının kilit ismi Osman Yıldırım hakkında soruştu rma

Ergenekon, Balyoz, Zirve Yayınevi, KCK, Erzincan ve Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürülmesi gibi davalarda binlerce kişinin yargılanarak cezaevine girmesine yol açan ‘gizli tanık’lar hakkında soruşturma başlatıldı.

Soruşturma başlatılan isimler arasında Ümraniye’de 2007 yılında bir gecekondunun çatı katında el bombalarının bulunmasıyla başlayan Ergenekon davasında sanık olarak yargılandığı sırada ‘gizli tanık’lık yapan Osman Yıldırım da yer alıyor.

Hürriyet’ten Fevzi Kızıloyun’un haberine göre, Emniyet Genel Müdürlüğü müfettişleri bu kişilerin nasıl gizli tanık olduklarını ve bağlantılarını araştırırken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da, TSK’ya kumpas ve sahte delillerle dava açılmasına yönelik iddiaları araştırıyor. Tanık Koruma Kanunu kapsamında 105 tanık, 168 tanık yakını olmak üzere 273 kişi için koruma uygulanıyor.

Kozmik soruşturma

17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından Emniyet içerisinde ‘Paralel Yapı’ iddialarıyla başlatılan ‘kozmik soruşturma’, Türkiye’de birçok önemli davanın seyrini değiştiren ‘gizli tanık’lara ulaştı. 17 Aralık öncesi dinleme, teknik ve fiziki takip yapan polisleri araştıran müfettişler, kritik görevdeki müdür ve amirlerin bağlantılarını da mercek altına aldı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat, KOM ve Terör Daire Başkanlığı’nda yürütülen operasyonlar sonrası açılan önemli davalarda gizli tanık yapılan kişilerin bağlantıları araştırılıyor. Soruşturma kapsamında gizli tanıkların bilgilerine de başvurulacak. Müfettişler, soruşturma sonucunda suç unsuruna rastlamaları durumunda dosyaları cumhuriyet savcılıklarına iletecekler.

Davaların seyrini değiştirdiler

Türkiye’nin yıllardır gündemine oturan birçok davaya gizli tanıkların ifadeleri damga vurdu, kararlar onların beyanlarına dayandırılarak alındı. Başta Ergenekon, Zirve Yayınevi, KCK, Erzincan, Hrant Dink, Balyoz ve Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürülmesi olmak üzere kritik davalarda gizli tanıklar dinlendi.

Ergenekon’da 20’nin üzerinde gizli tanık dinlendi. Bunlardan en önemlileri ise aynı dava kapsamında sanık olan Osman Yıldırım’ın ‘Gizli Tanık 9’ olarak tanıklık yapmasıydı.

Yakalandığında PKK’nın iki numarası ‘Parmaksız Zeki’ olarak bilinen Şemdin Sakık’ın da, ‘Deniz’ kod adıyla Ergenekon davasında tanıklık yapması tartışma yaratmıştı.

Dink cinayeti davasında ise ‘Barış’ kod adlı gizli tanığın kullanıldığı belirlenmişti.

Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın zehirlenerek öldürülmesine ilişkin davada da gizli tanık skandalı yaşanmıştı. Zirve Yayınevi davasında ‘Deniz Uygar’ kod ismiyle gizli tanık olarak ifade verdikten sonra kimliği deşifre olan İlker Çınar’ın, Ergenekon başta olmak üzere Balyoz ve Özal’ın ölümüyle ilgili soruşturmalarda da ifadeler verdiği ortaya çıkmıştı. Özal davasının tek sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, gizli tanık hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi’nin kararının ardından tutukluların tahliye olduğu Balyoz davasında 20 subay ve astsubayın gizli tanıklık yaptığı ortaya çıkmıştı.

Dönemin İliç Cumhuriyet Savcısı olan Bayram Bozkurt, Ergenekon savcılarına gizli tanık ‘Efe’ kod adıyla ifade verdi ve Erzincan’daki Ergenekon davasının açılmasına neden oldu. Gizli tanık Efe, Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı ileri sürülen İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın; dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ve bir grup asker tarafından uygulamaya konulduğunu iddia etti. Bu ifadeler doğrultusunda Eskişehir İl Jandarma Komutanı Albay Recep Gençoğlu, eski Erzincan Jandarma İstihbarat Kısım Komutanı Astsubay Şenol Bozkurt, dönemin 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ve İlhan Cihaner hakkında ‘örgüt üyeliğinden’ dava açıldı. Cihaner’in savcı olması nedeniyle dava Yargıtay’a taşındı. Sonraki süreçte gizli tanık Efe’nin İliç Cumhuriyet Savcısı Bayram Bozkurt olduğu ortaya çıktı. Savcı Bozkurt kimliğinin deşifre olmasının ardından yaklaşık 1 ay sonra 25 Haziran 2010 günü Adalet Bakanlığı’na dilekçe sunarak 7 Temmuz 2010’da kendi isteğiyle emekli oldu. Daha sonra Tanık Koruma Programı’na alınan Savcı Bozkurt’un estetik operasyonla yüzü ve kimliği değiştirildi. Bozkurt, yeni kimliğiyle bir süre Ankara’da serbest avukatlık yaptı. Savcı Bozkurt’un sağlık bakanlığı’nda görevli eczacı eşinin de kimliği değiştirildi. Bozkurt, daha sonra yeni kimliğiyle HSYK’ya başvurarak, mesleğe kabulüne karar verilmesini istedi. 5 Mart 2013’te toplanan HSYK 3. Dairesi, Bozkurt’un mesleğe kabulüne karar verdi. Savcı Bozkurt yeni kimliğiyle Cumhuriyet Savcısı olarak Ankara’nın bir ilçesine atandı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın talimatıyla HSYK 3. Dairesi, Savcı Bozkurt’un mesleğe kabul kararını gözden geçirdi. Yeniden toplanan 3. Daire oybirliğiyle Bozkurt’un mesleğe kabul kararının kaldırılmasına karar verdi. Karara gerekçe olarak Savcı Bozkurt’un ‘bozuk sicili’ gösterildi.

‘Osmanım’ hem tanık, hem sanıktı

Savcı ve polislerin “Osmanım” diye hitap ettiği Osman Yıldırım, Ergenekon davasının en önemli gizlik tanıklarındandı. Yıldırım, 17 Mayıs 2006’da gerçekleştirilen Danıştay saldırısıyla ilgili Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada müebbet hapis cezasına çaptırıldı. Cezaevinden mahkemeye dilekçeler gönderen Yıldırım, daha önceki ifadelerini reddederek Danıştay saldırısını ve Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanma olaylarını Ergenekon’un talimatıyla yaptıklarını söyledi. 2008’de Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Yıldırım’ın tanık olarak ifadesini aldı. Bu ifadeyle Danıştay saldırısı, Ergenekon davasıyla birleştirildi. Yıldırım sanığı olduğu davanın tanıklarından biri oldu. Dava sürecinde, ‘Gizli tanık 9’un da Osman Yıldırım olduğu anlaşıldı. Yıldırım, Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırılarla ilgili beraat etti. ‘Terör örgütü üyeliği’nden verilen 15 yıl hapis cezası “İşlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi” nedeniyle 4’te 3 oranında indirilip 3 yıl 9 aya düştü. ‘Tehlikeli madde bulundurmak’tan da 5 yıl 3 ay hapis cezası alan Yıldırım’ın toplam cezası 9 yıl oldu. Yıldırım, tutuklu kaldığı süre gözönüne alınarak 5 Ağustos 2013’te tahliye edildi. Ergenekon Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ve Nihat Taşkın, davanın temyiz dilekçesinde “Suçun işlenmesinden gönüllü olarak vazgeçtiği” için Yıldırım’a ceza verilmemesini istedi. Tanık Koruma Programı sayesinde izini kaybettiren Yıldırım’ın suç dosyası da kabarık: 1986 yılında ablası Miyase Yıldırım’ı öldürüp kaçtı. 20 yıl hapis aldı, 4 yıl yatıp çıktı. 1993’te öz yeğenini erkeklere pazarladığı gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1994 ‘te alacak verecek meselesi yüzünden 1 kişiyi vurdu. Aftan yararlanarak 2000 yılında çıktı. 1998 yılında Kırklareli’nde sahte kimlik çıkarmaya çalışırken yakalandı. 2008 yılında kamu görevlisine ve Atatürk’ün hatırasına alenen hakaretten 3 yıl 9 ay ceza aldı. Ergenekon davasındaki ‘kumpas’ iddialarını soruşturan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mesut Erdinç Bayhan’ın tekrar ifadesini almak istediği Yıldırım, ‘sır’ oldu.

105’ine koruma 12’sine estetik

Tanık Koruma Kanunu kapsamında, Tanık Koruma Kurulu kararları ile 105 tanık, 168 tanık yakını olmak üzere 273 kişi hakkında koruma tedbiri uygulanıyor. Koruma kapsamında, “Fizyolojik görünümünün estetik cerrahi yoluyla veya estetik cerrahi gerektirmeksizin değiştirilmesi” tedbiriyle 12 gizli tanığa estetik uygulandı. Estetik uygulanan 5 gizli tanığa saç ektirildi. 68 gizli tanığın adres bilgileri değiştirilerek farklı bir ile nakledildi. Yurtdışına gönderilen gizli tanık ise bulunmuyor.

FBI modeli

Tanık Koruma Kanunu kapsamına alınan gizli tanıklara, FBI modeli uygulanıyor. Gizli tanıklık yapan kişiler ve aileleri, yargılama bitene kadar deşifre olmayan ‘güvenli evlerde’ korundu. Ardından gizli tanığın isteğine bağlı olarak adresleri gizli tutulan başka illere veya bölgelere taşındı. Ağır ceza mahkemelerinin bulunduğu illerde ev, villa, çiftlik evi satın alınarak veya kiralanarak güvenli evler oluşturuldu. Gizli tanıkların tutulduğu bu evlerin yeri konusunda sadece Tanık Koruma Dairesi’nin bilgisi oldu. Can güvenlikleri açısından gizli tanık ya da ailelerinin, akrabaları ya da yakınları ile sınırlı seviyede temas kurmasına izin verildi.

ERGENEKON DOSYASI /// VİDEO : Akıl Oyunu Programı – 13.01.2015 – Erol Mütercimler – Av.Cavit Subaşı – Er genekon Komplosu

VİDEO LİNK :

ERGENEKON DOSYASI /// Orhan Aykut : Bavulu İskender Pala’dan aldık, CD’leri Ankara’da ürettik

‘Bavulu Pala’dan aldık CD’leri Ankara’da ürettik’

Bavulu Movenpick Otel’de teslim aldık

Tarih: 2007… Yer: İstanbul Movenpick Oteli… 1. Ordu Komutanlığı’nda, 2003’ün Mart ayında yapılan Plan Semineri’ne ait dokümanlar, dönemin AKP Milletvekili İhsan Arslan’a teslim ediliyor.

İhsan Arslan, seminer dokümanlarını Ankara’ya götürüyor ve belgeler üzerinde değişiklik yapılıyor.

Balyoz tertibine hazır hale getirilen belgeler, 2010 yılında Taraf muhabiri Mehmet Baransu’ya veriliyor

Matkap Operasyonu kapsamında çete lideri olmaktan 5 yıl hapis yatan Orhan Aykut, Balyoz davasında kullanılan CD’lerin kimler tarafından ve nasıl üretildiğini Aydınlık’a anlattı.

4 Ekim 2012 tarihinde Metris Cezaevi’nden tahliye olan çıkan Orhan Aykut, 2007 yılında dönemin AKP Milletvekili İhsan Arslan’la birlikte yer aldığı buluşmayı şöyle anlattı:

Aydınlık – Balyoz belgeleri nereden geldi?

Orhan Aykut – Mahkemede anlattım. Uzun saçlı eski bir binbaşı

Aydınlık – Sınıfını biliyor musunuz?

O.A. – Denizci.

‘İhsan Arslan’la beraber aldık’

Aydınlık – Denizci bir binbaşı, uzun saçlı.

O.A. – Evet. Bir de ABD’li bir senatörle birlikte Mövenpick Oteli’ne getirdiler. O sırada Egemen Bağış da oradaydı. Fakat Egemen Bağış’ın haberi var mı, yok mu bilmiyorum. Biz o belgeleri aldık.

Aydınlık – Egemen Bağış da otelde miydi?

O.A. – Evet oteldeydi. İhsan Arslan’la beraber oturuyordu.

Aydınlık – Aldık derken kaç kişiydiniz?

O.A. – Benimle birlikte İhsan Arslan aldık. Bir de onun koruması, şoförü vardı.

Aydınlık – İsimleri ne onların?

O.A. – Korumanın, polis olanın ismi Ramazan’dı. Soyismini hatırlamıyorum. Şoförü de tam hatırlamıyorum.

‘Ankara Dikmen’deki ofisine götürdük’

Aydınlık – Nasıl belgelerdi bunlar?

O.A. – Bir valizin içindeydi. Büyük bir valiz. Çünkü biz Ankara’ya giderken, beraber gittik, aynı arabada gittik. İhsan Arslan yolda sık sık Ramazan Akyürek’i arıyorlardı.

Bunlar bize çok lazım” diyordu. Biz Dikmen’e gittiğimiz zaman Ramazan Akyürek de geldi. Onlar belgeleri aldılar, 5’inci kata gittiler. Zaten 5’inci katta yaklaşık 50-60 kişi çalışıyorduk.

Aydınlık – Ne yapıyordunuz?

O.A. – Sahte bir şeyler yapıyorduk. Zaten iddianameler orada hazırlandı.

‘İçinde belgeler vardı’

Aydınlık – Bavulu açtınız mı?

O.A. – Açtık.

Aydınlık – Ne vardı içinde?

O.A. – Belgeler vardı, CD’ler vardı.

‘Belgeler 2009’da piyasaya sürdüldü’

Aydınlık – Balyoz belgeleri götürüldü, sonra ne oldu?

O.A. – Orada ayarlandı, 2009 tarihinde de piyasaya sürüldü.

Aydınlık – O zaman sizin bahsettiğinize göre şöyle bir şey mi anlamamız lazım: İhsan Arslan başkan olsun. Altlarında Akyürekler, Ali Fuat Yılmazer…

Onun altında, hükümet kanadında bir AKP ekibi var, bakanlarla vs. ilişki içerisinde. Bir tarafta siz ve sizin gibi bazı kişiler, onlarla beraber çalışıyor.

İskender Palalar da bu organizasyonunun içerisinde. Bunlar belge üretiyorlar ve Türkiye’de komplolar düzenliyorlar. Böyle mi anlamamız gerekiyor?

O.A. – Aynen öyle.

Aydınlık – Bu biraz basit oldu ama.

O.A. – Hayır, aynen anlattığınız gibidir.

‘Belgeleri getiren İskender Pala’ydı’

Aydınlık – ‘Uzun saçlı binbaşı’ dediniz. Emekli mi?

O.A. – Emekli değil. İrticadan dolayı ordudan atılmış.

Aydınlık – Adı ne?

O.A. – Adını bilmiyorum.

Aydınlık – Tanıyor musunuz?

O.A. – Tanıyorum.

Aydınlık – Nereden tanıyorsunuz?

O.A. – Sonradan tanıdım.

Aydınlık – Nasıl tanıdınız?

O.A. – İhsan Arslan’ın ekibine dahil oldu, ondan sonra tanıdım.

Aydınlık – Fotoğrafını görseniz budur diyebiliyor musunuz?

O.A. – Tabii tanırım. Ezbere konuşmuyorum.

Aydınlık – Aydınlık Gazetesi, bu kişi için “İskender Pala” dedi.

O.A. – Aynen öyle. Doğrudur.

Aydınlık – Öyleyse İskender Pala, ABD’li bir senatörle, 2007 tarihinin Ekim ayında İstanbul Levent’teki Mövenpick Oteli’ne geldiler, bir bavul dolusu, içerisinde belgelerin, kağıtların, CD’lerin olduğu bavulu size ve İhsan Arslan’a beraber teslim ettiler.

O.A. – Aynen öyle.

Aydınlık – Bu işi de ordudan atılma, denizci İskender Pala yaptı.

O.A. – Evet.

Aydınlık – Bunu İskender Pala kabul etmiyor ama.

O.A. – Tabi kabul etmez. Adam bir suç işlemiş, burada bir çete var. Büyük bir çete. Kabul eder mi?

Aydınlık – Siz kabul ediyorsunuz ama.

O.A. – Ben adam gibi adamım. Kabul ederim.

Aydınlık – İskender Pala başka işlere karıştı mı?

O.A. – Onu görmedim.

***

Orhan Aykut kimdir?

Orhan Aykut; 1963, Muş doğumlu. İstanbul Fatih’te ticaretle uğraştı. AKP Milletvekilleri İhsan Arslan ve Abdullah Veli Seyda ile aşiret ilişkileri nedeniyle yakınlık kurdu ve birçok milletvekiliyle ticaret yaptı.

Aykut, Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcısı Ercan Başaran ve Metin Arda’ya ayrı ayrı verdiği ifadelerde AKP Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan ve dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek’le yaşadığı anlaşmazlıklardan hemen sonra “Matkap” adı verilen operasyonla 2008’in Ocak ayında gözaltına alındı.

İddianameyi İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta hazırladı. Dava İstanbul 14. Ağır Ceza’da kabul edildi.

Aykut, hüküm giymeden 10 gün önce; 18 Mayıs 2010’da Başsavcı Ercan Başaran ve Metin Arda’ya ihbarda bulundu ve İhsan Arslan ve Ramazan Akyürek’in yasadışı dinlemelerin başında yer aldığını anlattı. Bundan sonra devlet içindeki bu yapılanmaya ilişkin bildiklerini anlatmaya başlayan Aykut’un başına gelmeyen kalmadı.

Aykut’un 2 oğlu, ifadeden birkaç gün sonra tehdit edildi. Orhan Aykut, 4 Ekim 2012 tarihinde tahliye edildi.

ERGENEKON DOSYASI : ERGENEKON SORUŞTURMASINDA HANGİ BELGELER KULLANILDI ?

TBMM Soruşturma Komisyonu’nun 4 eski bakanla ilgili aldığı karar Türkiye’nin gündeminden bir an olsun düşmüyor. Muhalefetten birbiri ardına çok sert açıklamalar gelmeye devam ediyor.

Komisyonun taraflı olduğu iddiaları ayyuka çıktı. Bir de komisyona baskı yapıldığı ileri sürülürken, AK Partili 9 üyenin de aynı yönde oy kullanması tartışmaların ateşini daha da körükledi. Tartışmalar gündemdeki sıcaklığını korurken HUKUKİ HABER olarak Meclis’te kurulan komisyonlardaki işleyişi eski bir MHP milletvekili ve komisyon üyesi olan Bozkurt Yaşar Öztürk’le konuştuk.


İşte o röportaj;

ERGENEKON SORUŞTURMASINDA HANGİ BELGELER KULLANILDI?

Meclis çatısı altında 3 tip komisyon vardır. Bunlardan birincisi doğrudan kurulan mesleki komisyonlardır. Örnek olarak Milli Eğitim komisyonu, adalet komisyonu, sağlık komisyonları gibi. Bunlar zaruri komisyonlardır. İkincisi araştırma komisyonları üçüncüsü ise soruşturma komisyonlarıdır. Soruşturma komisyonu ile araştırma komisyonu arasında çok fark var. Basit olan araştırma komisyonu Meclis’teki milletvekillerinden oluşur, partilerin vekil dağılımına göre buraya üye verilir. Araştırma komisyonu memleket bazında yurt içi ya da dışı herhangi bir mesele de araştırma yapma, bilgi toplama bu bilgi ve belgeleri rapor haline getirip meclis genel kuruluna teslim etmek kaydıyla bir rapor oluşturur. Araştırma komisyonunun bir yaptırım gücü yoktur. Ancak yaptırımı rapordan suç duyurusunda bulunabilir. Savcılıklara suç duyurusunda bulunur. Komisyonun oluşturduğu rapor artık resmi belgedir. Yıllar önce elde edilen belgeler dahi günümüzde kullanılabilir. Ergenekon soruşturmasında bu tür belgeler kullanıldı. Araştırma komisyonundaki üyeler bir başka ifadeyle savcı ya da hakim gibi davranamaz. Ama onları hazırladığı raporları savcılar ve hakimler kullanabilir.

ÜYELER DOĞRUDAN SAVCI GİBİ DAVRANABİLİR!

Ancak burası çok önemli, soruşturma komisyonu üyesi hakim ve savcı gibi davranabilir. Gücünü TBMM’den aldığı için isterse amirlerine bildirmek yolsuzluğa bulaştığı iddia edilen kişileri açığa alabilir. Soruşturma komisyonu çok önemli. Şurasını karıştırmayalım vekilleri değil ancak burada suça bulaşan bürokratları açığa alabilirler. Yani soruşturma yapabiliyorlar. Meclisteki 3 tip komisyonun en etkilisi soruşturma komisyonudur. Soruşturma komisyonu üyeleri doğrudan doğruya savcı gibi davranabilirler.

GENEL BAŞKANIN VEKİLLERİ…

Yolsuzlukları soruşturma komisyonu da bu gücünün farkındaydı. Ancak Türkiye’de Cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar demokrasi dediğimiz kavram sadece sözde kaldı. Gerçek demokrasinin gelebilmesi için Anayasa bir yana partiler yasası ile seçim yasasının değişmesi lazımdır. Bu iki yasa Türkiye’de demokrasiyi oluşturur. TBMM ancak o zaman milletin vekillerinin oluşturdu bir yer olur. Bu iki yasa değişmeden milletvekilleri söylendiği gibi milletin değil, mensubu oldukları partilerin genel başkanının vekilleridir. Milletvekilinin kaderi bir anlamda genel başkanın elindedir. Genel başkan isterse aday gösterir, isterse partide ki geleceğini bitirir. Genel başkana aykırı bir tutum sergilenirse parti disiplinine gönderilir. Hiç bir parti neden ön seçim yapamıyor? Ön seçim olsa partinin üyeleri (delege değil) vekil adayını seçse o zaman gerçekten milletin vekili olabilirsin.

TBMM’DEKİ ‘3K’ PRENSİBİNİ AÇIKLADI

Meclis’te ‘3K’ prensibi uygularsanız başarılı sayılırsınız, ama bu başarı halkın gözünde değil partinin önde gelenlerinin gözünde olur… ‘3K’yı açarsak şöyle; kaçma, konuşma karışma prensibi uygulanıyor. Vicdani sesinizi dinleyemezsiniz. Eğer vicdani hareket ederseniz ya partiden tart edilirsiniz ya da bir daha aday gösterilmezsiniz. Milletvekilliğinde en önemli kıstas genel başkanın sözünden çıkar mısınız, çıkmaz mısınızdır? Milletin vekili olmak çok önemli. Bu da bu sistemde mümkün değil.

Eski bakanlar hakkında rapor hazırlayan Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

VİCDANLAR NEDEN HİÇ KESİŞMİYOR?

Yolsuzlukları soruşturma komisyonun vereceği kararı herkes biliyordu. Oradaki üyeler beni bağışlasınlar… İktidar partisinin 9 milletvekili, diğer partilerin vekilleri kendi aralarında önce gruplar olarak toplanıp nasıl bir yönde karar vereceklerini tayin ediyorlar. İktidar partisi ile muhalefet partisinin vekillerinin bir defa dahi olsa düşünceleri kesişmez mi? Sanki bunlar farklı ülkelerin insanları. Parti genel başkanları istediğini aktarıyor komisyonlarda gereğini yapıyor. Başka bir durum yok. Bu demokrasi değildir. Bizde maalesef hep böyle oluyor. Cumhuriyetten günümüze kadar da böyle olmuştur. Millet bunları bilmeli. Kabına sığmayan, itaat etmeyen adamlar bulundukları partilerde tutunamazlar. Eğer ki, muhalefetle aynı fikirde ol, ya da tam tersi olsun anında parti genel merkezinden telefon gelir. Vurgulamak istediğim; TBMM’ de çalışmaların demokratik olmadığıdır.

GRUP TOPLANTILARININ YAPILIŞ BİÇİMİ YANLIŞ!

Grup toplantıları ailenin toplandığı yerdir. Bunun basına açık olması yanlıştır. Orası daha mahrem konuların ele alındığı yer olmalı. Bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu. Hiçbir parti yapmıyordu.

GRUP BAŞKANVEKİLİ ONAYLARSA KONUŞURSUN…

Her gün TBMM’nin açılışında gündem dışı 5’er dakikalık konuşmalar olur. Orada yapacağınız konuşma metni öncesinde eğer ki grup başkanvekiline gitmezse konuşamazsınız. Ne konuşacağınızı o bilecek. Redakte edecek. Bunu konu şunu konuşma şeklinde… Uzman olduğunuz konudaki bir sorunu dahi grup başkan vekiline onaylatmadan çıkıp konuşma şansınız yok. Daha önce grup başkanvekilinin onayladığı konuşmayı bir tarafa atıp kendi bildiğini okuyan milletvekillerinin akıbetini gördük. İlk iş disipline gönderildiler. Daha sonra da partiden gönderildiler. Parti genel merkezinden farklı düşünemezsiniz. Şu an gündemde olan komisyonun yapabileceği bu kadardı.

4 eski bakanla ilgili sizce genel kuruldan nasıl bir sonuç çıkar?

GENEL KURULDAN FARKLI BİR SONUÇ ÇIKMAZ

Fabrika ne üzerine kurulursa üretimde de o ürün elde edilir. Ne partilerde, ne TBMM’de demokrasi var. Sonra millete demokrasi dersi vermeye kalkıyorlar. Yüzlerce yasa çıkıyor. Kaç tanesinden milletvekillerinin haberi oluyor. Oylama yapılırken arka sıralar grup başkanvekilini izliyor. Onun eli kalkarsa arka sıralarında kalkar. Türkiye’nin kaderiyle ilgili yapılan yasalara vekillerin ilgisi bu kadardır. Parlamento budur. Parti içi demokrasi yoktur. Genel başkanın adamları vardır. El öpmeler vs. böyle şeyleri kabul etmek mümkün değildir.

‘Paralel’ söyleminden siz ne anlıyorsunuz? Sizce devletin içinde ikinci bir devlet var mı?

RASTGELE SÖYLENDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM

Özellikleri aynı olan şeylerin ‘paralel’i vardır. Aynı özellik olmayınca ‘paralel’ olmaz. Devletin paraleli varsa siz erki paylaştınız anlamına gelir. Devletin içinde devlet olmaz. Varsa siz de suçlusunuz. Devletin vatandaşları arasında ayrı davranmasını uygun bulmuyorum. Hükümet bu ayrımı yapamaz. Rastgele söylenmiş bir kelime olduğunu söylüyorum. Bence en büyük yanlış, devletin paralelinin olduğunun söylenmesi –. Devlet vatandaşına şucu, bucu diyemez. Ama birileri görevini kötüye kullanmışsa yargıya teslim edersin. Görevini kötüye kullananların hakkındaki kararı yürütme değil, yargı verir. Yürütme, yanlış yapanı yargıya teslim eder çekilir. Polis müdürünü tutukluyorsun bu polis savcıdan talimat almadan göreve çıkamaz. Peki savcılar nerede, dışarıda?

PARMAK ‘HAK’ İÇİN KALKAR…

Dünkü birlikteliğin millete açıklanması lazım. Bu beraberlikte tarafların yanlışı var. Cemaatin işi insanlara iyiyi, doğru, güzeli göstermektir. Cemaatin partiden yana tavır koyduğu açıkça gözüküyordu. Siyasi desteğin yanlışını doğrusunu tartışmıyorum. Cemaatlerin hizmet alanı siyaset arenası değildir. Bu kavganın durulması lazım. Bu kavgayı kim kazanırsa kazansın kaybeden millet olacaktır. Milletin kaybetmesini istemiyorsak baltaların gömülmesi gerekir. Ama suçu olanlarda cezasını çeksin. Yanlışı yapan paralel de olsa dik de olsa cezasını görsün. Siyaset tarifi Hak için halka hizmettir. Vekillerin parmağı kalktığı zaman Allah’ı işaret etmelidir. Allah’ı işaret etmeyen parmak asla ve asla Hak için olmaz. Parmak Allah’ı işaret etmelidir.

Alparslan Türkeş’i çok iyi tanıdğını biliyoruz? Türkeş’le nasıl tanıştınız, onun nasıl bir lider olduğunu anlatırmısınız?

ALPARSLAN TÜRKEŞ’LE NASIL TANIŞTI?

Alpaslan Türkeş’le öğrencilik yıllarımızda konferanslara gide gele tanıştık. Öğrenci cemiyet başkanlığı yaptığım dönem ilişkiler gelişti. Ancak birebir muhabbet 1991 yılın MÇP’nin İstanbul il başkanı olduğumuz dönem başladı. O dönem Fatih Üniversitesi’nin açılışına beraber iştirak etmiştik. Ailece de tanışıyoruz. Şunu kabul etmek lazım Erbakan ve Türkeş Türk siyasetinde adam gibi adamlardı. İnsan beşer şaşardır. Tabi yanlışları da vardı. 1991 seçim ittifakındaErbakan’ını da tanıma şansım oldu. Onların nefisleri arkada iradeleri öndeydi. Türkeş, dışarıdan çok sert görünürdü ama özünde çok tatlı ve demokratik bir insandı.