Etiket arşivi: GÜNDEM ANALİZİ

GÜNDEM ANALİZİ /// ZEKERİYA TÜMER : EYY TÜRK MİLLETİ GAFLET UYKUSUNDAN UYAN VE GERÇEKLERİ GÖR ARTIK

EYY TÜRK MİLLETİ GAFLET UYKUSUNDAN UYAN VE GERÇEKLERİ GÖR ARTIK

Zekeriya TÜMER

Sevgili okurlar, bugün 23 Nisan 2015.

Neyi kutluyoruz? 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını.

Bu bayramı çocuklara kim armağan etmiştir?

Birilerinin iki ayyaş dediği kişilerden biri.

23 Nisan 1920 de T.B.M.M. si Mustafa Kemal’in önderliğinde Hacı bayram camiine gidilerek dualar eşliğinde açılmıştır.

Neden buna ihtiyaç duyulmuştur?

Osmanlı devleti Birinci Dünya Harbinde yenik sayılmış ve ülke işgal altına alınmıştır.

12 Ocak 1920’de toplanan Meclis-i Mebus an, 28 Ocak 1920 de gizli oturum yapmış ve Misak-ı Milli kararlarını almıştı. Kararın duyulması üzerine 15 Mart’ta, İstanbul’daki itilaf kuvvetleri 150 Türk aydınını yakalattı ve ertesi gün de İstanbul şehri fiilen ve resmen askeri işgale maruz kalmıştır.

18 Mart 1920 de İngilizler, meclisin etrafını makineli tüfeklerle sararak, son Osmanlı Meclis-i Mebus anı düşman süngüsü altında zorla kapattılar.

Ülke İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve Yunanlılar tarafından adım adım işgal edilmeye başladı.

İşte, bu şartlar altında Anadolu’da milli irade tecelli etti. Kuvay-ı Milliye ruhu ayağa kalktı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ona inanan insanların tek vücut olmaları sayesinde İstiklal Savaşı kazanıldı. Ya yok olacaktık, ya da İstiklalimize sahip olacaktık. Bu ruh, 23 Nisan 1920 de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni bütün zor şartlara rağmen açtı. Milli iradeyi bir araya topladı.

Eyy bugün T.B.M.M. sinin Milletvekilleri, Mustafa Kemal Anadolu’da ve Ankara’da olmasaydı, sizler bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde vekil olabilecek miydiniz?

Onurlu ve şerefli görevleri yapabilecek miydiniz?

Aldığınız maaşlar ve imkânlarla bugün yaşadığınız refah düzeyini yakalayabilecek miydiniz?

Türkiye Cumhuriyetinin milletvekilleri, geçmişinize sahip çıkın ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin onurunu kimselere çiğnettirmeyin.

İşte, 23 Nisan 1920, Türk Milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk halkının egemenliğini ilan ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924’te “23 Nisan” gününün bayram olarak kutlanmasını istemiştir. 5 yıl sonra da bu bayramı Çocuklara armağan etmiştir.

Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.

Büyük önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir.

Ne yazıktır ki, Türk milletinin geleceği olan nesillerin bugün kafaları karıştırılmakta ve Cumhuriyetin geleceği karanlık güçlerin ellerine geçmek için çabalar harcanmaktadır.

Gönderden bayrağımız indirilmekte, ses çıkarılamamaktadır.

Bazı devlet kuruluşlarından T.C. silinmekte gene ses seda çıkmamaktadır.

Ne mutlu Türk’üm diye başlayan ve okullarda okutulan andımız kaldırılmıştır, çıt yok.

En güvendiğimiz ve Mustafa Kemalin de Türk Milletini emanet ettiği ordumuz, yıpratılmış ve zayıflatılmıştır, gene susup ses çıkaramamaktayız.

Yunan 16 adamızı işgal etmiş, bizler de tık yok.

Anayasa’dan Türk kelimesinin çıkarılması planlanmaktadır.

Anayasa’dan Türk kelimesi çıkarıldığı zaman, Türkiye Cumhuriyetinin ismi olmak üzere, nüfus kâğıtlarımızdaki T.C. pasaportlardaki T.C. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanındaki Türkiye, Başbakanlığın önündeki Türkiye ve birçok kurum ve kuruluşlardaki Türk kelimesinin yerine ne konacaktır? Türk demek Türk’üm demek suç mu olacaktır?

Askerimize Türk askeri diyemeyecek miyiz?

Türk ordusunun adı ne olacaktır.

Türk Polisinin adı ne olacaktır?

Türk Hukuk sistemindeki Türk kelimesi nereye kaldırılacaktır.

Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Türk Standartlar Enstitüsü v.s ne olacak, Türk ifadesinin yerine ne konacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Türk devleti olmayacak da ne olacaktır?

23 Nisan 1920 de Türk milletinin iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin adı ne olacaktır?

Sevgili Türk anne ve babaları, Öğretmenler ve eğitmenler, çocuklarınıza Dini de, ahlakı da öğretin, ama çocuklarınıza Kuran-ı Kerim-i Pasta yapıp yedirtmeyin. Bu Müslümanlığı yeyip yok etmenin sembolüdür.

Din yok olmuyor, Türklük yok oluyor, bunu unutmayın. Hiçbir kuvvet Müslümanlığı yok edemez.

23 Nisan 1920 den beri bu ülkede Minarelerden ezan sesleri kesilmedi. Mahşere kadar da kesilmeyecektir. Okunacak ve namaz kılmak isteyenler de Camilerine gidecek namazlarını kılacaklardır.

Ama Türk milleti yok olmak tehlikesi ile karşı karşıya. İç ve dış düşmanlar Türk’ün kolunu kanadını kırmak ve sakat bırakmak peşindeler.

Bu nedenle; tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devletinin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar önemli birer vesile olmalıdır.

Atatürk diyor ki:

“Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve mevcudiyetidir.”

“TARİHİMİZİ TETKİK EDİNİZ. TÜRK’ÜN ÇEKTİĞİ BÜTÜN FELAKETLER, MARUZ KALDIĞI TEHLİKELER VE MUSİBETLER HEP KENDİ ÖZ BENLİĞİNİ, MİLLİ VARLIĞINI İHMAL EDEREK NEREDEN GELDİKLERİ VE NE OLDUKLARI, HANGİ NESLE MENSUP BULUNDUKLARI BELİRSİZ BİR TAKIM KİMSELERİ KENDİLERİNE REİS TANIYARAK ONLARIN ŞUURSUZ BİR VASITASI OLMAK MEVKİİNE DÜŞMÜŞ OLMASINDANDIR.” (Kılıç Ali,Atatürk’ün hususiyetleri, s.543)

Lütfen bu sözdeki derin manayı anlamaya çalışın.

Tüm ülkemizde ve dünyada yaşayan Çocukların 23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı kutlu olsun.

İyi ki varmışsın Mustafa Kemal Atatürk.

Zekeriya TÜMER

(ulusalhaber)

GÜNDEM ANALİZİ /// ALİ ERALP : Siz Kimsiniz Ki Yedi Bin Yıllık Türk Adını Silmeye Kalkarsını z ?

İktidarı ile muhalefeti ile “Türk’ü, Türklüğü” silme, ortadan kaldırma seferberliği başlattılar.

Neymiş efendim, “Yeni anayasada herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans olmayacak”mış… Vatandaşlık tanımından “Türk” sözcüğü çıkarılacakmış… Onun yerine “Türkiyeli” kavramı getirilecekmiş…

Neymiş efendim, bu ülkede Kürt varmış, Boşnak varmış, Azeri, Çerkez, Arnavut vb. varmış…

Evet, var… Kim yok diyor… “YOK” diyen var mı?

Kimse onların varlığını inkâr etmiyor ki… Kimse onları görmezden gelmiyor ki…

Ama bunun yanında bir gerçek daha var: Her millet bir ad ile birlikte söylenir, çağrılır. Bizim adımız da Türk Milletidir. Türkiyeli değildir…

Bir ülkede etnik topluluklar da olabilir elbette. Her ülkede vardır. Fransa’da, Almanya’da, İtalya’da, İngiltere’de de vardır. Ama bu etnik vatandaş topluluklarının varlığı, onların “Ben Fransız’ım, ben Alman’ım, ben İtalyan’ım, ben İngiliz’im…” demesini engelleyemez…

Kimse ülkesinde etnik gruplar olduğu için anayasasından Fransız, Alman, İtalyan, İngiliz sözcüğünü çıkarmıyor…

Bu konuda ülkemiz için en güzel tanımı Atatürk yapmıştır:

“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR.”

Bu Türk milleti tanımının içerisinde Kürt de vardır, Çerkez de vardır, Ermeni de vardır…

Türk adını inkâr etmek demek, Türk milletini inkâr etmek demektir.

Türk milletini inkâr etmek demek, Türkiye Cumhuriyetini, Türk devletini inkâr etmek demektir…

Devletsiz millet olmaz, milletsiz devlet olmaz. Adsız hem devlet olmaz, hem millet olmaz…

Kimse Türk’le, Türklükle kavgaya kalkışmasın. Kimse yedi bin yıllık Türk adını silmeye kalkışmasın…

Kendi silinir…

Bunu çok deneyen oldu geçmişte… Yedi düvel saldırıya geçti bir zamanlar. Türk yurdunu parçalamak, Türk’ü, Türklüğü tarihten silmek istediler ama derslerini aldılar…

Karşılarında yüce Komutan Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türk milletini buldular… İstiklal Savaşında yenilerek, arkalarına bile bakmadan kaçtılar…

Yedi bin yıllık Türk adını, Türk devletini yok etmeyi kimse başaramadı bu güne değin…

Sizler de başaramayacaksınız…

SİZ KİMSİZNİZ Kİ, NECİSİNİZ Kİ TÜRK ADINI, TÜRKLÜĞÜ SİLMEYE KALKARSINIZ?

Siz tarih okyanusunda bir damla bile değilsiniz… Zamanı geldiğinde toz olacaksınız, sizin adınız da kalmayacak, sanınız da… Ama Türk adı ve Türk milleti sonsuza dek yaşayacaktır…

Atatürk’e savaş açtınız.

Cumhuriyete savaş açtınız… Aydınlanmaya savaş açtınız… Laikliğe savaş açtınız…

Atatürk’ün meclisine türbanı soktunuz… Tarikatlarla kol kola girdiniz… Üniversiteler, resmi kurumlar, sokaklarımız Arabistan’a döndü…

Ama bu türden karşı koymalar, kalkışmalar, isyanlar kimseye hayır getirmedi…

Sonları hep hüsran oldu.

Şimdi de vatan bölücüleri, bebek katilleri, vatan hainleri ile sarmaş dolaşsınız… “Aman, HDP barajı aşsın, aman HDP meclise girsin, AKP’nin iktidar olmasını önlesin…”

Güneydoğu özerk olsun…

Bre gafiller! HDP’nin AKP’den, AKP’nin HDP’den ne farkı var? Al birini vur ötekine…

Oslo’da kapalı kapılar arkasında bebek katilleri ile müzakereleri ben mi yaptım? “Beğenmediğiniz, rahatsız olduğunuz vali, kaymakam, emniyet müdürü varsa bize bildir…” deyip, PKK karşısında polisin, ordunun, valinin, kaymakamın elini kolunu ben mi bağladım?

Hiç “Bu vatan nasıl kazanıldı, bu cumhuriyet nasıl kuruldu” diye soruyor musunuz?

İktidarı da muhalefeti de “VER KURTUL” politikası izliyor… “Ver kurtul…”

Kolay mı “Verip kurtulmak?”

Ya siz bu milletin elinden nasıl kurtulacaksınız sonra…

Ya siz yargının elinden nasıl kurtulacaksınız?”

Gerekirse İkinci Bir Kurtuluş Savaşı daha yapılır, Üçüncü bir Kurtuluş Savaşı daha yapılır…

Ama TÜRK adını sildirmeyiz…

Bir düşünün bakalım, şimdiden sonunuzu, eski deyişle akıbetinizi görmeye çalışın…

Bu vatan har vurup harman savuracağınız, satıp savacağınız, babanızın çiftliği değildir…

Bütün bunları hiç aklınızdan çıkarmayın…

Bizden uyarması:

YANLIŞ YOLDASINIZ BEYLER, YANLIŞ YOLDASINIZ…

Yol yakınken yönünüzü değiştiriniz. Son pişmanlık fayda etmez…

(alieralp37)

GÜNDEM ANALİZİ /// MUSTAFA ACER : HAÇLI SEFERLERİ

Tarihte birçok ülke soykırım kavramına uyacak etnik temizlik yapmıştır. Örnek olarak bazı etnik katliamlar aşağıda verildiği gibi;

Avrupa ve Amerikalıların Afrikalıları köle ticareti ile zorla yerlerinden, yurtlarından edilmesi,

ABD’nin; Yerli Kızılderililere uyguladığı katliam,

II Dünya savaşı sonrası Dresden’deki sivil Almanları bombalaması,

II Dünya savaşı sonrası Japonları sürgüne göndermesi.

Vietnam’da uyguladığı katliam,

Irak’ta uyguladığı katliam,

Fransa’nın Cezayir’de uyguladığı katliam,

İngiltere’nin Avusturalya’da Aborjinlere uyguladığı katliam,

Norveç ve İsveç’in Asya’dan gelmiş olan Sami ırkına karşı uyguladığı kısırlaştırma ve asimilasyon,

Danimarka’nın Grönland Adasındaki Eskimolara uyguladığı sürgün,

Almanya’nın Yahudilere ve Çingenelere uyguladığı katliam,

Greklerin Mora’da Türklere uyguladığı sürgün ve katliam,

Rusya’nın Kırım Türklerine uyguladığı sürgün ve katliam,

Kıbrıs Rumlarının Türklere uyguladığı katliam

Sırpların Müslümanlara uyguladığı katliam,

Ermenistan’ın Karabağ’daki Azerilere uyguladığı katliam

Ve tarih boyunca dünyada değişik yerlerde benzer katliamlar uygulanmıştır.

Osmanlı döneminde; Ermeni çeteler Dış güçlerin desteği ile Doğu Anadolu’daki sivil halkı katletmişlerdir. Bu katliamın önlenmesi amacıyla alınmış olan göç kararı ile Ermeniler bölge dışına çıkarılmıştır. Bu olayların tarihçiler tarafından incelenmesinde fayda vardır.

Papa’nın, Avrupa Birliği Parlamentosunun ve diğer Hristiyan ülke Parlamentolarının, Tarihi gerçekleri ve İnsani değerleri dikkate almadan Hristiyan dayanışması sonucu aldıkları siyasi kararlar kabul edilemez. Dünyada taraflı yargılarla yaratılmak istenen Hristiyan dayanışması, Türklere karşı uygulanmak istenen bir Haçlı seferi niteliğini taşımaktadır.

Avrupa İnsan Hakları mahkemesinin “Ermeni Soykırımı ifadesi, emperyalist bir yalandır” diye söylemek düşünce hürriyeti kapsamında mahkum edilemeyeceği kararı almış olmasına rağmen, Hristiyan kulüplerinin harekete geçmesi insani değerlerden çok uzaktır.

Tarihte olan olayların değerlendirilmesi Tarihçilere bırakılmalıdır. Tarihi gerçekler ortaya konmadan, Türkiye’ye karşı Haçlı seferi başlatmış olan Hristiyan kulübü olarak taraf tutan ülkeler ile ilişkilerin dondurulması ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin kesilmesi gerekmektedir.

GÜNDEM ANALİZİ /// RİFAT SERDAROĞLU : Cumhur’un Başı, feryat üst üne feryat ediyor;

Cumhur’un Başı, feryat üstüne feryat ediyor; “Amman Koalisyon olmasın!”
Ya ne olsun? Tek başına AKP iktidarı olsun, ben de BAŞKAN olayım!
Ohh ne güzel, hem baklava hem de üzerinde kaymak olsun! Başka arzunuz?
7 Haziranda, Türkiye’yi yönetecek parti veya partileri kim belirleyecek?
Türk Milleti değil mi? Eee hani Milli İrade en üstündü?

İşine gelince Milli İrade, gelmeyince vesayet-nasihat! Yok öyle 25 kuruşa bir simit, Türk Milleti ne isterse o olacak, haramzadelerin isteği değil!

Amman sakın Koalisyon olmasın ha!

-Olmasın da, tek adam diktası olsun. Sadece Cumhur’un Başına değil, Bilal Oğlana da, Prenses Sümeyye’ye de, Jöleliye de, Bakara Makara Egemen’e de selam duralım. Onların borusu ötmeye devam etsin!
-Koalisyon olmasın ama Deniz Feneri e.V avantaları Avroları olsun, sadaka paralarıyla metres tutmak, pavyonda içki içmek olsun. Gemiciklerin sayısı artsın. Yeni yeni haram havuzları oluşsun. Yandaş ve sapık işadamları Türk Milletinin a..na koymaya devam etsin!
-Koalisyon olmasın ama evde sıfırlanan milyar doları çoğaltma olanağı olsun!
-Olmasın da, Bilal Oğlanın Türgev Vakfına 100 Milyon Dolarlar avanta olarak akmaya devam etsin!
-Koalisyon olmasın, biz de Yüce Divan’da hesap vermekten kurtulalım!
Amman sakın Koalisyon olmasın ha!
-Olmasın da, bebek katili Öcalan’ı serbest bırakalım!
-Olmasın da, yeni Anayasa yapıp, TÜRK adını oradan da silelim!
-Olmasın da, her yerde PKK bayrakları dalgalansın!
-Olmasın da, Hizbullah iyice canlansın!
Amman sakın Koalisyon olmasın ha!
-Olmasın da, “Komşularla sıfır problem” deyip, yapayalnız kalalım!
-Olmasın da, Avrupa Birliği hedefinden sapıp, Ortadoğu’ya dönelim!
-Olmasın da, 2,5 Milyon Suriyeli kaçağa bakmaya-tedavi etmeye devam edelim!
-Olmasın da, El-Kaide, El-Nusra, IŞİD canavarlarına desteğe devam edilsin!
Amman sakın Koalisyon olmasın ha!
-Olmasın da, Çiftçi-Köylü-Emekli- İşçi- Memur sürünürken, yeni yeni
AK Saraylar, Urla’da kaçak Villalar, kocaman Uçaklar, Amerikan malı Cipler, kristal bardaklar alınmaya devam edilsin!
-Olmasın da, AK Sarayda Sümeyye kızımızın binmesi için atlar alınsın!
-Olmasın da, Sanayi dursun, istihdam-üretim olmasın, işsizlik rekor kırsın!

Değerli Okurlar; Bilinen hikâyedir!

Şarap içmesiyle meşhur bir Papazın önüne, üzerinde etiket olmayan üç şişe şarap koymuşlar ve “Bunlardan hangisi en kötü şaraptır” diye sormuşlar!

Papaz, şaraplardan birini eline alıp birkaç yudum içmiş. İçmesiyle tükürmesi bir olmuş ve “En kötüsü bu” demiş. Adamlar; “İyi ama daha iki şişe var, onları tatmadın” deyince, Papaz kesin ifadeyle yanıt vermiş; “Bundan kötüsü henüz yapılmadı. En kötüsü budur…”

Yılların tecrübesiyle söylüyorum ki; En kötü koalisyon dahi, tek başına AKP iktidarından bin kat iyidir. Hiç olmazsa TC Devleti ve Türk Milleti ayakta kalır. Ekonomik yaraları da Türk Milleti olarak sarıp sarmalar, iyileştiririz…

Cumhur’un Başının “Koalisyon Olmasın” diye feryat etmesinin sebebi, AKP oylarının baş aşağıya gitmesindendir.

AKP’yi sallamaya devam, düşmelerine az kaldı…

Not;

İngiltere vatandaşı Maliye Bakanı(Türkiye) Mr. Shimsek (Şimşek okunur),

13 yıllık AKP iktidarında ne kadar başarılı olduklarını ve CHP’ nin ekonomik vaatlerini hayalci bulduğunu anlattı!

Mr. Shimsek, lütfen gelin sizinle birlikte ve sizin istediğiniz yerde vatandaşın içine girelim. Vatandaşın neler yaşadığını öğrenin.

Yalnız kimliğinizi saklamamız gerek, yoksa sizi ben bile kurtaramam!

Bir de İngiltere’ye mahcup olmayalım! Anladın sen onu…

Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu

GÜNDEM ANALİZİ /// ARSLAN BULUT : Türksüz Yeni Türkiye Sözleşmesi !

AKP’nin seçim beyannamesi ve “Yeni Türkiye Sözleşmesi” ni dinledik, okuduk. İçinde tek kelime ile dahi “Türk” olmayan bir beyanname ve sözleşme, üç ana ayak üzerine oturtulmuş: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı (eşit vatandaşlık), yeni anayasa ve başkanlık sistemi!

Kanun önünde eşitlik, mevcut anayasada vardır! Eşit vatandaşlık ise Anayasa’da Kürtlerin de zikredilmesi bağlamında PKK’nın birinci talebidir.

* * *

İşin daha ilginç tarafı, içinde Türk olmayan sözleşme, kendisini yüzde 85-90 oranında Türk olarak kabul eden bir millete sunuluyor ve sunan kişi Ahmet Davutoğlu, kendisinden önceki genel başkan Tayyip Erdoğan’ın her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına aldığını söylemesine rağmen, “Anadolu insanı kimin milliyetçi olduğunu biliyor” diyerek, milliyetçilik iddiasında bulunuyor!

Bu iddia ancak şöyle doğru olabilir; milliyetçi olabilirler ama Türk Milleti’nin milliyetçisi değil! Çünkü sözleşmede bahsedilen millet Türk Milleti değil. Hangi millet olduğunu da söylemiyorlar! Esasen, milletten ümmeti kastediyorlar! Zaten, siyasal anlamda ümmetçilik, milleti tanımamak demektir. Fakat gerçekten siyasal anlamda ümmetçi olsalar gam yemeyeceğim. Çünkü AKP’nin ana sözleşmesi, parti programıdır ve o programın ana hatları CFR’den gönderilmiştir! AKP, Batılı güçlere; yerel yönetimlere özerklik tanıyacağına dair teminat vermiş ve bundan dolayı meşruiyetini Batı’dan almıştır. AKP sözcüleri, askeri vesayeti ortadan kaldırmakla övünmektedir ama kendileri, doğrudan doğruya Batı’nın ve özellikle ABD’nin vesayeti altındadır. Bunun en büyük iki delili; AKP programı ve Büyük Orta Doğu Projesi eş başkanlığını üstlenmiş olmalarıdır. Arap Baharı, Libya ve Suriye’nin kana bulanması ümmetin değil, ABD’nin projesidir. Bu projelerin taşeronu olan AKP de İslam ümmeti içinde ABD’nin Truva atıdır. AKP, İslam dünyası için tam bir çıbandır.

* * *

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken, Mehmet Akif Ersoy gibi fikir ve mücadele adamları, Anadolu’yu karış karış gezerek halkı aydınlatmış, camilerde verdikleri vaazlarla halkla “Yeni Türkiye Sözleşmesi”ni yapmışlardır. Tarihçi Sinan Meydan, Atatürk ile ilgili muhteşem kitaplarından sonra cumhuriyetin kuruluşunda harcı bulunan İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy ile ilgili “Öteki Mehmet Akif; VAİZ” adlı bir kitap daha yazdı. İnkılâp Yayınları arasında çıkan kitapta Meydan, Mehmet Akif’in 5 Kasım 1920’de Kastamonu Nasrullah Camii’nde, kimilerince “Milli Mücadele’nin Manifestosu” diye adlandırılan meşhur vaazının son cümlelerini paylaşıyor:

“Endülüs diyarını gözünüzün önüne getirin. (…) Şevketin, medeniyetin, irfanın, ümranın, müntehasına varmışken birbirlerine düşerek vatanlarını üç buçuk İspanyol’a karşı müdafaadan aciz kalan bu zavallı dindaşlarımızdan olsun ibret alalım da İslamın son mültecası olan bu güzel toprakları, düşman istilası altında bırakmayalım. Ye’si, meskeneti, ihtirası, tefrikayı büsbütün atarak azme, mücahedeye, vahdete sarılalım. Cenab-ı Kibriya halk yolunda mücahede için meydana atılan azim ve iman sahipleriyle beraberdir.

* * *

“Akif bunları söylemeden önce, Sevr Antlaşması’nın Müslüman Türk Milleti’ne kurulmuş nasıl bir tuzak olduğunu anlatmıştır.”

Papa’nın Türk Milleti’ni dünkü ve bugünkü Hıristiyan soykırımlarından sorumlu tutmasından da bellidir ki Türkleri tarihten silme projesi aynen devam etmektedir. AKP’nin Türksüz Yeni Türkiye Sözleşmesi de Vatikan’ın Türkleri tarihten silme projesinin, içerideki uzantısıdır. Bu itibarla ne milletin ne de ümmetin hayrınadır.

Fakat “24 saat yetmezse 25’inci saati bulmaları” talimatı ile şartlandırılmış AKP kadroları, Türk egemenliğini Türk vatanında sona erdirerek, Hıristiyan Batı’nın en büyük hayalini gerçekleştirmek için çalıştıklarının farkında bile değildir!

Arslan BULUT, 16 Nisan 2015
arslanbulut

GÜNDEM ANALİZİ : CUMHURBAŞKANI TAYYİP ERDOĞAN SON OLAYLARI DEĞERLENDİRDİ

Türkiye genelinin çoğu illerinde Elektriklerin kesilmesi ile bazı sanatçıların ‘hayatı durduralım’ çağrısı arasında bağlantı var mı?

Nihal Bengisu Karaca sordu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Slovenya- Slovakya-Romanya gezisinin dönüşünde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türkiyeli iş çevreleriyle ortak iş forumlarının yapılmasını ve karşılıklı yatırımların teşvik edilmesini amaçlayan gezi devam ederken, Türkiye’de Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın rehin alınması ve katledilmesi olayı gerçekleşti. Uçakta Erdoğan’a hadiseyi nasıl değerlendirdiğini sorduk.

-“Slovenya, Slovakya ve Romanya’yı kapsayan gezimiz esnasında ülkemizde yaşananlar hakikaten üzüntü verici, hüzün verici. Ben Allah’tan kendisine rahmet diliyorum. Mekânı cennet olsun.”

ÖZEL GÜVENLİK ŞİRKETLERİNİN NASIL KURULDUĞU ŞÜPHELİ’

-“Ben yıllardır avukatların üstünün aranmasını savunan birisiyim. Artık adalet saraylarına, neresi olursa olsun, -dünyanın genelinde bu böyledir- avukatların da aranarak girmesi lazım. Diğer görevliler de aranmalı. Özel güvenlik teşkilatlarının gözden geçirilmesi lazım. Türkiye Cumhuriyeti, emniyet teşkilatıyla buralarda adalet saraylarına yönelik bir koruma teşkilatını kendisi kurmalıdır. Özel güvenlik kaldırılmalıdır. Çünkü, özel güvenlik teşkilatlarının birçok yerde hangi amaçla kimler tarafından, nasıl kuruldukları soru işaretidir.”

‘YAVUZ HIRSIZ EV SAHIBINI BASTIRIYOR’

-“Bizim hüznümüzü özellikle gerektiren bir konu da şu olmuştur. Bakınız anamuhalefet partisinin başındaki zat, Twitter hesabından bir açıklama yapıyor, ‘Hükümet savcının rehin alınmasını göz göre göre izliyor. Ve istihbarata sormak istiyorum. Bayrak, flama, silah, plastik kelepçe gibi eylem araçlarıyla adliyeye nasıl girdiler?’ diyor. Ama aynı parti, cübbeli olanlara müdahale edildiği zaman da adeta yırtınıyor, ‘Cübbeli olanlara nasıl müdahale edersiniz?’ diye. Oradaki özel güvenlik de büyük ihtimalle buna böyle bakıyor.

Çok daha enteresanı, ‘Bu malzemelerin adliyeye sokulmasında elektrik kesintisi etkili mi olmuştur?’ diyor anamuhalefet partisinin başındaki zat. Bu elektrik kesintisi sadece adalet sarayında olmamıştır. Türkiye genelinde bir elektrik kesilmesi söz konusu.

Bir de şunları soruyor: ‘Adliyenin jeneratörü devrede değilse, bu malzemelerin içeriye sokulmasında kimler yardım etmiştir? Hükümetin kesinti sonrası ‘Terör saldırısı olabilir’ açıklaması rehin alma olayında parmağı olduğunun göstergesi midir?’ Ya hükümete böyle bir soru sorulabilir mi? İnsaf… Yani, hükümet böyle bir rehin alma olayına, özellikle DHKP-C gibi kendisiyle bunca yıldır mücadele eden bir hükümete bu soruyu yöneltiyorsun. Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor. ‘Bir ülkenin milli istihbarat teşkilatı, vazifesi olmayan işlerle uğraşırsa, cumhuriyetin savcılarının odası davul zurnayla basılır’ diyor. Şu ifadeye bak. Şu anda davul-zurna çalan ana muhalefetin başıdır. Bu kadar çirkin ve çılgın bir yaklaşım olamaz…”

‘CENAZEDE NİYE YOKTUN?’

-“Toplumda hangi görüşten olursak olalım, hangi inançtan olursak olalım, teröre karşı ortak tavır sergilemek zorundayız, diyor. Peki cenaze günü neredeydin? Gidip cenazede kendini gösterseydin. Bir milli birlik gösterisi yapsaydın. Niye yoktun?”

-“Teröre lanet okumak hepimizin ortak görevi olmalıdır. Bir savcının katledilmesi, hele hele Berkin Elvan üzerinden katledilmesi hiç kimsenin içine sindireceği bir olay değildir, diyor. Berkin Elvan’ı ‘Bakkala ekmek almaya gidiyor’ diye tanımlayan zaten sendin, biz emniyetin tüm belgelerini açıkladık. Elinde sapanla, demir bilyeyle terör örgütünün içerisinde nasıl resimlerinin çekildiği, bunların hepsi açıklandı. Onu istismar eden asıl sen oldun. Mezarına demir bilye atan malum. Ama öbür tarafta Burak Can’ın ne annesi, ne babası kalkıp bu istismarı yapmadı. Aynı örgüt o gün Burak Can’ı şehit etti. Aynı bölgede, Okmeydanı’nda. Oysa o aile bir insanlık dersi verdi.”

-“Bakın, terör anında Che Guavera’nın beresiyle görüntü verenler bile oldu. Silah, savcımızın başına dayanmış vaziyette. Ya bunu mu savunuyorsun? Bu nasıl bir muhalefet anlayışıdır? İstanbul Baro Başkanı da o şekilde pozlar vermişti.”

-“Öbür taraftan, bir diğer muhalefet partisi, ki onun konuşması hepten berbat, ‘Savcı Mehmet Kiraz ve operasyonda öldürülenlerin ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimizi sunarız’ diyoruz. Bu yaklaşım, vatanperverlik yaklaşımı değildir. Biz bir çözüm sürecinin içindeyiz. Ben bugün Selim Kiraz Savcı’mızın, kardeşimizin cenaze merasiminde isterdim ki bütün siyasi partilerin genel başkanları beraber saf tutsunlar, birliği göstersinler. Bakın gösteremediler. Teröre karşı lafla değil icraatla bir birliğin, beraberliğin duruşu olmalıydı.”

-“İçeride savcımız şehit edildiği esnada, silah sesleri üzerine içeri girerek teröristlere gereğini yapan polis kardeşlerimi ve güvenlik teşkilatını tebrik ediyorum. Kutluyorum. Onlar görevlerini hakkıyla yerine getirmiştir.”

-“Herkes x-ray’den geçmek dahil aranmalı. Özel güvenlik bir kenara konulmalı. Sadece adalet saraylarında değil, birçok kurumda artık özel güvenlik bana göre tarih olmalıdır. Hatta stadyumlarda, hastanelerde görev tümüyle polislere bırakılmalı. Hastanelerde de zaman zaman mafyanın birçok teşebbüsleri oluyor. Onun için oralarda taşın altına vücudunu koyacak insanlara ihtiyaç var. Emniyet teşkilatımız bu konuda deneyimiyle, tecrübesiyle bu işleri yapacak güç ve kabiliyettedir.”

“NAMUSLULAR, NAMUSSUZLAR KADAR CESUR OLMADIĞI MÜDDETÇE…”

-Birtakım sanatçıların “Hayatı durduralım” çağrısı olmuştu. Bu çağrı ileelektriklerin kesilmesi, terör eylemi arasında bağlantı var mı? “Her şey planlıydı” gibi bir tablo var mı?

Şu anda, “Şöyledir” dersem yanlış olur. Söylediklerinizin her birinin, buralarda adeta bir payı var gibi bir durum da insanın aklına geliyor. Ancak gelecek bilgileri sabırla derleyip toparlayıp ondan sonra nihai değerlendirmeyi yapmak daha isabetli olur.

-Terör eylemini gerçekleştirenler, savcının başına silah dayadıkları kareyi dolaşıma soktular. O fotoğrafın yargı mensuplarına bir gözdağı içerdiği ileri sürülebilir mi? O fotoğrafların bazı gazetelerde yayımlanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda Türkiye’de basında, özellikle patron takımının hâlâ kavramak istemediği, uzak durduğu bir şey var. Milletin hayrına olan şey nedir, ne değildir? Bunu gözetmiyorlar. Bu bir ihanettir. Savcının günahı ne? Savcı, Berkin Elvan’ın faili midir? Yok. O tür bir hareketi yapana adeta sahip çıkan ne siyasetçi, ne medya vatansever olamaz. Medya patronlarına da bu noktada… Başbakan, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı sizi aradığı zaman mı yayından kaldıracaksınız? Yani şimdi ben Cumhurbaşkanı olarak kalkıp Slovakya’dan Türkiye’yi arayacağım, “Bunlar yayından kalksın” mı diyeceğim? Ben fotoğrafı gördüğüm anda irkildim. Anında kesip atmaları lazım. Birileri de (Kılıçdaroğlu’nu kastediyor) utanmadan, “Basını oraya sokmadılar” diyor. Niye cenaze merasimine sokacak? Siz şehidin faillerinin reklamını yapacaksınız, faş edeceksiniz. Ffaş edenleri de törene sokacaklar. Ben de olsam sokmazdım.

-Elektrik kesintisiyle ilgili sabotaj, saldırı, her ne ise bunun zamanlaması üzerinde durulacak mı?

A’dan Z’ye her şey gözden geçirilecek. Türkiye gibi bir ülkede böyle bir enerji kesintisi, hatta buna çökme denir, böyle bir şeyin olması doğru değil. Enerji Bakanı çalışmayı başlattı. Failleri kimdir, kim olabilir, nereden kaynaklanıyor, bunların hepsi gözden geçirilecek.

-Seçim öncesi “Gezi” benzeri bir olay beklentisi yorumları vardı. Son olayları da sanki birileri şekillendiriyor görüntüsü ve endişesi var. Siz nasıl bakıyorsunuz?

Arkadaşlar, ben hayata hiç böyle bakmadım. Ben halkıma, milletime özellikle şunu söylüyorum: Bir kere bu tür olaylar bizi ürkütmemeli. Hep şu mısrayı söylerim: “Kaderin üstünde bir kader vardır.” Eğer buna inanamazsak, zaten hiçbir şey yapmak mümkün değildir.

Ürkmeyelim, korkmayalım. Siz gazetecilere de çok tehditler gelebilir. Geliyordur da… Biz yıllar yılı ne tehditler aldık. Son tehditleri hep sizlerle de paylaştık. Ama biz de görevimizi yapacağız. İnönü’nün lafını unutmayın, “Namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadığı müddetçe başarıyı yakalayamayız”…

-DHKP-C kendi adına eylem yaparken, aynı zamanda taşeron olarak da hareket etmiş olabilir mi?

Terör örgütlerinin çoğu taşerondur.

-Yine bir “üst akıl”a geliyoruz?

Onu siz bulacaksınız. Bakın, Yeni Şafak Gazetesi’nde yayımlanan belgeler ta ne zamanlara kadar uzanıyor. Nerelere, nasıl kayıtlar yapılmış. Kimler nerelerde, nasıl istihdam edilmiş. Hepsi ortada. Bu oyunlar 3-5 senede kurulmuyor. Romanya, paralel devlet yapılanmasında benim ofiste operasyon yapan emniyet müdürü ile polis memurunu hemen gönderdi. Onların da bizden istediği iki kişi vardı, biz de onları iade ettik. Terörle mücadele budur. Ama bakın Avrupa’nın birçok ülkesinde, buna Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, İtalya, İngiltere, hepsi dahil. Bunlardan birçok PKK’lı teröristi istedik, belgeleri de gönderdik, ne yazık ki vermediler. Özdemir Sabancı’nın katili çok ülke dolaştı. Bunlar hep açık, ortada.

-“Çözüm sürecine darbe” deyimini kullandınız. Kamuoyunda şöyle bir algı var: “PKK’yla çözüm sürecinden sonra yerine DHKP-C ikame ediliyor.”

İddiaların hepsi değerlendirilir. Bunlardan biri mezhep dayanaklı, diğeri ırk, etnik dayanaklı. Bunların birbiriyle çok çok iyi anlaşabileceklerine doğrusu ihtimal vermiyorum. Ama ortak paydaları terör olduğu için üst akıl onları zaman gelir farklı yerlerde istihdam edebilir.

-Özel güvenlikte adalet sarayları, hastaneler, statları örnek verdiniz. Özel sektörün işlettiği havalimanlarında da aynı durum söz konusu…

Ben, özel güvenliğin tamamen kaldırılmasını arkadaşlarıma teklif edeceğim. Biz şu ana kadar özel güvenlikten olumlu neticeler alamadık. Elinde taşıma ruhsatlı silahı olan varsa gidiyor buralarda görev alıyor. Bunlar olaylara zaten müdahale edemez. Korkar, kaçar. Şimdi ben böyle söyledim diye rahatsızlık duyanlar olabilir. Bunların içinde yaşı vesairesi müsait olanlar varsa zaten emniyete alımlar yapılıyor, gider emniyete müracaat ederler.

GÜNDEM ANALİZİ /// NECDET BULUZ : İşsizlik, ilgisizlik ve göç Anadolu’da insan bırakmadı.

NECDET BULUZ

Geçenlerde MHP Bodrum İlçe Yönetim Kurulu üyesi ve Red Dragon Çin Lokantaları’nın işletmecisi Haşim Işık ile görüştük. Işık, Erzurum’un Olur İlçesi’ndendir. Mart ayında Olur’a ve köylerine gitmiş, yörede bazı gözlemlerde de bulunmuştu. Dönüşte izlenimlerini aldık.

Öncelikle söylediklerini özetleyelim:

“Olur’un 47 köyü var. Köyler adeta boşalmış. Yaşlılar topraklarını terk etmiyor. İşsizlik, ilgisizlik Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi buralardan da göçü hızlandırıyor. Yıllardır ihmal edilen, yatırım yapılmayan, yoksul bırakılan bu yerlerde, köylerde bir cenaze olsa, kaldıracak, mezarı kazacak adam bulamazsınız. Bu yerleri gezip gördüğünüzde ister istemez “Devlet nerede?” diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. İnsanlar geçinmekte zorlanıyor. Kimsenin kimseye yardım ve destek olabilecek ne ekonomik, ne de sosyal gücü yok. Artık devlet buralara göz atmalı, çaresizlik içinde olanlarla ilgilenmelidir. Eğer iş ortamı sağlanır, ilgi artar, buralarda yaşayanlar hatırlanırsa göçün önüne de geçilmiş olur. “

Olur, hakkında da kısa bir bilgi notu verelim:

Olur, adı, ilçenin ortasından akan Olur Deresi’nden geliyor. Sözcüğün aslı Ermenice olup “Büklüm Deresi” anlamına gelmektedir. İlçenin idari merkezi Osmanlı döneminde Tavusker (Çataksu) Kasabası idi. Bölge uzun süre Ermeni işgali altında kalmış, burada Türk halkı ile Ermeniler arasında çatışmalar da olmuştu. Tarihin ve doğanın kucağında olan bu güzelim yerler böylesine kaderine terk edilebilir mi?

Kaldı ki, Oltu ile Olur arasındaki yol, bu yöreye hiç yakışmıyor. Köylerle bağlantı yollarından zaten söz etmek istemiyoruz. Hiç değilse ilçeler ve beldeleri birbirine bağlayan yolların düzgün olması, çağdaş Türkiye’ye yakışır olması gerekmiyor mu? Bu tür konuların yerel yönetimlerce ele alınıp çözüme kavuşturulması bu kadar zor olmamalıdır.

Haşim Işık, anlattıkça anlatıyor. Yöresinde yaşanan sıkıntıları ortaya koyuyor. Devletin, göçün önüne geçebilmesi için de öncelikle bu yerlerde iş imkânlarının artırılması gerektiğini anımsatıyor.

Biz, Olur ve benzeri yerleri çok iyi biliyoruz. Buralarda özellikle tarımsal üretimin artırılması yolunda atılacak adımlar, bu yerleri göç vermekten kurtarabilir. Herkes, doğup büyüdüğü topraklarla kucaklaşır. Arıcılık, büyük ve küçükbaş hayvancılık, kanatlı hayvan yetiştiricili, el sanatları merkezleri açılması mümkündür. Yeter ki, istensin, çalışılsın, teşvik verilsin.

Burada bir parantez açmak istiyoruz:

Bilindiği gibi 7 Haziran’da seçimler var. Her ilde olduğu gibi Erzurum’da da milletvekili adayları çalışma yapıyor. Seçim sonrası seçilenler Meclis’e gelecek. Ancak, işte seçilip Meclis’e gelmek yetmiyor. Bu yörenin milletvekilleri, asıl bu sorunlara el atmalı, devlet mekanizmasını harekete geçirmelidirler.

Her ilde olduğu gibi milletvekilleri Meclis’e kapağı attıktan sonra seçildikleri yerleri ve kendilerini Meclis’e taşıyanları unutuyorlar.

Çoklarının da adı geçen bu köylerde doğup büyüdükleri halde, bu sıkıntıları görüp, yaşadıkları, bildikleri halde ne acıdır ki topraklarına sahip çıkamıyorlar. Yetiştikleri toprakları kaderine terk ediyorlar.

İllerin, ilçelerin, köylerin kalkınmasında, milletvekili seçimlerinin tespitinde şimdilerde Sivil toplum kuruluşları büyük rol oynuyor. Peki, bu STK’lar, bulundukları topraklardaki bu sıkıntıları bilmiyorlar mı? Milletvekili tespitlerinde bu sıkıntıları çözebilecek nitelikte kişileri tespit ederek, destek vererek çözüm yollarını açmıyorlar mı?

Biz de Sivaslıyız ve her Sivas’a gittiğimizde gezip gördüğümüz ilçelerde ve köylerde Haşim Işık’ın sözünü ettiği tablolarla karşılaşıyoruz. Sivas da Türkiye’nin en çok göç veren illerinin başında geliyor. Köyleri, Erzurum’un Olur’undaki köylerinden bir farkı bulunmuyor. Buralarda insan bulamıyorsunuz. Topraklar sanki terk edilmiş durumda, her şey kaderine bırakılmış.

Konuyu sadece Erzurum ve Sivas ile de sınırlı tutmamak gerekiyor. Anadolu’nun birçok bölgesinde aynı şeyler yaşanıyor. Göç vermeyen Anadolu kenti yok gibi. İşsizlik ve ilgisizlik devam ettiği sürece bu göçün önünü almak da mümkün olmayacaktır.

O nedenle biz, şu görüşteyiz:

Milletvekili seçimlerinde etkili olan STK’lar bu önemli konuyu gündeme almak ve seçilen milletvekillerinin gölgesi olmak durumundadırlar.

Göç veren, sıkıntı yaşayan, işsizlik ve ilgisizlikten yakınanlar seçecekleri milletvekillerini iyi tespit etmek durumundadırlar. Seçildikten sonra topraklarını unutan, kendiler, ne oy verenlerin sorunları ilgilenmeyen kişileri seçmemelidirler.

İdealist olan, çalışıp sorunları çözebilecekler, toprağına bağlı, ülkesi ve doğup büyüdüğü yerler için çalışacaklar olanlar da her nedense seçilmiyor. Hep liste dışı kalıyor. Bundan da sıkıntı duymamak mümkün mü?

Haşim Işık, idealist, çalışkan ve duygusal bir arkadaşımızdır. Yaşadıklarını, söylediklerini dinlerken biz de aynı şeyleri yaşamış gibi olduk. Bu yörelerin sıkıntılarını, dertlerini bildiğimiz için Haşim Işık’la aynı noktalarda birleştik, bütünleştik.

Temennimiz, Anadolu’nun yıllardır süren bu sorunlarına en kısa zamanda çözüm getirilmesidir. Bu konuda karar verici olan da yine yöre insanı olacaktır.

necdetbuluz
necdetes