Etiket arşivi: ERGENEKON DAVASI

ERGENEKON DAVASI : MHP YÖNETİCİSİ CELAL ADAN’IN SÖZLERİ TEPKİYLE KARŞILANDI

MHP yöneticilerine Balyoz tertibinde yargılanan askerlerden sert tepki geldi. İşte komutanların mesajlarındaki sert suçlamalar:

Yazıklar olsun – Nefretle kınıyorum – Bu mu milliyetçilik? – Karnından konuşan bir zavallı – Beyni sulanmış – Bu memleket ne çok Ahmet Altan yetiştirmiş – Onur erozyonu –

Kurmay Albay Mustafa Önsel:

Tek kelime ile yazıklar olsun. Balyoz ve Ergenekon ile yapılmak istenen anlaşılmamışsa bu anlayışı nefretle kınıyorum. Bu mu milliyetçilik? Zaten gerçek milliyetçi olmadığından ülke bu hale düşmüştür. Bu arkadaşla yüz yüze gelsek de cevabımızı versek. Ama Engin Alan Paşa orada. Versin cevabını bekliyoruz.

Tümamiral Erdem Caner Bener:

Asrın iftirası Balyoz’da haksız olarak yargılanmalarına rağmen Celal Adan isimli karnından konuşan bir zavallı ile aynı karede duran meslektaşların neler düşündüğünü bilmek hakkımız. Celal Adan isimli karnından konuşan kerameti kendinden menkul zavallıyı iddiaları ile ilgili bildiklerini açıklamaya davet ediyorum. Beyni sulanmış insanların artık huzurevlerine kapatılmaları gerekiyor.

Kurmay Albay Mehmet Erkorkmaz:

Basın toplantısında Bahçeli Efendiye soruldu: Adan’ın "Ergenekon ve Balyoz darbe hevesidir" sözüne ne diyorsunuz? Bahçeli: "Evet, doğru söylemiş" dedi. Bu memleket amma çok Ahmet Altan yetiştirmiş. MHP’li arkadaşlar kusura bakmasın.

Tuğamiral Ali Sadi Ünsal:

Bunlar talimatı efendilerinden alır. Güçleri resim galerilerine yeter. Ne bayrak ne vatan umurlarındadır.

Deniz Kurmay Albay Faruk Doğan:

Görülen o ki, koltuk sevgisiyle yapılan politika onur erozyonu yaratıyor.

Tuğamiral Şafak Yürekli:

Ben Engin Alan Paşa’yı bu adamın ağzının payını vermeye davet ediyorum.

Rengin Gürdeniz (E. Tümamiral Cem Gürdeniz’in eşi):

Bu nedir şimdi? Bir avuç oy almak için böylesine bir yalanı onaylamak. Hem de Çanakkale şehitlerini anma gününde böyle bir demeç vermek. Sayın Engin Alan’ı önceki seçimlerde barajı geçmek için kullananlar şimdi bu yalana sığınarak yeni oyların peşine düşüyorlar. Engin Alan’ın derhal bu konuyla ilgili bir basın açıklaması yapması lazım.

Vatan Partisi MKK Üyesi Ferit İlsever:

MHP yöneticileri Mafya-Gladyo sisteminin memurları.MHP’deki Atatürk Milliyetçilerini vatanseverliğin gerçek adresi Vatan Partisi’ne çağırıyorum.

Öcalan’ı İmralı’da sorgulayan Vatan Partisi Genel Başkan Yard. E. Kıd. Jan. Albay Hasan Atilla Uğur, Celal Adan’ın şahsında MHP yöneticilerini ağır bir şekilde suçladı:

Albay Uğur’un sözleri özetle şöyle:

"Adan, Fethullahçı ağzıyla konuşmasın. Pislik atmaya çalıştığı insanların ne olduğunu iyice incelesin."

"MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, Ergenekon ve Balyoz’da darbe heveslilerinin yargıladığını söyledi. Silivri’de gerçekten hukuk varmış gibi konuştu."

"MHP’li Adan’ın bu açıklaması, Vatan Partisi’nin MHP ve CHP yönetimlerine yaptığı eleştirilerin ne kadar doğru olduğunu göstermiştir."

"Cela Adan’ın söylediklerinin aynısını PKK elebaşilarından Cemil Bayık bir gün önce söyledi. Dedi ki: "Ergenekon ve Balyoz’u AKP ve Fethullahçılar bizim desteğimizle yapmıştır. Biz bu desteği vermeseydik Türk Ordusu’nu hapsedemezlerdi.". Böylece Adan ve Bayık’ın açıklamalarıyla MHP yönetimi ve PKK aynı zemine oturmuştur."

"Devlet Bahçeli ve Oktay Vural’ın Adan’a destek vermesi dikkat çekicidir."

"Engin Alan gibi değerli bir komutan da Balyoz’da hedef alınmıştı. Bu açıklamalardan sonra Engin Alan Paşam belki de aday olmayacak ve tepkisini bu şekilde gösterecek."

"Vatan millet mücadelesinin yapıldığı yer VATAN Partisi’dir. Ülkücü kökenli biri olarak Hasan Atilla Uğur da buradadır. Bütün ülkücülere kapımız açıktır."

Cemil Bayık:

“PKK darbelere ve silahlı vesayete karşı olan bir harekettir. Silahlı vesayete karşı olduğu yalanıyla halkı kandıran Erdoğan’a geçmişin darbecilerini yargılatmasını sağlayan da PKK’dir. Eğer PKK büyük bir direniş ortaya koymamış olsaydı Türk ordusu hiçbir zaman AKP karşısında geri adım atmazdı. AKP o mahkemeleri geliştiremezdi. Hatta o mahkemelerde AKP yargılanırdı. (…)”

Bakınız:

http://www.odatv.com/n.php?n=orduyu-silivride-biz-yargilattik–1603151200

Demek ki neymiş?

PKK darbecileri yargılatmış. MHP de darbecileri yakalamış. Darbecilere karşı kutsal ittifak. (İttifakın diğer bileşenleri AKP, F Çetesi ve CHP)

Celal Adan:

"Ergenekon ve Balyoz diye ifade edilen olayların tamamında bir hayal kurulduğu ve bir takım şeylerin yapıldığı belli.Bir takım hevesler olduğunu gördük, yakaladık."

Bakınız:

http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2015/03/mhpnin-darbecilerle-mucadelesi.html

MHP yöneticileri Mafya.doc

Celal Adan Fethullahçı ağzıyla konuşuyor.doc

Reklamlar

ERGENEKON DAVASI /// Eski İstihbarat Başkanı Pekin : Erdoğan’ın ‘aldatıldık’ ifadesi samimi değil

Genelkurmay Başkanlığı eski İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘aldatıldık’ ifadesini samimi bulmadığını söyledi. Pekin, “Ellerinde bütün yetkiler vardı. Siyasi iktidarın çok büyük sorumluluğu var, başta o zamanın başbakanı olmak üzere bu konuyla ilgili.” dedi.

Genelkurmay Başkanlığı eski İstihbarat Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘aldatıldık’ ifadesini samimi bulmadığını söyledi. Pekin, “Ellerinde bütün yetkiler vardı. Siyasi iktidarın çok büyük sorumluluğu var, başta o zamanın başbakanı olmak üzere bu konuyla ilgili.” dedi.

Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Bursa kitap fuarında kitaplarını imzaladı. Burada gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplandıran Pekin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Aldatıldık’ şeklinde ki sözlerinin hatırlatılması üzerine, “Biz de aldatıldık zaten, hep birlikte” şeklinde gülerek karşılık verdi. Ardından şöyle devam etti: “Cumhurbaşkanının ‘biz bu konuda aldatıldık’ ifadesine gelince, öyle olduğunu sanmıyorum. Çünkü o zamanda bunun böyle olduğu belliydi. Amaç askeri vesayetin kırılması, Türk Silahlı Kuvvetlerine diz çöktürülmesiydi, onu başardılar. Özellikle de bunu yaparken kullandıkları, kendilerinin paralel dedikleri, cemaati kullandılar. Cemaatin hakimlerini, savcılarını, polislerini kullandılar. O zaman da biliyorlardı bunları. Bizde kendilerine bunları söylemiştik. Araştırmayı bizzat ben yapmıştım ve genelkurmay başkanına vermiştim. Genelkurmay Başkanı da bunları kendilerine arz etmişti hepsini. Bunların hep böyle olduğu biliniyordu. Maalesef sonuçta iki taraf arasında iktidar savaşı başlayınca bu tip kumpaslarla ilgili ‘biz aldatıldık’ gibi bir takım ifadeler kullanılıyor. Ben bu ifadelerin samimi olmadığını değerlendiriyorum. Samimi ifadeler değil. Ellerinde bütün yetkiler vardı. Siyasi iktidarın çok büyük sorumluluğu var, başta o zamanın başbakanı olmak üzere bu konuyla ilgili.”

‘İZİN VERSELER MEZARDAN BİLE TÜRKİYEYİ YÖNETECEKLER. BU KADAR ÖNEMLİ ONLAR İÇİN KOLTUK’

Emekli Korgeneral Pekin, “Yurt dışında, özellikle Avrupa’da bu durumda istifa müessesesi çalışıyor, bizde neden çalışmıyor?” şeklinde ki bir soruya ise, “Çalışıyor ama bizde istifa falan kimse etmiyor. Herkes koltuğuna çakılıyor, ölünceye kadar koltuğunda kalıyor. İzin verseler belki mezardan bile Türkiye’yi sevk ve idare edecekler. Bu kadar önemli onlar için koltuk.” şeklinde karşılık verdi.

Türkiye’nin önünde iki tane büyük sorun olduğunu belirten emekli korgeneral İsmail Hakkı Pekin, sözlerini şöyle tamamladı: “Biri güvenlik sorunu, bir tanesi de ekonomik kriz. Türkiye’nin güvenliği tabi tehlikede, etrafımızda olan bitenlere bakın, o yüzden tehlikede. Birde bu kumpas davalar yüzünden bu ülkenin ne kadar bilgisi, ne kadar planı varsa, her şeyi maalesef dış istihbarat örgütlerinin eline geçti. Normalde bunların önünün alınması hem emniyetin görevi, hem de Milli İstihbarat Teşkilatı’nın görevi. Tabi kurumlarda sorumlu ama gerekli tedbiri alamıyorsan maalesef ülkenin güvenliğini, kritik bilgilerini başkalarının eline teslim ettiler. Şu anda elimizde ne kadar gizli bilgi varsa, her halde hepsi ABD’nin, MOSSAD’ın yada İsrail’in, diğer ülkelerin ellerinde.”

ERGENEKON DAVASI /// Soner Yalçın : Kim gazeteci. Kim casus.

Bugün… Cemaat’e yönelik casusluk soruşturması var.

Birileri; “Erdoğan, 17/25 Aralık’ın intikamı için bu soruşturmayı açtırdı” diyor. Doğru. Fakat, bu kurnaz sebep, gerçeği değiştirebilir mi? Erdoğan’ın maksadı beni ilgilendirmiyor; çünkü, casusluk iddiası yeni değil; 6 yıl önce vardı…

Tarih: 16 Ocak 2009.

Serdar Öztürk… Üsteğmendi. 1994’te Silopi’de ağır yaralandı. TSK’dan ayrılmak zorunda kaldı. 1999’da avukat oldu.

Ergenekon kapsamında tutuklanan Levent Göktaş’ın avukatıydı. Göktaş tutuklandıktan beş gün sonra, tanık olduklarını anlatmak için Genelkurmay’ın kapısını çaldı: “Ergenekon masum bir soruşturma değil; bu tezgahı kuran polisler ve savcılar casusluk faaliyeti yapıyor. İşin içinde ABD var!” Somut delil istediler.

Av. Öztürk somut delili de buldu. Polisler, gözaltına aldıkları (Necip Hablemitoğlu’nun avukatı) Hüseyin Buzoğlu’nda “buldukları” flash diski iade ederek hata yaptı. Av. Öztürk, İTÜ Öğretim Üyesi bilgisayar mühendisi Dr. Burak Berk Üstündağ ile bu flash diskten silinmiş bilgileri-belgeleri ortaya çıkardı. Okuduklarına inanamadılar. Polisin elinde TSK’ya ait çok sayıda gizli bilgi vardı.

Av. Öztürk hemen Genelkurmay Başkanlığı İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Daire Başkanı Tümgeneral Muharrem Mutlu Arıkan’a gitti. Genelkurmay bilgisayarlarının bakım onarımı yapan bir şirketin ilginç bağlantıları gibi 52 sayfalık bilgi verdi.

Ardından Ankara’da savcı Şadan Sakınan’a giderek 2.5 saat süren ifade verdi. (Soruşturma Dosyası 2009/8745)

Av. Öztürk; kimi savcılar ve emniyetçiler hakkında yabancı istihbarat örgütüyle ilişkili olabilecekleri iddiasıyla suç duyurusunda bulunmak üzere dilekçe hazırlıyordu ki…
Ankara dışında iken bürosu gece yarısı polisler tarafından basıldı…

Ödüllü gazetecilik

Avukat Serdar Öztürk 4 yıl 9 ay cezaevinde yattı.

Casusluk soruşturması açılması için çaba sarf eden Av. Öztürk’ün “suçu” neydi? Polisler, bürosunda, -ne tesadüf- Levent Göktaş’ın soruşturma evrakının bulunduğu mavi klasörün içinden ilk dört sayfası “İrticayla Mücadele Eylem Planı”, diğer bir sayfası ise “İzmir’de Bize Yardım Edecekler” diye beş sayfalık fotokopi “buldu”!

Ayrıntıya girmeyeyim; çünkü bu belgenin sahte olduğu ve polisler tarafından konulduğu artık biliniyor. (Savcılığın Av. Öztürk’ü tutuklama sevk yazısında “kişisel verileri hukuka aykırı kaydetmek” eylemi vardı. Ancak bunun kanıtı yoktu. Mesele günler sonra ortaya çıktı; Av. Öztürk’ün ofis sekreteri Fatma Bozdemir temizlik yaparken bir flash disk buldu! Bilmedikleri bu flash diski hemen savcılığa götürüp teslim ettiler. İş anlaşıldı: Polisler koydukları flash diski almayı unutmuşlardı!)

Apaçık bu tezgaha rağmen Taraf gazetesi, günlerce sahte “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nı manşetten verdi: “AKP ve Gülen’i Bitirme Planı.”

Türkiye çalkalandı…

Rahmetli Birand’dan Hasan Cemal’e köşe yazarları “Taraf’ın ne büyük gazetecilik yaptığını” yazdı… “Bavulcu” Mehmet Baransu ile “Bavulcu Yönetmen” Ahmet Altan; -Sedat Simavi ve Hrant Dink gibi değerli isimler adına verilen- büyük basın ödülleriyle kutlandı!…

Gazeteciye bak!

Av. Serdar Öztürk, 25.5 yıla mahkum edildi. Suçu büyüktü; çünkü, casusluk komplosundan ilk şüphelenen oydu…

Erdoğan-Cemaat ile kol kola iken Av. Öztürk cezaevinde bile, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’na casusluk faaliyetine dair suç duyurusunda bulundu. Hapisten çıktıktan sonra da, İstanbul’da Savcı Mesut Erdinç Bayhan’a ifade verdi.

Bugün diyorlar ki; “Taraf kötü gazetecilik yaptı.”

Mesele sadece iyi-kötü gazetecilik mi?

Günlerce manşetten indirmedikleri “İrticayla Mücadele Eylem Planı” adlı sahte belgede yazılanları, aylar önce 6 Nisan 2009 tarihinde Fethullah Gülen herkul.org adlı sitesinde bire bir söylemişti. Bunu bilmiyor olamazlar; çünkü Odatv yazdı:

Aylar önce Gülen diyor ki:

– “Evlerimize, içimize adam sokmaya çalışacaklar, sonra da ellerine Kalaşnikof verecekler.”

Aylar sonra sözde belge diyor ki:

– “Işık Evleri baskınlarında, silahlı terör örgütü oluşturmak doğrultusunda, silah, mühimmat bulunması sağlanacak.”

Aylar önce Gülen diyor ki:

– “Kitapların arkasındaki Zat’ın posterlerini evlerin duvarlarına asabilirler.”

Aylar sonra sözde belge diyor ki:

– “İhbara dayalı ev baskınlarında silahın yanı sıra Humeyni gibi objelerin aynı ortamda bulunması sağlanacaktır.” Vs. Vs.

Taraf’ın Gülen’in bu sözlerini bilmemesi imkansız.

Onlarca örnek verebilirim. Şöyle ki:

Polisler ellerine verilen bir krokiyle, 21 Nisan 2009’da Poyrazköy’de arama yaptı; mühimmat buldu. Sanıklar krokiyi görmek istedi; çünkü iddianamenin ek klasörlerinde kroki yoktu. Kroki aylar sonra Taraf’ın 11 Kasım 2009 tarihli manşetinde ortaya çıktı! İmza “Bavulcu”ya aitti…

Hangisini yazayım; Av. Nusret Senem’e ait olduğu söylenen bir kroki 21 Mart 2008’de İşçi Partisi genel merkezinde “bulundu”!

Taraf, 24 Mart 2008’de “Yargıtay’a Suikast” manşetini attı. Ancak krokinin 13 Mart 2008’de, Taraf’ın Ankara Bürosu’ndan İstanbul Büro’ya faks çekildiği ortaya çıktı!“Bavulcu” bu haberden mahkum oldu…

Evet, hangisini yazayım?.

“Bavulcu” tutuklanınca, “bavulcu”nun yönetmeni Ahmet Altan, “çoluk çocuğu bırakın benimle konuşun” dedi! (Çoluk-çocuk dediği “Bavulcu” 40 yaşında!)

Devam etti Ahmet Altan:

“O gazeteyi beş yıl yönettim, o planları bin defa önüme getirseler bin defa da basarım…”

Madem öyle yarına yazalım…

Ahmet Altan, Yasemin Çongar, Emre Uslu, Mehmet Baransu’nun aynı dönemde ABD’de olmaları tesadüf mü?..

ERGENEKON DOSYASI /// VİDEO : Büyük Takip – Dokunulmazlara Dokunuldu – 26.09.2013

VİDEO LİNK :

ERGENEKON DOSYASI : YIL 2008 /// TAYYİP ERDOĞAN ERGENEKON DAVASI İÇİN NE DEMİŞTİ ??? HATIRLAYA LIM MI ??

‘Evet Ergenekon’un savcısıyım’

Ergenekon soruşturmasıyla ilgili iddianame henüz kabul edilmedi ancak politik arenada dava görülmeye başlandı…

’Savcı’ sıfatını benimseyen Başbakan ve kendisini ’avukat’ ilan eden CHP liderinin dünkü konuşmaları Ergenekon davası üzerine oldu…

Millet adına savcıyım

‘Savcı millet adına vardır, biz de millet adına hakkı aramanın gayreti içindeyiz. Bu anlamda savcılık ise evet savcıyım’

Başbakan Erdoğan, Ergenekon davasında CHP lideri Deniz Baykal’ın kendisine savcı yakıştırmasında bulunduğunu atırlatarak, “Millet adına hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım” dedi. Erdoğan, AKP Grubu’nda yaptığı konuşmada özetle şöyle dedi:

* Bindiği dalı kesiyor: Ana muhalefet partisinin lider ve sözcülerinin son günlerdeki gayretkeşliğini tarih kaydetmiştir. Millet bunları da kaydetmiştir. Hukuki süreç henüz işlerken demokratik siyasi sürece darbe vurma iddiasıyla soruşturulan illegal yapılanmaların avukatlığına savunmak ancak demokratik hukuk devleti anlayışına inancı zayıf olan bir siyasi anlayışın alkışlanmasıdır. İktidarı yıpratmak uğruna bindiği dalı kesen, içinde bulunduğu gemiyi batırmaya çalışan siyasetçi tipi, soruyorum sizlere, bu millete ne verebilir.

* Millet adına savcıyım: Milletimiz bunu yakından takip ediyor, değerlendirmesini de buna göre yapıyor. Çünkü kim kimlerin avukatlığına soyunmuş bunlar çok önemli. Biz kendimize hiçbir vasıf tayin etmemişken bize de savcılık görevini sağ olsun onlar veriyor. Bu da güzel bir şey. Niye savcı millet adına vardır, iddia makamı millet adına ordadır, biz de millet adına evet hakkı aramanın hakkı savunmanın gayreti içindeyiz, eğer bu anlamda savcılık ise evet savcıyım.

* Deşifre oluyorlar: Ülkemizin güven ve istikrarını değil sadece belli bir zümrenin siyasi menfaatini düşünerek hareket edenler, maskeleriyle birlikte deşifre oluyor. Türkiye Cumhuriyeti, modern dünya ile birlikte medeniyet yürüyüşünü sürdürme kararında olan demokrasi tecrübesi hiç de küçümsenmeyecek büyük ülkedir. Barış ve istikrar unsuru olan Türkiye, gelişme ve kalkınma sürecini aynı kararlılıkla aynı hızla asla herhangi bir kesintiye uğramadan bu ülkenin demokrasiye bir pamuk ipliğiyle bağlı olmadığını göstererek hesapları boşa çıkaracaktır. Aziz milletimiz, emniyet içinde güven ve istikrar için sonsuza kadar yaşayacaktır. Kimse endişe içinde olmasın, Türkiye demokrasiden hukuk devletinden evrensel insan haklarından geriye doğru tek bir adım atmayacaktır.

* Aklınızı başınıza alın: AKP’yi uluslararası güçlerle işbirliği halinde gösterme gayreti içinde olanlar sadece bir iftira kampanyasının figüranıdırlar. 5.5 yıl önce Türkiye neredeydi, şimdi nerede. AKP’ye “iş birlikçi” diyenlere sesleniyorum, aklınızı başınıza alın.

* Karanlık koridorlar: Şu anda Türkiye’nin müteahhitlik sektörü ABD ve Çin’den sonra üçüncü sıraya çıkmıştır. Eğer bu ilişkiler olmasaydı bunu yakalayamazdık. Vicdan sahibi hiç kimse bu ülkenin karanlık koridorlara dönmesine göz yummayacak, izin vermeyecektir. Siyasetçiyi değersiz kılma gayreti içinde olanlar asla şunu bilmelidirler ki, siyaseti gerçek anlamda savunanlar bunlar karşısında suskun kalmayacaktır. Siyaseti hep birlikte muhafaza etmeliyiz, asla taviz veremeyiz. Siyaset kurumunun itibarının korunması bir ülke için hayati önemdedir. İşte AKP Türkiye’ye bunu kazandırmıştır.

VİDEO : Başbakan ERDOĞAN, Engin ALAN İçin Ayağa Kalkmamasının Bedelini Ödedi Diyor

VİDEO LİNK :

ERGENEKON DOSYASI : ERGENEKON DAVASINDAKİ HUKUKSUZLUKLAR HAKKINDA KISA BİR SOMUT DEĞERLENDİRME

MEDYA DOSYASI : O Tanıdığım Bir Akademisyen : Ergenekon davası nedeniyle çöktüm Erol Manisalı

O Tanıdığım Bir Akademisyen

Ve bu insan bugün suçlanmakta ve ağırlaştırılmış müebbet talebi ile yargılanmaktadır.

Erol Manisalı

Bıçak Sırtı – 25 Mart 2013 – Cumhuriyet

erolmanisa

Türkiye’de sosyal, siyasal ve ekonomik alanlarda uzmanlaşmış bir akademisyen, yazar ve düşünürseniz işiniz zordur.

Hele küresel ve yerel sorunlara giriyorsanız başınızın derde girmesi kaçınılmazdır.

Bugün Avrupa’da bu tür sorunlara rastlanmaz.

Akademisyenler, yazarlar, düşünürler özgürce düşüncelerini ifade edebilirler. Çünkü işleyen bir demokrasi vardır, hoşgörü ortamı, kültürü yerleşmiştir.

Türkiye’nin farkı nereden kaynaklanıyor?

Demokrasi zaaflarımız ve bu coğrafyada yürütülmekte olan küresel hesaplar aydınlara, düşünürlere, akademisyenlere bu özgürlüğü vermez.

– Bölge ülkelerinde çağdaş demokrasinin gelişmesi kimi güçlerin işlerine gelmez.

– Çok defa kimi yerel güçler de demokrasiyi engellerler.

– Hatta bu konuda küresel güçlerle işbirliği içine girerler.

Bu kısırdöngü sürüp gider. Kısırdöngü içinde ezilenler ise en başta düşünürler, akademisyenler, yazarlar ve çizerlerdir.

Ve bir örnek

Bildiğim, “çok iyi tanıdığım” bir akademisyeni ele alacağım.

Bu insan 70’lerine gelinceye kadar neler yaptı, tek tek sayalım:

Emeklilik sonrası da dahil 50 yıllık fiili bir akademik hayatı olmuş, öğrencilerine ders vermiş, 20.000’e yakın öğrenci yetiştirmiş.

Yurtiçinde ve dışında kendi uzmanlık alanlarında sayısız konferanslar vermiş.

70 dolayında kitap ve çok sayıda teknik makale yayımlamış.

1974 yılından beri Türkiye’deki bütün televizyon kanallarında, hiçbir ayrım yapmadan görüşlerini ifade etmiş.

Günlük bir gazetede köşe yazarlığı yapmış.

Türkiye’de kurulu bütün legal siyasal partilerin konferans taleplerini hiçbir ayrım yapmadan kabul etmiş ve konferanslar vermiş.

Dernek, vakıf gibi legal sivil toplum örgütlerinin taleplerini, “yine hiçbir ayrım yapmadan” geri çevirmemiş.

TBMM’ye de davet edilerek Türkiye-AB ilişkileri konusunda konuşma yapmış.

Askeri yönetimler hariç bütün sivil yönetimler (hükümetler) onun görüşlerini beğenseler de beğenmeseler de saygı göstermişler.

Bu insanın ne gizli örgüt ne de başka bir şeyle uzaktan yakından bir ilişkisi olmamış. Adlarını bile bilmez.

Değişik konulardaki bilimsel görüşlerini destekleyenler olduğu gibi eleştirenler de kuşkusuz vardır. Bu da demokrasinin gereğidir.

Yaşamı boyunca yazılarında ve konuşmalarında demokrasiyi savunmuştur.

Ve bu insan bugün suçlanmakta ve ağırlaştırılmış müebbet talebi ile yargılanmaktadır.

Çelişki nerede?

Bu insanın fiilen yaşadığı bu hayata karşın cezalandırılmak istenmesinin arkasındaki faktörler nelerdir?

– Bir bilim insanı olarak bazı değerlendirmelerinin kimi çevrelerin işine gelmemesi mi?

– Bölge üzerindeki küresel hesaplarda, onun düşüncelerinin zararlı görülmesi mi?

– Katılımcı ve çağdaş demokrasiyi savunmasının yarattığı tedirginlik mi?

Bunun ne olduğuna siz karar verin.

Aklınıza bir soru gelebilir; “Erol Hoca, sen bu kişiden nasıl o kadar emin olabilirsin, babanın oğlu mu” diye düşünebilirsiniz.

Sorunuzun yanıtı “evet”tir.

İLGİLİ HABER:

Ergenekon davası nedeniyle çöktüm

"Ergenekon" davasında tutuksuz yargılanan Prof. Dr. Erol Manisalı, dava nedeniyle çöktüğünü belirterek, "Sağlık durumum bu haldeyken bunları anlatmak durumunda kalmak bana ıstırap veriyor" dedi.

18 Haziran 2013

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada esas hakkındaki savunmasını yapan "Odatv" davasının tutuklu sanığı Yalçın Küçük, öldürülebileceği düşüncesiyle hep arkasına dikkat ederek yürüdüğünü söyledi.

Küçük, "Ben hep duvarı arkama alırım. Ben hep mehter takımı gibi arkamda kimse var mı diye yan yana yürürüm. Yanımıza yaklaşanın ‘ajan’ olduğunu düşünürüz. Yine de bu toprakları bu kadar seviyor, bırakmıyoruz. Kaçmıyoruz, tutukluyorlar, sonra da kaçma şüphesi var diye tutukluluğuna devam kararı veriyorlar" dedi.

Konuşması sırasında sanıklara dönerek, "Hepiniz en az 15 yıl alacaksınız" diye bağıran Küçük’e, Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese, "Henüz verilmiş bir karar yok" dedi.

Düşman hukukunda sanık durumunda olanın suçuna, yaptıklarına değil de yapabileceklerine bakıldığını ifade eden Küçük, "Mesela elinizde genelkurmay başkanı varsa ‘sen darbe yapabilirsin’ diye idamı istenir. Özellikle ağırlaştırılmış müebbet değil de idam diyorum. Çünkü ağır müebbet vahşettir. Buradan çıkınca bunun için komite kuracağım” şeklinde konuştu.

Gezi Parkı odaklı eylemlere atıfta bulunan Küçük, "Bugün Türkiye’nin her yerinden yükselen sesler, yeni Türkiye talebidir" dedi.

Erol Manisalı

Kanser rahatsızlığı nedeniyle tedavi gören tutuksuz sanık Prof. Dr. Erol Manisalı da davada sanık olarak neden bulunmak zorunda olduğunu bilmediğini söyleyerek, "Ne savunacağımı da bilemiyorum. İddianamede ve mütalaada yer alan iddialarla en ufak ilgim yok. Hayatımda hiçbir örgütün içinde ya da kenarında olmadım. Bu asılsız iddialar yüzünden son 4,5 yılda manevi ve bedeni olarak kendimi çökmüş ve çökertilmiş hissediyorum" şeklinde konuştu.

Bir akademisyen olarak temaslarının, telefon görüşmelerinin geniş boyutlarda olduğunu belirten Manisalı, dünyanın her yerinden kendisine malzeme geldiğini, incelenmeleri durumunda belki de içlerinde yüzlerce suç unsuru bulunabileceğini anlattı.

Manisalı, bir bilim adamı olarak kitap, makale yazarak, ders vererek bilgilerini aktarmaya çalıştığını dile getirdi.

Tutuksuz sanık emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Harbiye Orduevi’nde herkese açık ortamda yemek yediğini belirten Manisalı, Eruygur’un Atatürkçü Düşünce Derneği’ne yeni genel başkan seçildiğinde kendisini yemeğe davet ettiğini söyledi.

Manisalı, bir bilim adamı olarak bilgilerini herkesle paylaştığını ifade ederek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yeni belediye başkanı seçildiğinde Japonya Konsolosluğu’nda verilen yemeğe davet üzerine kendisinin de katıldığını, Erdoğan ile sohbet ettiğini anlattı.

"İyi niyetle bir şeyler verebilmek için…"

Manisalı, şöyle devam etti:

"Ben bulunduğum her mekanda her kesime iyi niyetle bir şeyler verebilmek için konuşurum. ‘Örgütsel ilişki’, ‘şununla bununla görüşme’ gibi iddialara şaşırıyorum. Ben bir bilim insanıyım. İddianame ve mütalaada benimle ilgili değerlendirme yapanlar nasıl bir şahıs olduğumu göz önünde bulundurmalıdır. Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Süleyman Demirel, Erbakan, Çiller, Ecevit, Aydın Menderes, uzmanlık alanımdan yararlanmak için beni davet etmişlerdir."

İddianamede kendisiyle örgütsel irtibatlı olduğu öne sürülen bazı kişileri tanımadığını söyleyen Manisalı, "Telefon etti, etmedi. İnanılır gibi değil. Bu konuda savunma yapmam bile azap verici bir şey. Kendi kendime yediremiyorum. Benim ne bir örgütle ilişkim var. Herkesle iyi niyetle bilim insanı olarak çalışır, elimi uzatırım. Sağlık durumum bu haldeyken bunları anlatmak durumunda kalmak bana ıstırap veriyor" dedi.

Prof. Dr. Manisalı, 1960’tan beri bütün hükümetleri ağır şekilde eleştirdiğini söyleyerek, “Ben bir bilim insanıyım, kitap yazarım, makale yazarım. Benim kitaplarımda, makalelerimde yer alan görüşlerimi kendi aralarında konuşmuş olabilirler. Bunu ben bilemem. Her düzeyde 20 bine yakın öğrenci yetiştirdim. Bu iddianamede yer alan hususlar benim yanıma konamaz. Benden nefret edenler dahi beni bu iddiaların yanına koymaz" şeklinde konuştu.

Savunmasının ardından duruşma salonundan ayrılan Manisalı, kendisini iyi hissetmediğini söylemesi üzerine, sağlık görevlileri tarafından muayene edildi.

Duruşma, sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.