Etiket arşivi: PKK

PKK DOSYASI : ÇÖZÜM BAHANE KÜRT OYLARI ŞAHANE /// PKK’nın katlet tiği anne ve bebeğini unutamıyorum

Tarih 24 Temmuz 1995. PKK, Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Atabinen köyüne baskın düzenledi. Köyde 6’sı bebek ve çocuk, 3’ü kadın 12 kişiyi katletti. O sırada bölgede asker olan Gazi Metin Erdem, baskını anlattı

18 Mayıs 2015 Pazartesi 10:17 Deniz Bilgen Çakır

GAZİ Metin Erdem, 1974 Ankara- Kızılcahamam Otacı köyü doğumlu. Askerlik çağına kadar çobanlık yapmış. PKK’nın 1995 yılında Van’ın Atabinen köyüne yaptığı baskının ve köyde yaptığı katliamın tanıklarından… Kendisi de bir çatışmada yaralanmış. Bir gözü görmüyor, diğeri çok az. Kafasında 12 şarapnel parçasıyla yaşıyor.

– Atabinen köyü baskını nasıl oldu?

Acemiliğimi Bornova’da yaptım. Usta birliğim Van İl Jandarma’ya çıktı. BTR’ci olduğumuz için operasyonlara çıkmıyorduk. Görevimiz basılma ihtimali olan karakol ya da köylere takviye olarak gidip karakolları korumaktı. PKK, devlet yanlısı olan Atabinen köyünü basmıştı. Çatışmayı uzaktan izledik, gidemedik, çünkü teröristler aynı anda bizi de bastılar. Köyü yaktılar. Yirmi kişilik mezradan dört kişi sağlam kaldı. Çoluk çocuk herkesi öldürdüler. Uzaktan seyretmek çok kötüydü.

– Köy ile aranızda ne kadar mesafe vardı?

Dört kilometre. Ben mevzimden görebiliyordum. Çok sağlam korucuları vardı. Ne zaman köye gitsek bize ekmek, peynir verirlerdi. En çok annesi ile birlikte ölen çocuğu unutamıyorum.

– Sen nasıl yaralandın?

Pusuda… Bizim aldatma pusumuz vardı. Hava karanlık olduğu zaman gerçek pusu yerine geçiyorduk. Gece dokuz sıralarında, tam dönmek için çıkmak üzereyken çatışma başladı. Direkt el bombalarıyla saldırdılar. Allahtan çoğu patlamadı. Bizim mevziden patlamamış 11 tane el bombası bulundu. Benim hatırladığım, 6 tanesi patladı. Biz 16 kişiydik, PKK 100 kişilik grupla saldırmıştı. Çatışma beş saat sürdü. Aramızda 15-20 metre vardı. Tahminen çatışma başladıktan iki saat sonra yaralandım. Şarapnel geldi ve gözüm aktı. Hiçbir şey göremiyordum. Sonra bir el bombası yakında patlayınca kafama bir şarapnel geldi. O an kendimden geçtim. Mevzideki dört kişiden 3’ü yaralandı, bir arkadaşımız şehit oldu.

-Diğer arkadaşlarının durumu ne oldu?

Benimle birlikte vurulan 3 arkadaşım da gazi oldu. Müjdat Yavuz, kafasından vuruldu, şu an sağ tarafı felç. Hikmet Yavuz arkadaşımın ayaklarının arasında el bombası patladı, şu an zar zor yürüyor. Erzurumlu arkadaşım da hastanede şehit oldu. Adı Ali’ydi. MG3’cüydü. Roketle vuruldu.

-Şimdi durumun nasıl?

Bir gözüm yok, diğeri de yarım. Gözlüksüz hiç göremiyorum. Sisli görüyorum. 11 numara gözlük kullanıyorum. Kafamda 12 tane şarapnel var. 20 yıl sonra ayağımda şarapnel olduğu ortaya çıktı. Yeni farkına vardım.

– Toplumun gazilere bakışıyla ilgili ne düşünüyorsun?

Toplum içinde hak ettiğimiz değeri görmüyoruz. Şu an PKK’lılar bizden daha üstün. Kimse benden katliam yapan PKK’yı affetmemi beklemesin. Ateşkes oldu diyorlar. PKK silah bırakmayınca sen nasıl müzakere yaparsın! Silahlı bir güç var senin karşında. Silah taşıyan biriyle müzakere yapılmaz.

GÜN SAYARKEN HABERİ GELDİ

Gazi Metin Erdem’in en büyük desteği eşi Nilüfer Erdem. 1999’da evlenmişler. Metin Erdem, "Eşimin hakkını ödeyemem" diyor. Askerden önce tanışmış, birbirlerini sevmişler. Nilüfer Erdem anlatıyor:

– Metin’in yaralandığını nasıl öğrendin?

Kalan günleri sayıyordum. Askerliğinin bitmesine 45 gün kala beni aradı. "Yaralandım, GATA’dayım" dedi. İnanmadım, gerçekten mi dedim. Meğer komadaymış. Kendine gelir gelmez beni aramış. Ertesi gün 2 arkadaşımla yanına gittim. Ailesi oradaydı. Olayı bilmiyorum tabii. Ailesi "Metin tek gözünü kaybetti, haberi yok. Şu an söylemeyelim, Sen de belli etme" dedi. Odaya girdim, iki gözü de bantlıydı. Onu öyle görünce sarılıp ağladım. Metin, "Artık yanıma gelme. Benimle evlenmezsin. Ben gözlerimi kaybettim" dedi. Ben de "Yok, asıl şimdi kabul ediyorum" dedim.

-Evlenme aşamasında sıkıntılar oldu mu?

Ailem istemedi. Ben kesinlikle evleneceğim dedim. Üç dört defa istemeye geldiler. Babam vermedi. En son Metin ikna etsinler diye, köyden bir otobüs dolusu yaşlıyı toplayıp beni istemeye geldi. Ben de evleneceğim diye çok ağladım. En sonunda babam dayanamayıp verdi. Nişanlandık. İki yıl nişanlı kaldık. Sıla adında bir kızımız var. 14 yaşında. Sıla babasına benziyor. Orta sona gidiyor.

http://www.aydinlikgazete.com/gazilerin-sesi/pkknin-katlettigi-anne-ve-bebegini-unutamiyorum-h70170.html

Reklamlar

SURİYE DOSYASI : Suriye’li Göçmenler 25 YIL SONRA PKK GİBİ AYAKLANIP TOPRAK TALEP EDECEK

İstanbul’da 300 bin Suriyeli Göçmen varmış. Tüm Türkiye’de 2.5 milyon belki 3 milyon olacak kısa sürede. Binlercesi dilenci. Çoğunluğu öğretim çağında ve herhangi bir okula gidemiyorlar.

Bu demektir ki bir kaç on yıl içinde artık ülkelerine dönme ihtimali kalmayan, Türkçe konuşamayan anadili olarak Arapça konuşan, eğitim alamamış, kültürel olarak farklı milyonlarca insan topraklarımızda olacak.

Günü geldiğinde belki de bağımsız bir devlet için silahlı mücadele yolunu seçmek zorunda kalacaklar. Bizler de insani gerekçeler ile anadil konuşma haklarına ve özerk yönetim isteklerine hoşgörü ile bakacağız.

Bunu düşünmeyenler oturdukları koltukları bırakmamak için günübirlik politikalarla üç-beş oy daha nereden alırım hesapları yapanlardır.

PKK DOSYASI : Almanya`nın PKK ve Plaj Sevgisi /// 2006 TARİHLİ

İLETEN : ORHAN KÖMÜRCÜ

Dünyada ne kadar eli kanlı terör örgütü varsa, hepsinin Almanya’da özellikle Köln’de bir merkezinin olması acaba bir tesadüf mü? Almanlara sorarsanız "Kuzey Ren Westfalya Eyaleti Almanya’nın en demokratik eyaletidir ve bu nedenle yasalar buna izin veriyor" derler. Kısacası, Almanya’nın aslında işine gelen teröristleri resmen kollayan bir anayasaya sahip. Almanya Türkiye ile ne kadar içli dışlı ise İran ile de o kadar içli dışlıdır. İran’da Almanya ve Fransa çok büyük söz sahibidir. Bu ülkelerin şirketlerine her türlü ayrıcalık tanınmıştır.

Gel gelelim sözde dost Almanya bu iki ülkeye kanlı saldırdılar ve eylemler düzenleyen terör örgütlerine de açıkça sahip çıkıyor. Bugün Almanya’da PKK tarafından yönetilen yüzlerce oluşum var. Başta PKK’nın yöneticileri olmak üzere, ne kadar Türkiye’yi giremeyen terrorist varsa hepsine oturma izni verilmiş durumda. Vızır vızır İran üzerinden Irak’a girip çıkıyorlar. PKK’ya kurdurulan gazeteden, kültür derneğine, ticari şirketlerden Kürdistan Kızılayı’na kadar, tüm oluşumlar Almanya’dan resmen yardım da alıyor. Aynı şekilde Mesut Barzani’nin kardeşi Dilşad Barzani uzun yıllar Alman istihbaratı tarafından korunda, şimdi de Kürdistan büyükelçisi olarak resmen Berlin’deki villasında itibar görüyor. ABD’nin kurduğu özel istihbarat teşkilatı’nın Avrupa tarafını da buradan yönetiyor.

Teşkilata parayla hem Türk hem de Kürtlerden özel eleman kazandırıyor. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye düşmanı Dilşad Barzani’ye Türkiye’nin yöneticileri uzun yıllar Kırmızı pasaport vermişti, istediği zaman büyükelçiliğimize girip çıkıyordu.

Son dönemde Irak’ta KDP ile resmen barışan ve Mesut Barzani’nin koruması altına giren PKK, çoğu İran Kürtlerinden oluşan PJAK adlı örgütü kurdu.
İran’da ciddi terör eylemleri düzenliyorlar. İran ordusunun geçenlerde PJAK’ın Kandil dağı’ndaki kamplarına binlerce askerle ve yüzlerce top atışıyla operasyon düzenlediğini biliyoruz.

Peki, PJAK’ın lideri kim? Eski İran Komünist Partisi TUDEH’in el kanlı liderlerinden ve İran’da ihanetin sembolü olarak bilinen Hacı Ahmedi…1979-80 yılları arasında Türklerin önceleri yoğun yaşadığı, şimdilerde ise Kürtlerin doldurulduğu NAGADE’de Şii Azeriler ile Sünni Kürtleri birbirine düşürenlerin başında olan bu tip, yaklaşık 1200 kişinin hunharca öldürülmesiyle sonuçlanan olayların da kahramanıdır. Olayların ardından İran’da toplumu birbirine düşürüyor diye hain ilan edilen Ahmedi, apar topar Almanya’ya kaçtı. Almanya’ya gitmek isteyen dürüst ve namuslu bir vatandaş ikinci sınıf bir muamele ile en az 15 gün vize için beklemesi gerekirken, teröristler istedikleri yerden ilk uçağa binip gidecek kadar Almanya’ya yakın olmaları çok düşündürücüdür.

Bu tip, yaklaşık bir yıldır aynı PKK gibi İran’da kendi halkında haraç toplayan, kanlı eylemler ve baskınlar düzenleyen, mayın döşeyen ve Almanya’ya çok sadık PJAK adlı örgütün lideri oldu. O da Köln’de yaşıyor. Bütün talimatlarını ve eylem kararlarını Köln’de alıyor. Almanya Hacı Ahmedi’nin sadece telefonlarını dinlese en az 20 yıl hapse atacak malzeme çıkartır. Aynı şekilde, Mesut Barzani’ye uzun yıllar tercümanlık yaparak sempati kazanan, adını da Rojhat olarak değiştiren bir Türk, Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi’ni Almanya’dan yönetiyor. Bonn’da Peyam Kurd adlı gazete çıkartıyor ve Güneydoğu’daki bütün Kürt vatandaşlarımızın düğünlerine ve nişanlarına Mesut Barzani adına cumhuriyet altını gönderiyor.

Türkiye hala bataklığın yerini bile göremeyecek kadar kötü yöneticiler tarafından yönetilmeye devam ediyor. Türk halkı açıkça düşmanlık yapanlara
taviz üstüne taviz veren ve bunu yaşam biçimi haline getirmiş, milli onuru korumaktan aciz, gücü köylüye, garibe yetenler tarafından resmen
uyutuluyor.

NOT: Türkiye Monşerler Birliği hala Danimarka’dan yayın yapan Roj TV’yi kapatacak. PKK’nın ikinci haber kanalı bugünlerde yayına çıkmak üzere. Atatürk sonrasında yabancılar karşısında el pençe olmayı medeniyet sanan kokteyl kuşu bazı monşerler, bırakın ROJ TV’yi kapattırmayı, acaba 6 aydır yayında olan PKK’nın müzik kanalı Mezopotamia Music Channel (MCC) dan haberleri var mı? Uydudan yapılan yayında Kürtçe ağırlıklı şarkıların yanısıra en popüler Türkçe parçalar da art arda yayınlanıyor. Hem de hiç kimseye bir kuruş telif ödemeden.

PKK DOSYASI /// NEVAL KAÇAR : PKK- El Kaide Sarmalı

PKK- El Kaide Sarmalı

IMF’nin talimatı ile Türkiye’de ne var yok “özelleştirilmeye” başlanıp, birde “babalar gibi satılma “dolayısı ile ortalık toz duman oldu. Kitler zarar ediyor diye “ yabancılara pazarlanırken “stratejik” olanlarda (PTT) gibi çoktan el değiştirdi. Ülkenin “ekonomisi” ve ”para piyasası” IMF nin kontrolüne verilecektiyse “ Maliye Bakanı” na ne gerek vardır?

Ayni hızla bankalarda el değiştirdi. Hatta “devletin elinde bankaya gerek olmadığını” söyleyen siyasiler bile çıktı. Şu an banka piyasasının tamamen yabancılaşmasına birkaç adım kalmıştır. Ülkede ki bankalar, millî olmaktan çıkarsa “o bankaların “ para piyasasını ters yüz etmesini kim engelleyecektir, IMF mi? Derken beklenen oldu. Döviz tavan yaptı kısa sürede.. Neden?

Döviz kurlarındaki dalgalanmanın üç bankanın kurlarla oynamasından kaynaklandığına dikkat çekiliyor. Bu bankalar, yüklü miktarlarda döviz alış ve satışı yaparak kurları istedikleri gibi yönlendiriyor. Hükümet döviz kurlarının daha fazla yükselmesi halinde yabancı bankaları uyarmayı planlıyor.”

Dolar bir aylık süre içinde Türk Lirası karşısında %25 dolayında değer kazanıp ve bu halka ayni oranda fakirleşme olarak yansımış ise, “yabancı bankaları” uyarsan ne olur uyarmasan ne olur? Hem bu uyarı işlemi şimdi değil de “döviz “biraz daha artarsa yapılacakmış. Demek ki IMF talimatı vermiş hükümete: “Dolar şu kadar olana kadar müdahale etmeyin.” Halimiz bu kadar perişan işte. AKP hükümeti “ ekonomiyi düze çıkardı, bu işten anlıyor” diyenler,“Dünya Bankası-IMF” kontrolünde ekonomi olmayacağını bilmezler mi?

Bu üç banka hangileri bu arada? Ve hesabı nasıl sorulacaktır? “Serbest piyasa ekonomisi” söyleminden “Ülkenin babalar gibi pazarlanıp yabancılara peşkeş çekilmesi” ve ekonominin tamamen yabancılara devrini mi anlamalıyız?

“Baş müzakerecimiz” Babacan geçtiğimiz günlerde ; “Piyasalarda ki durum Euro’ya geçince düzelecektir.” Diyordu. Kendi ülkesinin para politikasının düzelmesini ya IMF ya da AB ye bağlayanlarla daha iyi olacağımızı hiç kimse beklemesin. TL yerine Euro’ya geçilirse, “Ortak Pazar” (Gümrük Birliği) garabetinden daha anormal olacağımız da biline.

AB içinde olduğu halde anayasasını ret etmiş ya da ortak para birimine girmemiş ülkeler mevcut iken, Türkiye AB ne girmeden gümrük birliğine girmiş, şimdide ortak para birimine geçmekten bahsediliyor. AB nin sevk-idaresinde dışarıdan bakacaksın, onlar senin ekonomin ve para sisteminde söz sahibi olacaklar. Oldu olacak başşehri de Brüksel yapalım. “Dinler arası diyalog” vesilesi ile öğrendik ki “İslam son din değil” ve “Hıristiyanlık – Yahudilikte” geçerlidir. AB Anayasasında ifade edilen “Hıristiyan-Yahudi kültürüne “ atıfta bulunmayı da , “Minareler süngü” diyen Başbakan Erdoğan tarafından kabul edildi. Olalım Avrupalı geçelim diyeceğim fakat Stratejik ortak bu kadarını istemiyor.

Ne istiyor? Türkiye’nin “Kültürel-ekonomik” olarak iyice çözülüp, AB ye uyum adı altında , “yasal olarak” bölünecek noktaya gelmesini bekliyor. Anadolu toprakları, Amerika ve Avrupa arasında iştahlarını kabartan pay gibi uzanıyor.

Dışarıdan AB-D, içeriden siyasiler, sözde aydın ve yazarlar ile malum noktaya doğru ilerliyoruz.

Bilderberg’e giderek “ Evrenselleşen “yazarlarımızdan Fehmi Koru’nun “Transfer öyküsü” değil fakat “Tele vole” tarzı yazıları, Yeni şafak Gazetesi sitesinin mutena bir köşesinde okuyucular ile buluşuyor “Ben Bilderberg’teyken “ adlı dizide “Çok Gizli ” ibareli bilgiler haliyle yok. Olmayacağını kendisi önceki yazılarında ifade etmişti. Yalan mı söylüyor Taha Kıvanç? Özür dilerim Fehmi Koru. (Ayni gazetede iki kimlikle yazmanın mantığı nedir? Yazar kıtlığı mı çekiyor Yeni şafak gazetesi?)

Durduk yerde Fehmi Koru’ya niye geldik? Hiç aklımızdan çıkmama durumu değil tabi ki konu.

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), meslekten ihraç edilen Şemdinli olaylarıyla ilgili iddianameyi hazırlayan Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya’nın, “kararın yeniden incelenmesi” istemini yerinde görmeyerek reddetti. “(AA-27.6.2006)

İşte bu karar üzerine Fehmi Koru’nun bu konuda ki fikri çok ilginçti. “Doğru söylüyorum “tarafsızlığı içinde “Sarıkaya”nın görevden alınmasının yanlışlığını “lafı dolandırarak” anlattı. Bu türün örneklerine göre ;”Sarıkaya ne yapmıştı? Susurluk gibi Şemdinli olaylarını açığa çıkarıyordu? Asker hakkında konuştu diye görevden men etmek, hukuka uygun olur muydu?”

Medyanın ele geçirilmesi, sahte aydınların Batı Stratejilerini “çağdaşlık” diye millete sunmaları ile “yanlış yönlendirilme” oluşmaktadır. Ferhat Sarıkaya üç büyük suç işlemiştir:

1- Türk hukukunda olmayan “suç “tanımını geliştirerek suçlamayı buradan yapmıştır.

2- Büyükanıt’ı mahkemeye sevk edilmesini isteyen suçlama metnini tamamen PKK lıların ifadesini kopyalamak sureti ile oluşturmuştur. .

3- Türk Milletinin vicdanını hiçe saymıştır.

İşte bu sebepten Ferhat Sarıkaya ne yapmıştır, tekrar dönsün ne var sanki diyenler bilsinler ki: “Türk hukukunun yasalarını bilmeyen, tarafsızlık ilkesini Batı Emperyalizminin istekleri ile karıştıran, PKK lıların ifadesini doğru kabul eden “davranışı sebebi ile değil eski görevine dönmek , “avukat” olarak dahi çalıştırılmasının bile Türk Milletine hakaret ve hiçe saymak olduğu bilinmelidir.

Medyada başka bir haber gözümüze çarpıyor, hayli ilginç:

Bir İsrail askerinin Filistinli militanlar tarafından rehin alınmasının ardından İsrail ordusunun teyakkuza geçirilerek Gazze sınırına yığınak yapılması endişelere neden oldu. İsrail hükümetinin Hamas militanlarına verdiği süre azalırken ABD, İsrail’e itidal çağrısında bulundu.

Hemen her gün Filistin kanı döken İsrail “bir Yahudi asker “için savaş mı açacaktır ki?” ABD “ Sakin ol” diyor. Ölmüş askerlerin kemiklerini bulup İsrail’e taşıyan Yahudiler şimdi bir asker için savaş başlatır mı? “Bir Yahudi askeri “ için binlerce Filistinliyi geçmişte olduğu gibi katleder mi?

“İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, Arap ülkeleriyle ilişkileri düzeltmede Türkiye’den yardım istedi.”

. Tam emir eri olduk. Gül İran’a gitti şimdi sıra Tayyip’te . O da Filistin’e gitsin askeri İsrail adına istemeye , “dünya ve bölge barışı için”. Olur, mu olur.

Sırada “El Kaide” var. Hani 11 Eylül’de “ikiz Kulelere” saldırı düzenlediği söylenen El Kaide.Hani “dünya barışını “ tehdit eden “İslami Cihat örgütü”. Hani ABD nin El Kaide’yi bulacağım diye garip Afganlıların başına bomba yağdırıp oradan “Haçlı Kuvvetleri edası” ile Irak’a girmesine vesile olan “İslâmi terör Örgütü!”.Hani Fetullah Gülen’in ABD nin başını ağrıttığı varsayılan her konuda verdiği fetvalardan birisi ile El Kaideyi “terör örgütü “olarak suçlayıp bu vesile ile “ordusu olmayan Müslüman’a cihat farz değildir” dediği “ Amerikan’ın taşeron örgütü El-Kaide.

(Made In Amerika) the El Kaide, Türkiye’yi hedef göstermiş bu arada.. Niçin? “ABD yönetiminin kendisine sadık gruplar yolu ile İslamiyet’i çarpıtması” sebep olarak gösteriliyor.

ABD nin en önemli stratejisi “dost-düşman “ikilemini kendisi kullanarak halkları pasifize etmektir. Burada da onu yapıyor. Yukarıda ki doğru cümle “El kaide” ye söylettirilerek yanlış olduğunun düşünülmesini istiyor, tetiği çekenler:

1- ABD kendine sadık gruplar yolu ile İslamiyet’i çarpıtıyor. “El Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman El Zevahiri” (ABD’ye sadık ve İslâm’ı saptıran gruplar hangileri?)

2- Türkiye’deki laik yapıyı eleştirerek, Türkiye’nin de buna örnek teşkil ediyor. “El Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman El Zevahiri “.( Laik yapı “ılımlı İslam’ı” mı yeşertmiş? )

3- Türkiye’nin şeriat hükümlerini uygulamaya cesaret edemeyen gruplarca yönetilmesi.” El Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman El Zevahiri” ( Minareler süngümüz şiiri ile idare edecek artık El Kaide)

4- Türkiye’nin İsrail’i tanımasına ve ABD üslerine izin vermesi.” El Kaide’nin iki numaralı ismi Eyman El Zevahiri”

“Türkiye, daha önce de El Kaide’nin hedefi olmuştu. İstanbul’da 15 Kasım 2003’te Şişhane’deki Neve Şalom ve Şişli’deki Beth Israel sinagoglarına saldırı düzenlemişti.”

Bir taşla sayısız kuş metodu her zaman ki gibi. “El Kaide” sopasının gösterildiği Türk milleti “olası İran” savaşına ve “olmazsa olmazlarından” taviz vermeye zorlanıyor. “İslami terörist “söylemi ile “Müslüman gönüllere” saldırı yapılıyor. Laik-Anti laik kutuplaşmasının tüm cepheleri “El Kaide” denen soyut örgüt üzerinden geriliyor.

“Aklınızı başınıza toplayın.. Muzaffer ülke ABD nin sözünü dinleyin. Yoksa El Kaide size saldıracak” mesajını akıyoruz bu haberden.

Hem PKK hem de El Kaide “ABD “ nin terör örgütleridir. Dönüşümlü olarak PKK ve El Kaide’yi kullanarak hem İslam coğrafyasını işgal etmiş hem de İsrail’in vurucu gücü olmaya namzet “İsrakürt” ü oluşturarak, enerji merkezinin kontrolünü ele geçirmiştir.

Sırada Ortadoğu’nun Türkiye üzerinden şekillendirilmesi kalmıştır. Türkiye “Model ülke mi” olur? Osmanlı İmparatorluğuna benzer bir sistemle “İslam âleminin“ kontrolü için Genişletilmiş Ortadoğu kurularak, hâlihazırda Amerika’da konuşlanmış olan Fetullah Gülen getirilerek “Hocaların Efendisi” mi yapılır? Rivayet muhtemel.

Yirmi iki yıldır PKK yı kullanarak “İsrakürt” ün haklılık gerekçesini Dünya’ya ilan eden ABD için sırada El Kaide var görünüyor. El Kaide’nin peşindeyiz diye Türkiye’de hangi oyunlar oynanacaktır?

El Kaide üzerinden Türkiye’ye ne yapılmak ya da yaptırılmak isteniyor? Sorularının cevabı, ABD nin kısa vadede ki planlarını ortaya dökmeye yetecektir.

nevalkavcar

ÖZEL BÜRO

PKK DOSYASI : PKK’YI KORUYAN MİT’ÇİLER ! /// 2006 TARİHLİ

ABD’de deşifresi yapılan hard disklerde bazı MİT’çiler hakkında şok iddiar olduğu ileri sürüldü.

PKK’yı koruyan MİT’çiler

İstanbul Beykoz’da 17 Ocak 2000 tarihinde Hizbullah terör örgütü lideri Hüseyin Velioğlu"nun öldürüldüğü, örgüt yöneticileri Edip Gümüş ile Cemal Tutar"ın da sağ yakalandığı operasyonda ele geçirilen tahrip edilmiş hard disklerde çarpıcı iddialar yeralıyor.

Yıllar sonra ABD’de deşifresi yapılan hard disklerde MİT’çi oldukları belirtilen bazı kişilerin bir yandan MİT"e bilgi verirken diğer yandan PKK"lıları korudukları, hatta sakladıkları öne sürülüyor.

Deşifre edilen hard disklerde örgütün "polise çalıştıkları" gerekçesiyle yakalayıp sorguladığı kişilerin verdiği bilgiler doğrultusunda MİT hesabına çalıştığı iddia edilen kişilerle ilgili bilgiler de yer alıyor. Bu bölümde MİT hesabına çalışan bazı kişilerin bir yandan MİT"e bilgi verirken diğer yandan PKK sempatizanlarını ve PKK"ya çalışan kişileri korudukları, hatta sakladıkları iddia ediliyor. Polise çalıştığı gerekçesiyle Hizbullah tarafından sorgulanan A.B. adlı kişi, polis ve MİT"le bağlantısı olan herkesin adını, eşkalini, ev ve işyeri adreslerini ayrıntısıyla veriyor.

A.B"nin sorgusunda, MİT ve polise çalışmalarına rağmen semtlerindeki PKK"lıları koruyanlar ve saklayanlarla ilgili iddialar şöyle:

B.Ç.: PKK’lı olup da MİT’çi olanı var. Kendisi iş olarak hayvan pazarına gidip dilencilik yapıyor. Bununla beraber çalıştım. Tarih 1995"in ikinci ayı falandı. Bu da şu anda MİT"çilik yapıyor ve takıldığı yer ise Saraykapı"dır. Bunun bir kardeşi Saraykapı"da cemaat tarafından vuruldu. O yüzden Müslümanları sevmiyor. Daha önce N. ile B"ye silah sıkan da odur. Hem devlet ile çalışıyor hem de PKK"yı seviyor.”

Muhtar H.Ö: Hz. Süleyman Camii çevresinde MİT"çidir. 35 yaşlarında 1.85 boyunda. Fikri, hem MİT’çidir hem PKK"lıdır. Yalnız Müslümanları, adi suçluları devlete bildiriyor, PKK"yı vermiyor, gerekirse saklıyor bile. Halk ile diyalogu çok iyidir.

K.R.: Ali Paşa çocuğudur. Yaş 28, kilo 80, boy 1.80. fikri devlet ile beraberdir ve PKK"yı seviyor. Hal Turistik Caddesi’nde işyeri vardır.

M.B.: Saraykapı"da esnaftır. Bu çocuk her kesim üzerinde çalışıyor olabilir. İster PKK, ister Hizbullah ve isterse de adi suçlar, hepsini verebilir. Bununla beraber Fırıncı A.B. üzerinde bir sefer çalıştık.

ABD"de çözülen Hizbullah arşivinde, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Sekreteri İbrahim Sarı"nın öldürülmeden önce yapılan sorgusunda verdiği iddia edilen bilgiler de yer alıyor. Sarı iddiaya göre bu sorguda Diyarbakır polisine düzenli bilgi verdiğini, bu gücünü kullanarak çok sayıda kişiyi muhbirliğe zorladığını belirtiyor. Sarı sorguda, Dicle Üniversitesi yönetim kadrosunda yer alan, aralarında bölüm başkanlığı yapanların da bulunduğu 5 profesörün Mason olduğunu, 5 profesörün MİT"e çalıştığını, 7 profesörün ise JİTEM"e bilgi aktardığını belirtiyor.

ÖZEL BÜRO

MGK DOSYASI /// Saygı Öztürk : ‘Kırmızı Kitap’tan PKK çıktı, Cemaat girdi

Sözcü yazarı Saygı Öztürk bugünkü köşe yazısında, MGK’daki "Kırmızı Kitap"ın "iç tehdit" bölümünden PKK çıkarılıp, Gülen Cemaati’nin eklendiğini iddia etti.

Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk, "Kırmızı Kitap" olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde (MGSB) yapılan değişiklikleri yazdı. PKK’nın "iç tehdit" bölümünden çıkarıldığını söyleyen Öztürk, "Hükümetin talimatıyla Genelkurmay, istihbarat da operasyon da yapamıyor. Bölgenin askersizleştirilmesi ve PKK’nın “yerel silahlı kuvvetler” olarak görevlendirilmesine adım adım gidiliyor. Siyaset belgesinin “iç tehdit” bölümünden PKK’nın adının çıkarılması, seçim güvenliğinin PKK’ya bırakılması da “çözüm süreci”nin işlediğini gösteriyor." ifadelerini kullandı.

İşte, Saygı Öztürk’ün yazısındaki ilgili bölüm:

ASKERLERİN BELGESİ KABUL EDİLMEDİ

MGSB’ne dayanarak Genelkurmay Başkanlığı da Türkiye Milli Askeri Stratejisi’ni (TÜMAS) Başbakanın “yayınlayabilirsiniz” onayını aldıktan sonra kuvvetlerine gönderiyor. Her TÜMAS çalışmasında askeri açıdan tehditler güncelleştiriliyor. 1998’de MGSB güncellendiğinde, birinci tehdit olarak “irtica”yer alıyordu. 2001 yılında siyaset belgesi yeniden güncellendi. Genelkurmay Başkanlığı da 2003 yılında, TÜMAS taslağını 2001 yılı MGSB’ne dayanarak hazırladı. Ama bu taslağa yeni göreve başlayan AKP hükümetinin çekinceleri oldu ve taslağa Başbakan tarafından “yayınlanabilir” onayı verilmedi. O yüzden askerler 2000 yılında güncelleştirdikleri TÜMAS’ı kullanmaya devam etti. Yani, irtica o belgeye göre birinci tehdit olarak kaldı.

“İRTİCA” YERİNE “LEGAL GÖRÜNÜMLÜ YAPI”

2005 yılında MGSB yeniden güncellendi. Askerlerin TÜMAS’ı da yeni belgeye göre hazırlandı ve 2006 yılında Başbakan’dan “yayınlanabilir” onayı aldı. Bu dönemde de MGSB ve TÜMAS’ta irtica yine birinci tehdit olarak yer aldı. 2010 yılında MGSB bir kez daha güncellendi. Ama burada irtica tehdit olmaktan kaldırıldı. 2011 yılında Genelkurmay’ın hazırladığı TÜMAS’ta da irtica tehdit olarak yer almıyordu. 29 Nisan 2015’te yeni MGSB Bakanlar Kurulu’na gönderildi. Burada “legal görünümlü illegal yapı” iç tehdit olarak yer aldı. Buradaki incelik şu: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hazırladığı TÜMAS’a “legal görünümlü illegal yapı” alınmadı. Alınmamasına ilişkin Genelkurmay Başkanlığı’nın önerisi, hükümet tarafından kabul edildi.“Legal görünümlü illegal yapı”da ise ağırlıklı olarak Fethullah Gülen grubu kastediliyor.

GENELKURMAY’DAN ALINDIKTAN SONRA

Genelkurmay Elektronik Sistemleri (GES), Genelkurmay Başkanlığı’nın her şeyiydi. Ankara’da bulunan sistemler, Genelkurmay’dan alınıp MİT’e devredildi. Genelkurmay bugün istihbarat toplamıyor, kendilerine MİT, Emniyet ve Jandarma’dan gelen bilgileri değerlendiriyor. İstihbaratlar Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanlığı’nda toplanıyor, analiz ediliyor. Yaptığı değerlendirmeyi de kendi tehdit değerlendirmesinde kullanıyor, komuta kademesine bilgi veriliyor. Hükümetin talimatıyla Genelkurmay, istihbarat da operasyon da yapamıyor. Bölgenin askersizleştirilmesi ve PKK’nın “yerel silahlı kuvvetler” olarak görevlendirilmesine adım adım gidiliyor. Siyaset belgesinin “iç tehdit” bölümünden PKK’nın adının çıkarılması, seçim güvenliğinin PKK’ya bırakılması da “çözüm süreci”nin işlediğini gösteriyor."

SİYASİ DOSYA /// GÜNEŞ ERKUL : PKK’yı AKP’ye tercih eden kişi cehaletin ötesinde haindir

Güneş Erkul
7 Mayıs 2015

BALIK HAFIZALILAR ÇOKTAN UNUTTU AMA BEN ÇOK İYİ HATIRLIYORUM: BUGÜN HDP’Yİ PARLATANLAR, DÜN AKP’Yİ PARLATIYORLARDI!

KÜRESEL MAHFİLLERDE PLANLANAN VE AMAÇLANAN: AKP’yi PKK’ya daha da mahkum etmek!

AKP al Güneydoğuyu, ver Başkanlığı diyecek ve Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldıracak yeni anayasayı AKP/PKK koalisyonu birlikte yapacaklar!

Bunun için PKK Meclise daha güçlü bir şekilde girmeli! Küresel işgal oyunu bu!

PKK’yı AKP’ye tercih eden kişi cehaletin ötesinde haindir, hainler arasında tercih yapmanızı isteyen, hainin birinin güç kaybetmesi için diğer hainin desteklenmesi lazım diye algı operasyonu yapan hain medya bunu okyanus ötesinde yapılan plan doğrultusunda yapıyor.

Gizli pazarlıkları açığa çıkan, son yıllarda ülkeyi birlikte yöneten AKP’yle PKK’nın kavga ediyor görüntüsü seçim tiyatrosudur, tam anlamıyla danışıklı dövüştür.

AKP HDP ile kavga ediyor gözükecek, MHP’ye kayan oylarını geri alacak. HDP AKP’ye çok iyi giydirerek muhalifim diyen salakların oyunu alacak. Gerizekalı olanlar buna kanacak!