Etiket arşivi: Destek

SANAT DÜNYASI : KEMALİST SANATÇI FAZIL SAY’A DESTEK OLMAK İSTER MİSİNİZ ?

ÖZEL BÜRO NOTU :ATATÜRKÇÜ SANATÇI FAZIL SAY DÜN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUMLA İLGİLİ ÜZÜCÜ BİR YAZI KALEME ALDI. ÖNCE İSTERSENİZ YAZIYI OKUYUN DAHA SONRA FAZIL SAY’A YAZMAK VEYA DESTEK OLDUĞUNUZU GÖSTERMEK İSTERSENİZ KENDİ SİTESİNDEN DÜŞÜNCENİZİ YAZABİLİRSİNİZ.

Fazıl Say : Anlaşılmak…

Anlaşılmadığımı biliyorum, anlamak isteyenler, istemeyenler, eleştirenler, eleştimeyenler,

BİR DAKİKANIZI AYIRIP BENİ DİNLEYİN:

Anlatmaya şöyle başlayalım,

Son 2 ayda (60 gün) verdiğim konserlerin dökümü ile, İspanya’da 8, ABD’de 2 , Almanya’da 6, Avusturya’da 2, Çin’de 2 , Macaristan’da 2, İsviçre’de 1, Kore’de 4, Türkiye’de 1, yani toplamda bu 60 günde 28 konser, hepsinin Orkestralarla provaları var, hepsinin saatlerce süren uçak ve tren yolculuğu zamanları var.

Devam ediyorum; bunun yanında -yine bu son 2 ay içinde- Salzburg’da 6 CD’lik tüm Mozart Sonatları kaydı bitirildi, 6 CD’lik bir çalışma, 6 saat 23 dakikalık müzik.

Devam ediyorum, bir yandan "Chamber Symphony" (20 dakikalık bir oda orkestrası eseri yazıldı) ve 10 konserde çalındı, diğer yandan Türkiye’de "Yeni Şarkılar" albümü çıktı, -artık CD satışının kalmadığı bir ortamda, bu CD’mizin şairlerin, bu deneysel şarkıların halkımıza tanıtılması için tüm sosyal medyamı 7 haftadır buna seferber etmekteyim-…

Bu konserlerin hiç birinde Türk devletinin en ufak bir payı yoktur. Hepsi uluslararası konser organizasyonları ile çalışmadır.

Tırnağıyla 24 yıl kazıyarak gelinen bir noktadır…

Bu konserlerin her biri ile ilgili çıkan güzel eleştirileri Google’da hemen bulabilirsiniz…

Hiç bir yalan yok…

Biliyorum bunların hiç biri beni haksız olduğum bir konuda haklı çıkarmaz , memleketim ile ilgili şu anki durumum şöyle:

Türkiye’de hakkımda her biri birbirinden saçma 4 mahkemem var.

Son 4 ayda eserlerim Türkiye’deki Orkestraların programlarından çıkartıldı, yetmedi, kulis yapılıp Katar’daki bir konserim de programından da çıkartıldı. (Benim katılımcı olmadığım, alakam olmayan bir konserdi) Yetmedi, arkasından, -gitmediğim, alakam olmayan bu Katar konseri için- "Fazıl Say fazla para istedi" diye bir iftira bile atıldı.

Kendi ülkemde, hapislere atılmak, sanat camiasından devlet eliyle silinmek tehtidi sürekli tepemde… Hem Kültür Bakanlığının Dışişlerinin bu enerji kaybettiren tavrının önüne geçme gayretindeyim, hem kararların tamamını kendi prensiplerimde vermek, hem de bir taş devri zihniyetine başkaldırmak..

Türkiye’de meslektaşlarım destekçi değil. Onlar anlaşılan kendi derdinde. Bu büyük kırgınlık yaratıyor ister istemez…

Ah arkadaş, yara benim değil , senin!

Bana yapılan sana yapılıyor!

Bir kılıf uydurup sansürcüyü haklı çıkartmaya uğraşıyorsun!

Orkestralar benim eserlerim kaldırtılınca, şeflerin atılınca, susuyorsun, tepki vermiyorsun, baş kaldırmıyorsun, öyle seyrediyorsun!

Ben de yasaklanmış çocuklarımla -yani eserlerimle- güneşin altında yapayalnız kalıyorum..

"Vatandaşlıktan çıkarılma mertebesinde" dışişleri diplomatları tavrı bir yana, işimi ve hayatımı engel üstüne engel ile zora sokan bu Hükümet’in tavrı bir diğer yana, hepsi dostum olan meslektaşlarımdan destek yerine eleştiri almam da bir diğer yana…Açık ve net olalım; Bu yukarıda bahsettiğim çalışmayı Devlet eliyle gerçekleştirmeye kalkışsanız 10 milyonlar tutar masrafı!

En fazla 4-5 saat uykuya hakkım olan bu tempoda, benimle beraber Türkiye’de büyürken, dostlarımın dedikleri şunlar oluyor;

Say diplomatları reddetti, "ne büyük ayıp".

Say’ın eserleri Türkiye’de programlardan çıkarıldı, "e hak etmişti"

"Say müziğini yapsın, konuşmasın"

"Say Antalya Festivalini bıraktı gitti"

vs vs vs…

Benim camiam bunları diyor.

Ben onlar için aydınlıkları düşünürken aldığım tepki bu oluyor her seferinde.

Neyi yanlış yapıyorum bilmiyorum…

Ama kırılıyorum, kızıyorum…

Ve artık savunmak dahi istemiyorum..

Sevmiyorum…

Sen beni her şeye rağmen anlamak istemiyorsan, ben de seni sevmiyorum artık!

Bunu yazmak istedim…

Fazıl

FAZIL SAY’IN KİŞİSEL SİTESİ

LİNK : http://fazilsay.com/tr/iletisim

AK PARTİ DOSYASI /// Yusuf Halaçoğlu : Müslümanların Birbirini Öldürmesine Açıktan Açı ğa Destek Olduk

MHP Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, AK Parti hükümetinin dış politikasıyla ilgili gelinen noktanın vahim bir tablo oluşturduğunu belirterek, Irak’ta, Libya’da Suriye’de demokrasi, özgürlük getirilecek adı altında Müslümanların birbirlerine öldürmesine açıktan açığa destek olunduğunu söyledi.

MHP Kayseri Milletvekili Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, AK Parti hükümetinin dış politikasıyla ilgili gelinen noktanın vahim bir tablo oluşturduğunu belirterek, Irak’ta, Libya’da Suriye’de demokrasi, özgürlük getirilecek adı altında Müslümanların birbirlerine öldürmesine açıktan açığa destek olunduğunu söyledi. Halaçoğlu, bütün bunları Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eş başkanı olduğunu söyleyen şimdiki cumhurbaşkanının vesile olduğunu ifade etti.

‘ASKERLERİMİZİN BAŞINA ÇUVAL GEÇİRİLDİ SES ÇIKARTMADILAR’

Kayseri’de 7 Haziran seçim çalışmaları kapsamında bazı ziyaretlerde bulunarak vatandaşlar bir araya gelen Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, 2002 yılına kadar komşularıyla hiçbir sorun yaşamayan Türkiye’nin bütün komşularıyla ilişkileri sıfırladığını dile getirdi. “Hükümet göreve geldiğinde ülkemizin sadece problemi PKK idi. Kandil idi” diyen Yusuf Halaçoğlu, şöyle devam etti; “Ama bunlar iktidara geldikten sonra işin rengi değişti. Önce Irak’ta Türk ordusunun askerlerinin başına çuval geçirildi. Buna ses çıkarmadılar. Irak’ta Müslümanlar birbirini öldürdü. En fazla öldüren de Amerika idi. 1 milyon insan hayatını kaybetti. Onların bombalamasıyla. Ama ilginçtir, çok Müslüman olduklarını söyleyen, Haçlılara karşı olduğunu söyleyen iktidar Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua etti. Libya konusu ortaya çıktı. Şimdiki cumhurbaşkanı, başbakan sıfatı ile ‘Libya’ya hiçbir yabancı asker müdahale edemez, etmemeli’ dedi. 24 saat geçmeden aynı şahıs ‘Libya’ya NATO’nun müdahalesi gereklidir. Libyalıların menfaatleri için’ dedi. Dün söylediği ile bugün söylediği birbirini tutmadı. Libya’ya sözde demokrasi insan hakları gelecekti ama Libya iç karışıklığa düştü. Yine Müslümanlar bu karışıklık nedeniyle birbirlerini kesiyor, öldürüyor. Müslüman Müslümanı öldürüyor.”

SURİYE LİDERİ İLE KAHVALTI YAPARKEN TATİL YAPARKEN DE DİKTATÖRDÜ’

Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, cumhurbaşkanının başbakanlık döneminde Suriye Devlet Başkanı Esed ile birlikte tatil yaptığını, birlikte kahvaltı yaptığını hatırlatarak, o dönemde de Esed’in diktatör olduğunu dile getirdi. Bir gecede bu ülkeye ve liderine neden tavır takınıldığını soran Halaçoğlu, “Hemen yanı başımızdaki Suriye. Esed ile birlikte tatil yaptılar. Kahvaltı yaptılar. Bu ülke yönetimine bir gecede nasıl oldu rüyamı gördü. Birden bire tavır takındı. Diktatörlükle yönetilen Suriye’nin diktatörlükle yönetilmemesi gerektiğini söyledi. Birlikte oldukları tarihte de Esed diktatördü” dedi.

‘BOP, BÜYÜK OSMANLI PARTİSİ DEĞİLDİ AMERİKA’NIN BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİYDİ’

Halaçoğlu, Suriye ile ilgili değişen görüşlerin BOP projesi ile olduğunu hatırlatarak, “Esed’in 15 gün içinde devrileceğini ve bunu da insan hakları ve demokrasiye bağlayan o devrin başbakanı şimdinin cumhurbaşkanı, ilginçtir ki, Suriye’deki muhaliflere açıktan açığa destek verdi. Aslında Müslümanların birbirini kırmasına destek oldu. Bununla yetinmedi ‘Ben BOP’un eş başkanıyım’ dedi. Herhalde BOP Büyük Osmanlı Partisi değildi. Aslında doğrudan doğruya Büyük Ortadoğu Projesi idi. Bunu ortaya koyan Amerika idi. Bunun eş başkanı olduğunu kendisi söyledi. Yani İslam dünyasına yönelik, İslam dünyasını karıştırıp Müslümanların birbirlerini öldürmesini neden olan politikanın eş başkanı sıfatıyla ile yani Haçlı zihniyetinin eş başkanı yada baş komutanı gibi görev yaptı. Sonuç Suriye iç kargaşaya düştü. İŞID çıktı. Kantonlar çıktı. Suriye üçe bölündü. Suriye’de Müslümanlar birbirini kırdı. Kim vesile oldu BOP eş başkanı. Dış politika diyoruz ya. Dış politikada sıfır sorun diye başlayanlar, rezil bir duruma getirdiler” şeklinde konuştu.

KAMPANYA : Ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele veren değerli Dok torumuza destek verin

Fransa’da (Strazburg- Nouvel Hopital Civil -CHU de Strasbourg) ayrımcılık ve ırkçılıkla mücadele veren değerli doktorumuz, cerrah ve böbrek nakli uzmanı Dr. Murat Çağ’a en azından imzalarınızla destek olun.

Konuyu öğrenmek için haber bağlantısı http://m.sanliurfa.com/turk-cerrah-fransiz-hastanesine-dava-acti/1671436714/

Türk Cerrah Fransız Hastanesine Dava Açtı

TÜRK cerrah, 46 yaşındaki Dr. Murat Çağ, ameliyat ve konsültasyonlarını iptal eden Fransa’nın kuzey doğu bölgesi Alsas ve Strasbourg’un en eski en büyük hastanesi ‘Nouvel Hopital Civil’e dava açtı.

Strasbourg’da 7’nci Yüzyıl’da sağlık hizmetiyle çalışmalara başlayan 1398 yılında hastane olarak kurulan 23 hektar alanda 45 binadan oluşan Strasbourg Üniversitesi’ne bağlı 10 binden fazla sağlık çalışanıyla bölgenin en büyük işvereni konumunda olan ‘Nouvel Hopital Civil’ Türk cerrah Dr. Murat Çağ’ın ameliyat ve konsültasyonlarını iptal etti.

Fransa’nın en büyük hastanelerinden sayılan yaklaşık 1300 yataklı 50’den fazla ameliyathanesi bulunan ‘Nouvel Hopital Civil Hastanesi’nde 2011 yılında nakil cerrahı olarak göreve başlayan Dr. Çağ, "Her şeyin başı sağlık ama sağlık sektöründe ticaret, ayrımcılık, dışlama hatta yükselen ırkçılık hastaların sağlığını riske sokuyor" diye şikayetçi oldu. İstanbul Üniversitesine bağlı Çapa Hastanesi’nde 1994-1998 yılları arasında karaciğer, böbrek, pankreas organ nakli ameliyatlarında uzman olan Op.Dr. Murat Çağ, Strasbourg Hastanesi’nde yaşadıklarını DHA muhabirine anlattı: "Hastanede yılda 50-60 organ nakli yapılıyor. Nakli yapanlar cerrah, operatör değil. Asistan nakil tecrübesi olmayanlar ameliyatı yapıyor. Sonucunda çoğu hastalarda sağlık sorunları yaşanıyor. Genelde kadavradan organ nakli yapılıyor. Ben ise Strasburg’da canlı vericiden nakil yapıyordum. Hastalara daha sağlıklı uzun bir hayat vaat ediyordum. Hastanede yaşanan vahim durumu önce hastalarıma ve sonra hastane yönetimi ve bölüm şeflerine bildirdim. Ameliyatlarda meydana çıkan sorunlardan sorumlu olmadığımı açıkladım. Bana disiplin cezası verdiler. Ameliyat ve konsültasyonlarım iptal edildi. Şimdi hastanenin bana tahsis etmiş olduğu büromda zaman geçiriyorum. Hastanenin bu tutumuna karşı geçtiğimiz yıl eylül ayında Strasbourg İş Mahkemesi’ne dava açtım. Davanın ne zaman sonuçlanacağını henüz bilmiyorum. Tahminen en geç 2 yıl süreceği bildirildi. Aynı durum hastanede çalışan Suriye kökenli başka bir Müslüman doktora yapıldı. Suriyeli meslektaşım buradan ayrılmak zorunda kaldı. Yapılanlar düpedüz ayrımcılık, ırkçılık. Hastanenin sağlık ve ticaret politikası böyle işliyor. Tıp’ta yaşanan ırkçı, dışlanmayı yargı önünde aydınlatıp herkese duyuracağım."

"FRANSIZ ADALETİN AZINLIĞI DİNLEYECEĞİNE İNANIYORUM"

Organ nakli yapma yeteneği olmayan sağlık çalışanlarının, ameliyatlara girdiğini iddia eden Dr. Çağ şöyle konuştu: "Organ nakli yapma yeteneği olmayan sağlık çalışanlarının, ameliyatlara girmesi, bugüne kadar Tıp dalında 5 Nobel ödülü bulunan Strasburg Üniversitesine bağlı hastanenin bu duruma göz yumması utanç verici. Hastane ve yabancı kökenli çalışanlar arasında karşılıklı hoşgörüsüzlük var. Ben hastalarıma sağlık için söz verdim. Söz verdiğim hastalarım ise zarar görüyor. Hastalarıma ameliyatlarda riskli bir durumda olduklarını söylemek bile ne kadar utanç verici. Ameliyat hakkım elimden alındı. Fiziksel ve sözlü saldırıya uğradım. Baskı altında kalıp, çalışma nöbet saatlerim haksızca artırıldı. Bu duruma kimse sesiz kalamaz. İş Mahkemesi, Fransa Organ Nakli Kurumu, Tabipler Birliği’ne şikayet ettim. Kendime yapılan haksızlıklardan ben bile hasta oldum. Psikolojim bozuldu. Bir ay psikoloji hekiminden çalışamaz raporu aldım.

Fransız adaletinin azınlık olan bir cerrahın şikayetini dinleyeceğine inanıyorum. Herkes özellikle hastaneler yaşam haklarına saygı duymalı. Mahkeme sonuçlanınca gazetelere ilan verip yaşadıklarımı Fransız halkına duyurmak istiyorum. En kötü ihtimal hastaneden ayrılıp kendi muayenehanemi açar hastalara hizmet vermeye devam ederim."

KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

DUYURU : HOCAMIZA DESTEK İSTİYORUZ /// Prof. Dr. Ali İsmet Demir soy Erzincan 1.Sıra Milletvekili adayı

ÖZEL BÜRO NOTU :ARTIK CAHİLİYE DÖNEMİNDEN KALMA VEKİLLER İSTEMİYORUZ. TBMM SIRALARI AYDIN, İLERİ GÖRÜŞLÜ, KEMALİST BİLİM ADAMLARI İLE DOLSUN. ALİ HOCAMIZ DA BUNUN ÖNCÜLERİNDEN. ALİ HOCAMIZA LÜTFEN DESTEK OLALIM.

Prof. Dr. Ali İsmet Demirsoy , 1945 yılında, Erzincan Kemaliye ( Eğin ) nin eski adı Gerüşla olan Yuva köyünde doğdu.

1956 yılında köyündeki ilkokulu, 1959’da Kemaliye’deki ortaokulu, 1962’de Ankara Gazi Lisesi’ni, 1966’da Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Tabii İlimler Bölümü’nü bitirdi. Petrol aramada staj yaptı. 1966 yılında Atatürk Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’ne asistan oldu. 1971 yılında Erzurum ve civarı vilayetlerin Orthoptera Faunası adlı tezle doktor oldu. Aynı yıl DAAD’den aldığı bir bursla Almanya’da lisan okuluna devam etti. Daha sonra Humboldt bursunu kazanarak Hamburg Üniversitesi’nde, Paris ve Londra’daki araştırma enstitülerinde çalıştı. Türkiye’nin Caelifera Faunasının taksonomik incelemesi adlı tezle 1974 yılında habilitasyonunu yaptı. Yine bu süre içerisinde Birleşmiş Milletler’in finanse ettiği bir derin deniz araştırmasına katılarak Kuzey Kutbu ve Grönland’da, İzlanda civarında, oseonografik, yavru balık ve deniz akımlarını inceleyen bir bilimsel araştırmaya aktif olarak katıldı. 1984 yılında Alexander von Humboldt bursunu tekrar alarak, Hamburg Üniversitesi Zooloji Enstitüsü’nde Türkiye Faunası ile ilgili araştırmalarına devam etti. 1978 yılında Hacettepe Üniversitesi’ne atandı. 1980-1981 yıllarında Zooloji Bölüm Başkanlığı, 1981-1982 yılları arasında da Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığı yaptı. 1982 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışırken emekli oldu.

Ders kitabı, araştırma, deneme ve bilimsel roman tarzı çok sayıda kitabı vardır. Özellikle "Yaşamın Temel Kuralları" adlı ders kitabı dizisiyle geniş kitlelere zoolojiyi sevdirdi,

Çalışma alanları arasında öncelik taksonomidedir. Türkiye deki Mantodea Caelifera Odonata Blattodea Dermeptera Scorpionidae Hirundina faunaları üzerine taksonomik çalışmalar ana uzmanlık alanıdır. Ayrıca doğanın ve çevrenin korunması genetik ve evrim ile zoocoğrafya da çalışma alanlarının uzanımlarıdır.

Hayırlı olsun

TÜRKİYE KENDİSİNİ YÖNETECEKLERİN SEÇİMİNİ YAPARKEN BİLİME, AYDINLIĞA MI YOKSA KARANLIĞA MI OY KULLANACAK 8 HAZİRAN SABAHI ANLAYACAĞIZ.

FETULLAH CEMAATİ DOSYASI : Mossad istedi destekledik

1972’de Sıkıyönetim Komutanlığı’na sunulan İstihbarat Raporu’nda Fethullah Gülen’in darbecilerce desteklendiği şöyle anlatılıyor: “Edremit ve Manisa’da faaliyetlerine devam etmesi komutanlıkça desteklendi. Buna ABD, MOSSAD’ın desteklenmesi gerekli örgütler listesinde gösterilmesi sebep oldu.”

Sıkıyönetim Komutanlığı’na sunulan 1972 tarihli İstihbarat Raporu’nun bugünkü kısmında tamamen Gülen’e ayrılan 4 sayfalık bilgileri yayınlıyoruz. Teokratik Devleti Savunan Örgütler Raporu’nda Fethullah Gülen Cemaati başlığıyla anlatılan Gülen örgütünün devlet içerisindeki vesayet odaklarınca kullanıldığı açıkça dile getiriliyor. Darbe döneminde Gülen’in niçin desteklendiği raporda şu ifadelerle geçiyor: “Sıkıyönetim döneminde Edremit ve Manisa’da faaliyetlerine devam etmesi komutanlıkça desteklendi. Bunda ABD, MOSSAD’ın bizatihi desteklenmesi gerekli örgütler listesinde gösterilmesi sebep oldu."

CIA, GÜLEN’E PARA AKTARDI

Yazı dizisinin dünkü bölümünde Gülen ile ilgili bölümün giriş kısmından alıntılar yaptığımız Sıkıyönetim Raporu’nda Fethullah Gülen Cemaati başlıklı bölümün tam metni şöyle: “1942 Erzurum doğumludur. Said Nursi’nin oluşturduğu Nurculuk öğretisini kendisine göre yeniden yorumlayarak cemaat oluşumuna başlamıştır. Gençlik yıllarında Komünizmle Mücadele Derneği’ne üye olmuş, İzmir ve Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneklerinin kuruluşunda yer almıştır. Bu dernekler ABD’nin Truman Doktrini doğrultusunda özellikle NATO’ya üye ülkelerde açtırdığı Sovyet karşıtı yapılanmalardı. Bilakis büyük miktarlarda (CIA), (MOSSAD) vasıtasıyla büyük oranda paralar aktarılarak 1970 yılında klasik nurculardan ayrılarak kendi cemaatini oluşturmaya başladı. Ekonomik gücünün artmasıyla hızla soyut ve duygu sömürüsüne dayalı gelişme stratejisini uygulamaya başladı.

CEMAATİNİ DE İSPİYONCU YAPTI

İstihbarat Raporu’na göre Gülen, darbe döneminde cemaatine ispiyonculuk emri de verdi: “Sıkıyönetim komutanlıklarına bilakis kendi karşıtı olan radikal örgütlenmeleri ihbar ve şikayet ederek sıkıyönetim desteğini almaya çalıştı. Anarşistleri ve ülkemizi bölmeye çalışan her kim olursa sıkıyönetim komutanlıklarına ihbar etmeleri gerektiğini cemaat üyelerine ve komutanlıklarına bildirdiği halde yargılanmaktan ve ceza almaktan kurtulamamıştır.

Gülen camilerde ve derneklerde yaptığı konuşmalarla etrafında insanlar toplamaya başlamıştır. Nurcuları ve diğer dini çevreleri yavaş yavaş etkileyen F. Gülen, hep ağlayan ve bazen de kendini yerden yere atan konuşma tarzı ile dikkatleri üzerine çekmeye başladı. Okuyuculuk, yazıcılık, silahlı mücadele tarzlarından ayrı olarak hilafet yoluyla kitleleri etkilemeye başladı. Bir başka tarz daha geliştirdi. Açıkça Nurcu olduğunu söylemedi. Nurcularla hep mesafeli bir temas içerisinde bulundu."

GÜVENİLMEYECEK BİR YAPI

İstihbarat raporu şöyle sürüyor: “Cemaatçilerin geçmişte yaşamış olduğu olumsuzlukları muğlaklaştırmaları F. Gülen’in geçmişiyle ilgili suç unsuru barındıran somut olgular yerine muğlak bir mücadelecilik tanımı yapmaları çoğu kesimin işine gelmiştir. F. Gülen cemaati güvenilmeyecek bir yapıdır. İktidar kimse onların yanında hareket edebilecek basiretsiz ilkesiz her türlü istihbarat örgütlerin maddi destek sağlaması halinde hepsiyle ortak hareket edebilecek yapıdadırlar. Tespitlerimize göre çıkar grubudur. Para bu yapılanmada gücü temsil ettiği için en önemli araçtır. Polis olmak istemeleri savcı hakim olmak istemelerinin en büyük nedenlerinden birisi pis işlerini para polis savcı politika medya vasıtasıyla aklamaya çalışmalarıdır. Türklerin büyük çoğunluğu geleneksel ve dindar insanlardır. Kendilerini önce Müslüman olarak tanımlarlar. Türkiye Cumhuriyeti anayasası bütün Türk vatandaşlarını Türk olarak kabul etse de ülkede yaygın olan kanaat, Türk olabilmenin yolunun Müslüman olmaktan geçtiği yolundadır."

EVLERDE YETİŞMEYENE İTİBAR EDİLMEZ

"Cemaatin devlet içerisinde yapılanma stratejisi bilinenin aksine tarikata göre makamlar öncelikli kişiler ikinci plandadır. Kişiler makamlara tercih edilmekte, bir nedenle güç duruma düşüldüğünde kişiler feda edilerek yerlerine hazırlanan kendilerinden olan kişilerin getirilmesi için çaba sarf edilmektedir. Başarılamaması halinde ise mevcutta görevde olan bürokratların veya siyasetçilerin hoş görünmek maksadıyla kullanılabilirse sonuna kadar istifade et mantığı ile makamlarda olan kişileri ve siyasetçileri kontrol altında tutmaktadırlar. Işık tarikatı olarak kendini adlandıran bu örgüt yol göstericilik ve irşad edicilik şeklinde tanımlanan yapısının dışında dava adamı zaferinde ve yenilgisinde davasını satmaz her ulu davada yerinde sebat edip cepheyi koruma bir yiğitlik markasıdır karakter telkini ise ışık evlerinde yetiştirmeden sabırla pişirilip olgunlaştırmadan yapılacak herşey ham, hayaldir şeklinde cemaate ihtiyat telkin etmektedir."

“GÜLEN’E MEHDİ DENİLEN MEKTUPLARI ELE GEÇİRDİK"

“Cemaat mensuplarına kendilerine beklenen nesil, beklenen cemaat, Türkiye’yi ve İslam’ı kurtaracak cemaat, Peygamber’in hadisiyle övülmüş cemaat olduğu sık sık vurgulanarak propaganda yapmaktadırlar. Bu cemaat ikinci ilkleridir. Birinci ilkler Peygamberimiz ve arkadaşları ikincisi ise cemaat mensuplarıdır. Fethullah Gülen’e cemaatte Mehdi gözüyle bakılır. Mehdi ahir zamanda bayrağın yere düştüğü vakitte, zuhur edecek ve beklenen cemaatin başına geçecek ve bayrağı kaldıracak bununla ilgili cemaat üyeleri arasında birçok yazışma yakalanmış. F. Gülen’in Mehdi olduğu empoze edilmeye çalışılmıştır."

Kasım Gülek- Gülen ilişkisi kayıtlarda var

O rapordan şok cümleler: "F. Gülen’in Kasım Gülek vasıtasıyla ABD ile ilişkisini sağladığı ABD’nin istihbarat ağını oluşturan Moon tarikatı ile sıkı ilişki içerisinde olduğu birçok yazışmada ortaya çıkmıştır. ABD’nin Ortadoğu ve İslam ülkelerinde kullanabilecekleri örgütler listesinde en büyük desteği F. Gülen örgütünün alması, kayıtsız şartsız itiaat etmeleri ve emirleri harfiyen yerine getirmelerinden kaynaklanmalarıdır. "

Yeni Şafak‘ın ulaştığı önemli belgelerden biri de Fethullah Gülen’in 1965’te Ermeni Patriği’ne yazdığı mektup. Gülen kendi imzasını taşıyan mektupta aynen şöyle diyor: "1915 yılında Ermenilere yapılan büyük soykırımını lanetle yadetmekten geçemeyeceğim. Katledilen insanları derin bir hassasiyetle/saygı ile anıyorum."

Büyük soykırım

Yeni Şafak Fethullah Gülen’le ilgili çarpıcı bir belgeyi daha okurlarının dikkate sunuyor: Gülen’in Ermeni Patriği Şinork Kalustyan’a 1965 yılında yazdığı mektup. Kırklareli Vaizliği döneminde yazdığı mektupta çarpıcı satırlar var. 1990’lı yıllardan itibaren Dinlerarası Diyalog, Hoşgörü gibi pek çok kavramı hayatımıza sokan, onursal başkanlığını yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı himayesinde Dinlerarası Diyalog konusuyla ilgili onlarca toplantının organizatörlüğünü yapan Fethullah Gülen’in bu konudaki düşüncelerinin doğal haliyle gelişmediğini, yıllar öncesine dayanan bir hazırlık aşaması olduğunu, ilk tohumlarını 1960lı yıllarda attığını ortaya çıkan bu belgelerden görebiliyoruz. Söz konusu belgede Fethullah Gülen’e ait olduğu tahmin edilen bir imza da yer alıyor.

İşte o mektup

Kırklareli 6 Mayıs 1965 Aziz ve Muhterem Patrik Şinork Kalustyan Esasen bütün milletler ve insanlar kardeştirler. Çünkü hepimizin Büyük Anası Hz. Havva dedesi Hz. Ademdir… Bütün insanlar fanidir. Binaenaleyh mahdur ömürleri müddetince hoş ve kardeşçe geçinmek lazımdır. Bütün dinler, bilhassa semavi dinler insanlara daima iyilik hoşgörülük tavsiye etmektedir. Musevilik, Hıristiyanlık dinlerinin esasları birbirine çok benzemektedir. Semavi dinleri bize tebliğ eden Peygamber dediğimiz büyük insanların müşterek dedeleri Hz. İbrahim Aleyhisselam’dır. Binaenaleyh insanların din ve milliyet ayrılığından bahsederek birbirleri aleyhine düşmanca hareket etmeleri yersizdir. İnsanlara daima müsamaha ve iyilik emreden büyük insan büyük Peygamber Hz. İsa Aleyhisselam bir mümessili sıfatıyla bu makamda bulunmanız bana ve Müslüman alemine onur vermektedir. Çocukluk ve meslek hayatımda tanıdığım birçok Ermeni aile ve şahsiyet vardır. 1915 yılında Ermenilere yapılan büyük soykırımını lanetle yadetmekten geçemeyeceğim. Öldürülen katledilen insanların içerisinde ne kadar büyük insanların bulunduğunu derin bir hassasiyetle okuyor onları saygıyla anıyorum. Büyük Peygamberiniz’in Hz. İsa Aleyhisselam’ın çocuklarının Müslüman geçinen cahil insanlar tarafından katledilmesini esefle kınıyorum. Bu vesile ile zatı alinize sonsuz teşekkürlerimi sunar bu toprakların değerli çocukları olan Ermeni yurttaşlarımızı Rum vatandaşlarımızı aziz Türk kardeşleri ile daima huzur ve saadet içinde yaşamalarını ulu tanrıdan niyaz ederim. Kırklareli vaizi Fethullah Gülen

Asker Gülen’i böyle kullandı

Sıkıyönetim Komutanlığı raporu, Fethullah Gülen ile ilgili bir bilinen bir gerçeği, Gülen’in 1960’lardan itibaren devlet içindeki odaklarca kullanıldığı bilgisini de açıkça ortaya koyuyor. İşte o cümleler: “Devlet organları da F. Gülen’i kullanmaya başladı. Sıkıyönetim döneminde Edremit ve Manisa’da faaliyetlerine devam etmesi komutanlıkça desteklendi. Bunda ABD, MOSSAD’ın bizatihi desteklenmesi gerekli örgütler listesinde gösterilmesi sebep oldu. Ordunun ve sivil siyasetin desteğini alan F. Gülen cemaati devlet kurumlarının (MAH) gözetiminde gücünü ve nüfuzunu artırdı. Askeriyenin içerisindeki uzantıları sayesinde örgütlenme yapısı askeriyeye de nüfuz etmeye başladı. 1971 askeri müdahalesinden sonra solun her bir bireyinin asılması yakalanması caizdir müstehaktır türü açıklamalar yaparak soldan da yakalanacakların listesini ordu içerisindeki sempatizanlarına teslim etti."

BALYOZ DAVASI : Balyoz tertibine destek olan yazarlar /// TERTİP NASIL BAŞLADI ??

Balyoz tertibi böyle başladı

Anadolu Adalet Sarayı, 31 Mart günü tarihi bir an yaşadı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği ‘Hak ihlali’ kararının ardından yeniden yargılanan 53’ü general, 33’ü amiral 236 sanık, suçları sabit olmadığından beraat etti. Karar, sanıkların “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganı eşliğinde alkışlandı.

Aralarında eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, eski 1. Ordu Komutanları emekli Orgeneraller Çetin Doğan ve Ergin Saygun ile emekli Orgeneral Bilgin Balanlı, MHP İstanbul Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ve emekli Kurmay Albay Dursun Çiçek’in de bulunduğu 236 sanıkla ilgili 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, bir karanlık dönemin sonunu getirdi.

Balyoz davası, Türkiye’nin hukuk, siyasi ve askeri tarihinin en utanç verici davasıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı en büyük tertiptir. Balyoz, ABD emperyalizminin yerli işbirlikçileri ile birlikte milli ordumuza kurdukları bir pusudur. Türkiye’yi milli çıkarlarını savunamayacak hale getirmek, TSK’yı vatanı koruyan bir güç olmaktan çıkarmak amaçlanmıştır.

“Fatih Camisi bombalanacaktı”, “Kendi jetimizi düşürecektik”, “200.000 kişiye tutuklama” gibi en utanmaz manşetleri attılar. Yargıtay 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı onamasından sonra ise “Altın kılıçlar iade” (Taraf), “Balyoz kararı emsal olacak” (Vatan), “Hapisten ağır” (Akit), “Ders olsun (Zaman) diye sevinç çığlıkları kopardılar.

ŞEMANIN BAŞINDA ENGİN ALAN VARDI

Sahte bir darbe kurgusu yaratmak gerekiyordu. “Askeri vesayeti kaldırıyoruz” söylemi altında yargı ve emniyet dahil, devletin bütün olanakları kullanılmalıydı. Tertibin hazırlıkları 2007 yılında başlatılmıştı, fakat fikri alt yapısı daha önceye dayanıyordu. MİT, Tuncay Güney’in yalanlarına dayanarak hazırladığı “Ergenekon şeması”nı 2003 yılında Genelkurmay’a da göndermişti. Eski İstihbarat Daire Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, “O şemayı ben de gördüm” diyor. Pekin, şimdiye kadar bilinmeyen bir gerçeği açıklıyor: “Şemanın başında Engin Alan vardı. Hatta ondan daha üst rütbeliler daha alt sıradaydı. Şemada Hüseyin Gülerce bile vardı.” Anlaşılan tertipçiler Engin Alan’ı, Çetin Doğan’ı Ergenekon’a katamamışlar, bir başka kumpasa, Balyoz’a saklamışlardı.

HEPİMİZ BİRAZ UÇTUK’

Balyoz’un en utanmaz savunucularından ve o dönemde Taraf yazarı Alper Görmüş’ün yazısı bir itiraf gibiydi. Görmüş, Onursal Başkanlığını Fethullah Gülen’in yaptığı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın 2004 yılında düzenlediği bir toplantıya katılmış, Cemaat’in önde gelenleri, 10-15 kişilik gruba “Askeri vesayet nasıl kırılır?” sorusunu yöneltmiş ve görüşlerini sormuşlar. Görmüş, toplantının havasını şöyle anlatıyor:

“Toplantının ‘radikal demokrasi’ atmosferi hepimizi etkiledi, hepimiz biraz uçtuk… Aramızdan biri, belki de askeri vesayeti ortadan kaldırmanın yegane yolunun, başarısız kalmış bir askeri darbe girişiminin ardından eski ve yeni darbecilerin derdest edilip yargılanmaları olduğunu temenni, öneri birbiriyle çarpıştı.”

Kısacası Cemaat ve konukları bir “savaş senaryosu”nu tartışmışlar. Bu savaşın, Cemaat ile Türk ordusu arasında geçeceği anlaşılıyor. En parlak fikir olarak, “Bize bir başarısız darbe girişimi gerekiyor” fikri öne çıkmıştı!

7 Mart 2003 tarihinde 1. Ordu’nun plan seminerinin nasıl “başarısız darbe” senaryosuna dönüştürüldüğü, TSK’nın nasıl sanık sandalyesine oturtulduğu, generallerin nasıl “derdest” edildiği şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Böylece 1. Ordu’nun semineri “suç”, “Türk ordusunun hesabını nasıl görürüz” kumpası ise “beyin fırtınası” oldu!

GÜVENCELİ TERTİP

TSK’dan intikam almanın yolu bulunmuştu. Komplonun fikri düzeyde hayata geçirilmesi böyle başlamıştı. Şimdi sırada, davanın temelini teşkil eden ve bugün tamamının sahte olduğu yargı kararıyla doğrulanan dijital verilerin imal edilmesi vardı. Ceza yargılamasının en önemli unsuru “delil”dir. Delil yoksa yargılama olmaz. Savcı dava açamaz, iddianame düzenleyemez, mahkeme yargılama yapamaz. Balyoz davasında savcıların ve mahkeme heyetinin en önemsediği “delil”, sahte dijital verilerdi. İki bine yakın sözde delil üretildi. Dava sürecinde savunmanın sunduğu 30’a yakın ulusal ve uluslararası teknik bilirkişi raporu, bu sözde delillerdeki zaman, mekân, kavram tutarsızlıklarını kanıtlıyordu.

Bu verilerin tesadüfen oluşturulma ihtimali yoktu. Bir suç çetesi, TCK’da karşılığında ceza olan eylemlere korkusuzca kalkıştıklarına göre cezalandırılamayacaklarına dair güvencelere sahip olmalıydılar.

MAHKEME DEĞİL SUÇ ÖRGÜTÜ

Balyoz davasının, soruşturmada tutuklama kararları veren mahkeme üyelerinden oluşmuş bir mahkemeye (özel yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi) verilmesi kuşkusuz bir rastlantı değildi. Yargılamayı yapacak 10. ACM Mahkeme Başkanı Zafer Başkurt, duruşmalar başlamadan iki gün önce görevden alındı.

MAHKEME VİCDANSIZDI

Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hakikati araştırmak gibi bir derdi yoktu. 21 Eylül 2012 tarihinde 325 sanık hakkında ağır hapis cezaları içeren hükmü oy birliği ile verirken vicdanlarında en ufak bir rahatsızlık duymadılar. Onlar, Cumhuriyet’in değil bir suç örgütünün “özel yetkili” hakim ve savcılarıydılar.

ZULME KARŞI DİRENME HAKKI

Davada delillerin değerlendirilmesi safhası atlandı, savunma tanıklarının hiçbiri dinlenmedi, savunmanın talep ettiği bağımsız bilirkişi raporu isteği reddedildi. Hüküm anında mahkemede sanıkların avukatları bile yoktu. Bunca hukuksuzluğu duruşmalara girmemekten başka protesto seçeneği kalmayan avukatlar, bir suç örgütünün zulmüne karşı direnme haklarını bu şekilde kullanmayı seçmişlerdi.

Balyoz tertibine destek olan yazarlar

Taraf gazetesinin yayınlarıyla başlayan Balyoz tertibinde Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararının ardından yeniden görülen Balyoz Davası karara bağlandı. Davada yargılanan tüm sanıklar beraat etti. Tertip süresince Balyoz’da yargılananlar hakkında en ağır yazıları yazıp türlü suçlamalarda bulunan yandaş basın ve Cemaat basını, beraat kararlarını küçük gördü. Köşe yazarları ise şimdilik sessiz. Peki daha önce neler demişlerdi, gelin hatırlayalım:


TARİHİ BİR ADIM

Ahmet Altan – Taraf – 22 Eylül 2012

Darbecilerin aldıkları cezalar, bundan sonra darbeyi düşünecek olanları caydıracak bir örnek oluşturacaktır… Balyoz’da verilen cezalar “darbe” hayali kuran birileri varsa onları epeyce ürkütecektir ama sadece buna güvenemeyiz. Devleti “kimsenin ele geçiremeyeceği” sağlam bir yapı hâline getirmeliyiz… Balyoz davası, tarihimizde önemli adım.


CEZASIZ KALMIYOR

Mehmet Baransu – Taraf – 22 Eylül 2012

Ve bir darbe planı ilk kez hukuki bir karara bağlandı. Bu bir hukuk devrimiydi. İnsanların hapse girmesinden mutlu değilim. Ancak hayatın ve hukukun bir kuralı var. Herkes yaptığının sorumluluğunu üstlenmeli. Hukuk da bunun için var. Ve suç cezasız kalmamalı, kalmıyor da… Bu karar Türkiye’de devrim niteliğinde olacak. Artık darbe planlamanın rahat yapılacağını düşünmüyorum.

ŞAŞIRMADIM

Fatih Altaylı- Habertürk – 22 Eylül 2012

Mahkemenin kararları beni hiç ama hiç şaşırtmadı. Mahkeme sürecini yakından izleyince, yargıçların nasıl bir karar alacağını tahmin etmek pek de güç değildi. Benim şahsi kanaatimi soracak olursanız söyleyeyim. Bu bazı üst düzey komutanların darbe planladıklarından hiç ama hiç kuşku duymuyorum.

MEMNUNUM

Nazlı Ilıcak – Sabah – 22 Eylül 2012

Benim için önemli olan -askeri vesayetin sona ermesi adına-, darbe teşebbüsünün yargılanmasıydı. Balyoz’un yargılanması, yanlışın vurgulanması ve doğru istikametin gösterilmesi açısından lüzumluydu.


EMSAL OLACAK

Cengiz Çandar – Hürriyet – 23 Eylül 2012

Bundan böyle, ‘vatanı kurtarmak’ gerekçesi ve bahanesiyle ‘askeri darbe’ hesapları güden silahlı kuvvetler mensuplarının önünde Balyoz Davası, bir ‘caydırıcı emsal’ olarak yerli yerinde kalacak.

Dolayısıyla Balyoz Davası, ‘askeri vesayet rejimi’ne nokta koymak, ‘darbe zihniyeti’ni ve ‘darbeciliği’ ağır biçimde cezalandırmak bakımından tarihi bir anlam taşımaktadır.

VESAYET ÇÖZÜLÜYOR

Hasan Cemal – Milliyet – 23 Eylül 2012

Artık bu ülkede darbe zor! Askerle politika demokrasilerde olması gereken olağan rayına oturmaya başladı. Askeri vesayet çözülme yolunda…

DARBECİLİKLE HESAPLAŞMA

Oral Çalışlar – Radikal – 22 Eylül 2012

TSK’nın bir dönem, iki dönem öncesi komutanları da dahil, onlarca general tutuklu. Bu davalar, bu ruh hali, darbeciliğin siyaset karşısındaki yenilgisinin işaretidir. “Yargılananlar suçlu mudur, değil midir” konusu ise ayrı bir tartışma başlığı.


DARBELERE SON

Mahmut Övür – Sabah – 22 Eylül 2012

Mahkemenin karar vermesi biraz uzadı ama sonuç sivilleşme ve demokratikleşme açısından tarihi bir dönüm noktası… Yargı, geçmişte ifadesi dahi alınamayan dokunulmaz generallerin, sivilleri küçümseyen tavırlarına, baskısına rağmen pes etmedi tarihi görevini yerine getirdi.

ASKERE DOKUNULDU

Amberin Zaman – Habertürk – 22 Eylül 2012

AK Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte yıllarca siyasete kâh alenen kâh perde arkasından egemen olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gerçek anlamda dokunuldu. Ergenekon ve bir alt dosyası olarak tarif edebileceğimiz Balyoz Davası Türkiye’de sivilleşmenin en önemli sembolleri haline geldi.

TSK’NIN İMAJI

Mehmet Ali Birand – Milliyet – 22 Eylül 2012

Bugün, toplumun çeşitli kesimlerinde TSK’ nın yetenekleri hakkındaki kuşkular giderek artıyor.

Şimdi 404 asker yargılanıyor. Bunların yarısı “Komplo” veya “Kötü niyetle” açılmış davalardan kaynaklansa dahi, diğer yarısı dahi soru işaretleri oluşturmaya yetiyor. Üst rütbeli komutanın karıştığı casusluk iddiaları insanları hayretler içinde bırakıyor.

BABIALİ BALYOZCULARI!…

Hikmet Genç – Star – 22 Eylül 2012

Bu ülke ilk defa darbecilerle yüzleşti.. Sivil mahkeme darbeci askerleri yargıladı ve karara bağladı… Milletin tepesine ‘Balyoz’ indirmeyi planlıyorlardı.. O kaldırdıkları ‘Balyoz’un altında kendileri kaldı!..

YENİ BİR ÜLKE

Mehmet Kamış – Zaman – 22 Eylül 2012

Umut ediyorum ki Balyoz kararları yeni bir ülkeye uyanmamızı sağlar. Suça karışanların ağa babalarını değil de suçu konuşmaya başlarsak kimse hesaba çekilmeyeceğini düşünüp darbeye teşebbüs edemez, devlet içinde çeteleşme yoluna gidemez…

İBRET VESİKASI

Hilal Kaplan – Yeni Şafak – 23 Eylül 2012

Mezkur karar,bir ibret vesikasıdır. Çünkü “böyle gelmiş, böyle gider” inancıyla haraket eden darbeci kadrolar, ‘sıradan insanlar gibi’ ilk defa hukuka tabi kılınıp cezalandırılmıştır. Bir darbe girişimi, tarihimizde ilk defa hukuk mekanızması içerisinde yargılandı ve cezalandırıldı. Darısı darbe yapma amacında ‘muvaffak’ olanlara…

VESAYET GERİLEDİ

Cem Küçük – Yeni Şafak – 23 Eylül 2012

Balyoz davasının açıklanan sonuçlarıyla askeri vesayet bir miktar geriletildi gibi görünüyor. Halen yürümekte olan Ergenekon, 28 Şubat ve 12 Eylül davalarının sonuçları da Türkiye’nin siyasi yapısını iyice değiştirecek görünüyor.

DARBECİ NESLİN TASVİYESİ

Ali Bayramoğlu – Yeni Şafak – 10 Ekim 2013

…Pek çok elebaşı hakkında verilen kararın yerinde olduğuna hiç şüphe yoktur. Bu dava, Türkiye”de bir döneme son noktayı koymuştur. Darbeci bir neslin tasfiyesini tamamlamıştır.

ARTIK BALYOZ YOK

Mümtüzer Türköne – Zaman – 10 Ekim 2013

Unutmayalım: Balyoz davasının en önemli sonucu, koca generallerin rütbelerinin sökülmesi, yani askerlik mesleğinden tard edilmesi olacak.

BALYOZ İNDİ

Mustafa Ünal – Zaman – 11 Ekim 2013

Darbe artık affedilmez suç. Rütbesi ne olursa olsun, darbeci dokunulmaz değil. Balyoz millete değil, darbecilere indi. Demokrasi kurtuldu.

KORKUNÇ PLAN

Erhan Başyurt – Bugün – 21 Ocak 2010

Toprağın altı cephanelik, üstü darbe planı kaynıyor. Taraf gazetesi, yeni bir darbe planını daha ortaya çıkardı. Yeni darbe planı “BALYOZ” adını taşıyor.

Bu planların daha vahimi daha dehşet verici olanı var mıdır?

YETER ARTIK

Ergun Babahan – Star – 24 Ocak 2010

Yeraltından çıkan law silahlarına boru dediniz. İktidar partisine karşı hazırladığınız planlara kağıt parçası dediniz.Çocukları bombalamayı öngören Kafes planını yok saydınız, görmezden geldiniz.

Şimdi de 1. Ordu’nun Balyoz Planı’na tatbikat diyorsunuz. Hiç sıkılmıyor musunuz? Geceleri rahat uyuyor musunuz?

RADİKAL

İsmet Berkan – Radikal – 24 Ocak 2010

Adına ‘Balyoz’ denen bir darbe planını konuşuyor Türkiye. Bir konuda sevinebiliriz, 2003’te de yapılmış olsa bu hazırlıklar boşa çıkmış, ülkemiz darbe yaşamamış… Son olarak dün Radikal’de, darbe gerçekleşse bu gazetenin de darbecilerin kara listesinde olduğunu öğrendiniz. Çok da şaşırtıcı değil.

PANİK

Ekrem Dumanlı – Zaman – 21 Ocak 2010

Taraf Gazetesi yine gazetecilik tarihine geçecek bir habere imza attı. 2003 yılında hazırlanan geniş kapsamlı bir darbe planını aşama aşama şerh ediyorlar… Belli ki cuntacılar panik yaşıyor. Suçüstü yakalananlar çareyi yargı ve medyadaki dostlarını yardıma çağırmakta buluyor… Gazeteciler, siyasetçiler, iş dünyası… Herkes cuntacılar ve onların uzantıları üzerine kafa yormak zorunda…

DUYURU : Kampanyamıza desteğiniz için teşekkür ederiz /// TURKIS H FRORUM

Değerli Üyeler;

Aşağıda TURKISH FORUM PORTALI’nın duyurusu ve talebi var.

Müsait olanlara iletirseniz seviniriz.

İyi günler,

ÖZEL BÜRO

Turkish Forum

Değerli Turkish Forum Üyeleri

Değerli destekçilerimiz,

Tüm katkılarınız için teşekkür ederiz. Sadece toplanan maddi kaynak ile kalmadık kampanya’mıza ilgi gösteren pek çok kişi elindeki değerli kitapları da gönderdi. En kısa sürede bu değerli kaynakları web sitemizde bir elektronik kütüphane bölümünde üyelerimize açacağız.

Sizlerden ricamız son 15 gününe girerken kampanyamızın eksik kalan 200 doları için çevrenizdekilere kampanyamızı ulaştırmanızdır. Önemli olan toplanan 200 dolardan ziyade toplumumuzu ilgilendiren konularda duyarlılığı arttırmak geniş kitlelere ulaşabilmektir.

Saygılarımızla

Taner Ertunc
II. Başkan
Turkish Forum
www.indiegogo.com/projects/tarihimiz-acisindan-degerli-kisitli-kitap-alimi/x/9169887#activity