Etiket arşivi: GÜVENLİK DOSYASI

GÜVENLİK DOSYASI : SAVAŞIN SANAT OLDUĞUNU SÖYLEYEN BİLGE /// SUN TZU /// THE ART OF WAR

The Art of War – Sun Tzu.pdf

GÜVENLİK DOSYASI /// Biyolojik Silahlar : Etkileri, Korunma Yöntemleri

Biyolojik Silahlar.pdf

GÜVENLİK DOSYASI : TÜRKİYE VE SAVAŞ

Vladimir Jabotinsky’ nin Birinci Dünya Savaşı sürerken, değişik cephelerde savaş muhabiri olarak kaleme aldığı yazılarından oluşan kitap Türkiye ve Savaş ( Turkey And The War) adıyla yayınlandı. Savaş değişik cephelerde tüm hızıyla sürerken, sonuçlanmamışken, kazanacaklar, kaybedecekler, savaş sonrasında oluşacak yeni dengeler üzerine yapılan değerlendirmeleri okumak hayli ilginç geliyor insana.

Jabotinsky, İngiltere-Fransa-Çarlık Rusya’sı-İtalya bağlaşıklığından yana bir yaklaşımla kaleme almış yazılarını.Yazarın, Almanya-Avusturya-Macaristan- Osmanlı ittifakının savaşı yitireceği öngörüsü gerçekleşti.Yazar savaşın çıkış nedeninin İtilaf devletlerinin iddialarının aksine Alman militarizmi değil, "Doğu Sorunu" olduğunda ısrarlıdır. Savaşın Osmanlı Asyası’nı paylaşmaktaki uzlaşı yoksunluğundan çıktığına işaret eden Jabotinsky’ e göre Fransızlar Suriye’ye, İngilizler Mezopotamya’ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılar ve İtalyanlar İzmir’e göz dikmişken, Almanya Osmanlı’yı tümüyle himaye altına alma gerekçesiyle Doğu’nun tüm zenginliklerine talipti. Ona göre Osmanlının parçalanması artık kaçınılmazdı.

Jabotinsky’ e göre Osmanlı’nın, Doğu’nun, Afrika’nın, tüm denizlerin, karaların, geri kalmış tüm halkların Avrupa tarafından sömürgeleştirilmesi, paylaşılması son derece doğaldır, meşrudur ve Batı’nın hakkıdır. Osmanlının paylaşımındaki anlaşmazlıktan çıktığını söylediği 1.Dünya Savaşı’nı yazar bu açılardan ahlaki bulmaktadır. Jabotinsky ; "Halihazırda başımızdaki belanın kökleri küçük Asya’dadır ve savaşın ilk ve nihai hedefi Doğu Sorunu’nun çözümlenmesidir" sözleriyle, Batı sermayesinin, yani emperyalizmin sonuçta bir ortak noktada buluşacağını düşünmektedir. Yazarın şu satırları bu gün de özünde değişmeyen emperyalist mantığı ve makyavelist yaklaşımı çarpıcı biçimde yansıtmaktadır:

"Bir komşunun ağzını tekrar tekrar sulandıran şey, bomboş kaynaklar ve şu andaki sahibinin bunları yapmaktan aciz olduğunun farkına varmasıdır. Doğanın boşluktan nefret etmesiyle ilgili eski bir inanış vardır. Bu nedenle Türk mirasına olan susuzluk giderilmedikçe bu boşluk asla yok olmayacaktır. Ve bu susuzluk ancak savaş yoluyla giderilebilir. Hali hazırdaki çatışmalar zaten bu susuzluğu gidermek için ortaya çıktı. Bu nedenden, eğer savaş Türkiye’nin bölünmesini sağlamazsa er ya da geç aynı büyüklükteki bir başka savaşın gelmesi kaçınılmazdır."

Yazar Türkleri yetenek, algılama ve düşünce derinliği açısından Avrupalıların dışında, ikinci sınıf insanlar olarak değerlendirmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun dağılmasını, paylaşılmasını isterken, bu zenginliklerin, bakir toprakların, doğal kaynakların Batılıların hakkı olduğunu düşünmektedir. Osmanlının dağılmasının tetikleyicisi olarak ta, imparatorluk uyruğu değişik etnisitelerin ayrışmasını ve kalkışmasını kışkırtıcı öneriler ileri sürmektedir.

Yazar Türklerin, ticari,endüstriyel veya entelektüel bir orta sınıfının olmayışının, ekonomik gelişme adına atılacak her bir adımın kaçınılmaz olarak Türk olmayanların zenginleşmesi, bunun karşılığında Türk unsurunun zayıflaması sonucunu doğuracağını söylemektedir:

"Yalnızca Türk mahkemelerinde ve devlet dairelerinde acil ve sürekli işi olanların Türkçe öğrenmeleri gerekiyordu, yoksa Türkiye’de Türkçe bilmeye gerek yoktu. Ekonomik yaşamda ise Türk unsurun yeri ve önemi yoktur. Tabi yaklaşık 6 milyon Türk köylüsü bulunan ülkede, küçük esnaf ve zanaatkarlar arasında hatırı sayılır oranda Türk bulunur. Ancak ekonomik faaliyetlerin biraz daha üst düzeylerine baktığımızda hiç Türk bulmuyoruz. Türkiye’nin zenginlik ve toplumsal nüfuzunun başlıca kaynağını oluşturan deniz ticaretinde, Türk sermayesinin veya zekasının izine bile rastlanmaz. Sermaye çoğunlukla yabancı, çalışanları ise kısmen yabancı, kısmen Rum, Ermeni, Musevi, Suriyeli ve Arap idi. Sıklıkla personel, Levanten denilen, bütün Avrupa milletlerinin karışımından bir araya gelmiş insanlardan oluşuyordu. Bir Türk katip bulmak gerçekten çok nadirdi. Osmanlı endüstrisinin henüz gelişmemiş pek az varlığının -madenler, tütün- sermayesi yabancı, çalışanlar ise bütünüyle Türk olmayanlardır."

Günümüzde Atlantik ötesinde çerçevesi çizilen, kendilerinin tanımıyla projelendirilen, görevlendirilen hoca efendilerce dillendirilen Ilımlı İslam Projesiyle (!) henüz Osmanlıdan ayrılmamış geçen yüzyıl başlarının Arap coğrafyasına ilişkin projeye bir göz atalım ve benzerliklerin değerlendirilmesini okurlarımıza bırakalım:

"Hicaz, coğrafi olarak çöllerle ve denizle yalıtılmış durumdadır ve Mısır veya Suriye ile doğrudan doğruya bağlantısı da yoktur. Dolayısıyla Hicaz’ın bağımsızlığı siyasi olarak- – emperyalist sisteme, yani Batıya ( H.Özbek ) – zarar vermeyecektir. Bu aynı zamanda Avrupalıların İslam’ın kutsal yerlerine müdahale etmesi yönünde herhangi bir düşünceden irkilip geri çekilen Müslüman dünyasına da çok uygun bir bağış olacaktır. Şu ana kadar birçok yetkilinin yayınlanmış ifadelerinden anladığımız kadarıyla bütün müttefik kuvvetleri Hicaz’ın bağımsızlığı konusunda anlaşmış durumdadır."

Birinci paylaşım savaşının kan ve barut kokularından, Avrupa parlamentolarına, oradan savaş bakanlıklarının, dışişleri bakanlıklarının duvarlarına sinmiş yüzyılı aşkın diplomasi fısıltılarından, günümüzün Büyük Ortadoğu Projesine uzanan bir ufuk turu yaptırıyor insana ister istemez Jabotınsky’nin 1916’da kaleme alınıp 1917’de kitaplaşan yazıları…

1.Dünya Savaşının cephe muhabiri Rus Musevisi Jabotınsky, muhabirliğinin yanında muhariplikte yaptı.1917 Ağustosunda İngiltere’de kurulan İlk Yahudi Lejyonunda teğmen olarak görev yaptı. Osmanlıya karşı Filistin cephesinde çarpıştı. Lejyonun başında İngilizlerle birlikte Türk Ordusuna karşı Ürdün saldırısında bulundu. Jabotınsky bizzat bulunmasa da kurulan gönüllü Katırcı Birliği-Siyon Alayı- Çanakkale’de İngilizler safında çarpıştı. Yazar anılarında; " Savaşmak için Gelibolu’ya gidiş, Siyonizm için yepyeni ufuklar açmıştır. Eğer biz 2 Kasım 1917’de Balfour Deklerasyonu ile Filistin’de yurt edinmek konusunda söz aldıksa, buna ulaşan yol Gelibolu’dan geçmiştir " demektedir.

Jabotınsky’nin Türkiye ve Türklere bakışının çarpıcı cümlelerine dönelim yeniden:

"Canlı bir vücudu parçalamak konusunda ısrar etmek üzücü bir görevdir. Özellikle ölüme mahkum olan bu insanı tanıyan yazar için üzücü bir durumdur. Eğer insanları iyi ya da kötü olmak üzere iki gruba ayırmak gerekirse, Türkler kesinlikle ilk gruba girer. Türkler genellikle dürüst, alçakgönüllü, konuksever ve cömert insanlardır. Her şeye karşın eski askeri zaferleri de ortadadır. Türkler yetenekli devlet adamları yetiştirmişlerdir – Kuşkusuz artık o dönemler mevcut değil – Onları bir kez tanıdıktan sonra sevmemek olası değildir. Eğer siyaset sempati üzerine oluşturulabilseydi, hiç kimse bu sevimli insanlar tarafından kurulmuş ve sürekliliği sağlanmış olan bir imparatorluğu yıkmak düşüncesine katlanamazdı. Ne yazık ki siyaset başka etkenleri temel almıştır."

Siyasetin başka etkenleri temel alma özelliği günümüzde, geçen yüzyılların emperyal birikimleriyle zenginleşerek devam ediyor. Jabotınsky’inin yazdıklarıyla, ABD Silahlı Kuvvetler Dergisinde – Armed Forces Journal- emekli Albay Ralph Peters’in Ortadoğu’da istikrarın (!) sağlanabilmesi için sınırların yeniden çizilmesi gerektiğine ilişkin Temmuz 2006′ da kaleme aldığı makale arasındaki ilginç benzerlikler, aradan geçen bir yüzyılın sömürgenlerin yaklaşımında herhangi bir değişikliğin olmadığını gösteriyor.

Türklerin Kurtuluş Savaşıyla parçaladıkları Sevr’in öngördüğü haritanın emperyalizmin gündeminden hiç düşmediğini Ralph Peters’in makalesi fazlasıyla açıklıyor :" Ortadoğu’daki istikrarsızlığın temelini oluşturan gelişigüzel çizilen sınırların, bölgedeki azınlıkların durumu göz önüne alınarak yeniden çizilmedikleri takdirde istikrarsızlıkların sonunun gelmeyeceği…"

ABD Silahlı Kuvvetlerinin, kısacası ABD’nin görüşünü yansıtan yazıda Türkiye, Irak, Suriye ve İran’da yaşayan, nüfusları 27-36 milyon arasında olduğu tahmin edilen Kürtlerin bağımsız bir devlet sahibi olması gerektiği vurgulandıktan sonra; "Bu, Bulgaristan’ dan Japonya’ ya kadar uzanan bölgede en Batı yanlısı ülke olacaktır" denilmektedir.

Geçen yüzyılın emperyalistlerinin heveslerini kursağında bırakan, ulusumuzca yırtılan haritaların yüzyıl sonra yine ortalara saçılması, izleyeceğimiz yol haritasının, Kurtuluş Savaşı ve Lozan’da çizilen olduğunu da göstermiyor mu?

Hüseyin Özbek

Avukat, İstanbul Barosu Genel Sekreteri,

GÜVENLİK DOSYASI /// EMEKLİ TUĞAMİRAL TÜRKER ERTÜRK : İnsan Füze si

Krd2Nz

LİNK : http://www.ilk-kursun.com/haber/226699/turker-erturk-insan-fuzesi/

Geçen hafta “CFR ve GİF” başlıklı yazımla bu köşede size GİF’in (Global İlişkiler Forumu) “Değişen Küresel ve Bölgesel Güvenlik Koşullarında Bazı Tespitler ve Öneriler” raporunu değerlendirmiştim. Rapor gerçekten ustaca yazılmış. Ama ustalık Kapital-Finans sistemin lehine kullanılmış ve Türkiye’nin çıkarları ve güvenlik endişeleri yok sayılmış. Ülkemize için var olmayan tehditler Atlantik bakış açısıyla varmış gibi gösterilirken Yunanistan ve Kıbrıs’tan bir cümleyle bile bahsedilmemiş.

Rapora katkı ve destek veren iş çevrelerini anlıyorum, anlamaya çalışıyorum. Çünkü paranın milliyeti olmayabiliyor. Ama raporu yazan askerleri ve büyükelçileri anlamakta zorlanıyorum. Hele hele kafasında tüy bitmemiş yetimin hakkı ile okuyan bir asker, bir amiral veya general, bir kuvvet komutanı bu raporu nasıl yazar ve altını imzalar. Söyleyebilecek tek şey paranın, çıkarın ve menfaatin gözü kör olsun.

Milliyetçi refleksleri güçlü ve ürettiği raporlarla Türkiye’nin güvenlik endişelerini ve menfaatlerini gözeten yaklaşımlar sergileyen ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) ana sponsor Ülker Grubu’nun desteğini çekmesi nedeniyle 2008’de kapanır. ASAM’ın çalışmalarından dış çevrelerin ve AKP’nin memnun olmadığı bilinmekteydi. Baskı yapılır, destek çektirilir ve ASAM kapatılır.

Konseylerin Konseyi

Ne tesadüftür 2009’da GİF kurulur. Bu sefer kurucuları arasında Türkiye’nin hemen hemen önde gelen tüm iş adamları ve temsilcileri vardır. Tam bir koalisyon! İnternet sitelerine girip bakabilirsiniz. Ama üzülebilirsiniz de! Ulusalcı ve Millici sandığınız bazı isimleri aralarında görünce!

GİF, CFR’nin (Council of Froeign Relations) Türkiye bacağı. CFR ise Kapital-Finans emperyal sistemin projeler üreten düşünce kuruluşu ve Gizli Dünya Devleti’nin karargahlarından biri. CFR’nin yalnız Türkiye’de değil tüm önemli ülkelerde bacağı ve irtibat noktaları var. Tüm dünyayı ağ gibi sarmış ve sarmaya devam ediyor.

Almanya’da SWP, Arjantin’de CARI, Brezilya’da FGV, Fransa’da IFRI, Güney Kore’de EAI, Hindistan’da ORF, Suudi Arabistan’da GRC, Rusya’da INSOR ve liste böyle uzayıp gidiyor. Bunların her biri bir konsey, Türkçesi ile kurul veya topluluk. Bunların bir araya gelmesi ile Council of Councils oluşuyor, Türkçesi ile Konseylerin Konseyi. Bunun da tepesinde CFR var. Zaten Council of Councils, CFR’nin girişimiyle kurulmuş bir teşkilat.

Konseyler Konseyi’nin üyesi ve CFR’nin İngiltere ayağı ise Chatham House (The Royal İnstitute of International Affairs). Chatham House’un raporlarında ve Türkiye için öngörülerinde hakkımızda iyi şeyler düşünülmüyor. Turkey Project raporunda; “Bu rapor politikacıların ve karar vericilerin geçiş döneminde bulunan Türkiye’yi anlamalarını sağlayacaktır” diyor.

Rejim değişikliği

Adamlar daha ne kadar açık olsun! Seni sinkaf edeceğim diyor ve ediyor. Yazdıklarını yapıyorlar, yaptıklarını yazıyorlar, “…Turkey as country in transition” daha ne desinler! “Türkiye geçiş dönemi içinde” diyorlar. Bu neyin geçişi? Nereye doğru geçiyoruz? Çağdaşlığa, uygarlığa ve demokrasiye doğru bir ise, kim itiraz edebilir! Ama Batı’nın böyle bir endişesi yok.

Türkiye, Batı’ya daha çok müzahir olsun, daha yönetilebilir olsun, farklı arayışlara giremesin, potansiyel bölge gücü olamasın, hegemonyaya direnemesin, BOP için bölgede yapılmak istenenlere itiraz edemesin peşindeler ve bunun için ülkemizde taşeronları vasıtası ile rejim değişikliğini yaptırmaktadırlar. Bugüne kadar son 13 yılda yaşadıklarımız hala bu rotada gidersek yaşayacaklarımızın delilidir.

Tomahawk füzesi 1,5 milyon dolar. Ayda 10 bin dolar vererek veya masraf ederek bir Tomahawk fiyatına bir ülkenin 12 aydınını, bürokratını, askerini ve siyasetçisini kendine ve projelerine yandaş yapabilir ve onları ülkesi aleyhine istihdam edebilirsin. Birinci Körfez Savaşı’nda (1991) 300 Tomahawk füzesi atıldığını biliyor musunuz? İnsan füzesi daha ucuz değil mi?

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

GÜVENLİK DOSYASI : 3 DEĞİŞİK ORDU TİPİ /// İRAN MOLLALARI ORDUSU / ÇİN VE RUS ORDUSU

GÜVENLİK DOSYASI /// TÜRKER ERTÜRK : PARAYI VEREN DÜDÜĞÜ ÇALDIRI R

Krd2Nz

LİNK : http://www.ilk-kursun.com/haber/225977/turker-erturk-parayi-veren-dudugu-caldirir/

Geçtiğimiz günlerde GİF’in (Global İlişkiler Forumu) Şubat 2015 tarihli bir raporu elime geçti. “Değişen Küresel ve Bölgesel Güvenlik Koşullarında Bazı Tespitler ve Öneriler” adlı 100 sayfalık raporu GİF’in 21.Yüzyıl Perspektifinde Türkiye’nin Güvenlik Yaklaşımı Çalışma Grubu hazırlamış. Raporu okumadan önce altına kimler imza atmış, bilgisini, deneyimini ve emeğini koymuş diye bakmak istedim.

Kimler yoktu ki! Geçmiş dönemlerde görev yapmış Deniz Kuvvetleri Komutanı, Dışişleri Bakanlığı, MİT Müsteşarlığı ve Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği yapmış Büyükelçiler, öğretim üyeleri ve şirket üst düzey yöneticileri, amiral ve generaller. Bu rapor benim için kaçırılamazdı! Mutlaka okumalıydım!

Keşke bu raporu okumamış olsaydım, ya da okuduğum bu raporun gerçekten ne demek istediğini anlayabilecek durumda olmasaydım. Yazıklar olsun size!

Yunanistan ve Ege yok!

Rapor ülkemizin çıkarlarına ve güvenlik endişelerine ucundan değinerek NATO’nun gözüyle ve Atlantik’in her yakasında bulunan ABD ve AB’nin güvenlik paradigmalarını esas alan bir bakış açısıyla yazılmış. Raporda Büyük Ortadoğu Projesi’ne yönelik olarak sahneye konan ve dikte edilen “açılımlar” desteklenmesine rağmen “açılımların” önünü açmak için yapılan Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlardan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kafeslenmesinden ve arkasındaki emperyalist iradeden bahsedilmemiş. Yunanistan ile aramızda bulunan sorunlar ve hayati menfaatlerimizin olduğu Ege pas geçilmiş.

Ayrıca Rusya Federasyonu ve Çin seçenekleri yok sayılmış, laik Cumhuriyetimize olan tehditler görmemezlikten gelinmiş, olmayan İran tehdidi varmış gibi gösterilmiş, İran’ın uzun menzilli balistik füze ve nükleer programı tehdit olarak gösterilmesine rağmen İsrail’in denizaltılarıyla da kazandığı ikinci darbe özelliğine sahip nükleer gücünden bir cümleyle bile bahsedilmemiş.

Bizim gibi ülkeler için en önemli tehdit olan finansmanı dışardan yapılan STK’lar ve bunların ABD ve AB tarafından toplum mühendisliği için nasıl kullanıldığından söz edilmemiş.

Özetle söylemek gerekirse rapor, emek verilmiş ve güzel hazırlanmış. Ama bu rapor gayri millidir, yaşadığımız toprakların gözüyle bakılmamış, bakılıyormuş gibi yapılmış, bahsedilen güvenlik algılamaları ve endişeleri bizim ülkemize değil emperyalizme aittir.

GİF ve CFR?

Raporu hazırlayan GİF 1 Mayıs 2009’da kurulmuş. Kurucuları arasında Rahmi Koç, Hanzade Doğan, Salim Dervişoğlu, Suzan Sabancı, Ali Doğramacı, Sönmez Köksal, Özdem Sanberk, Ferit Şahenk ve İlter Türkmen gibi isimler var. GİF, CFR’nin (Council of Foreign Relations) yani Türkçesi ile Dış İlişkiler Komitesi’nin Türkiye ayağı. Bunun böyle olduğunu kendileri söylüyor. GİF’in internet sitesinden teyit edebilirsiniz.

CFR, Kapital-Finans emperyal sistemin projeler üreten düşünce kuruluşu ve Gizli Dünya Devleti’nin en önemli organlarından biri. II. Dünya Savaşı’nda önemli rol oynayan CFR 21 Temmuz 1921’de New York’ta kurulmuş ve kuruluşunda Yahudi kökenli Walter Lippmann önemli rol oynamış.

CFR’nin bugün siyaset, finans, iletişim, güvenlik, istihbarat ve teknoloji alanlarında etkin konumda bulunan çok sayıda üyesi var. Bu örgütün ABD devlet sistemi ve kuruluşları üzerindeki etkinliği bilinmektedir. Yahudi kökenli Rockefeller ailesinin bir ferdi olan David Rockefeller, CFR’nin onursal başkanı olarak kabul edilmekte. Türkiye’de de faaliyet gösteren George Soros, CFR üyesi ünlülerin başında gelir. Foreign Affairs adlı ünlü dergi bu örgütün yayın organı. Bu dergi vasıtası ile dünya kamuoyu üzerinde politik yönlendirme yapmaya çalışıyorlar.

Türkçemizde güzel bir söz var “Parayı veren düdüğü çaldırır” diye. GİF’in finansmanı Koç Grubu’ndan. GİF, Kapital-Finans emperyal sistemin üst karargahı konumunda bulunan CFR’ın alt karargahı. Bu nedenle GİF’den çıkan sesler emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden seslerdir.

Saygılar sunarım.

Türker Ertürk

GÜVENLİK DOSYASI : PSİKOLOJİK PROPAGANDA

image001137

pskolojk propaganda