Etiket arşivi: GÜNDEM ANALİZİ

GÜNDEM ANALİZİ /// MUSTAFA KÜPÇÜ : Asıl barbar batı emperyalizmidir !..

Mustafa Küpçü

mustafakupcu

Libya açıklarında, “TUNA-1” adlı ve bir Türk şirketine ait gemiye yönelik saldırıda 3. Kaptan İlker Büyükdere, hayatını kaybetti.

Öncelikle, merhuma rahmet, ailesine başsağlığı dilerim.

Hemen altını çizerek belirtmeliyim ki, bir Türk şirketine ait olan bu gemide “TÜRK BAYRAĞI” değil, “COOK ADALARI” bayrağı bulunuyordu!

Türk şirketi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne değil, “Cook Adaları” adlı devlete vergi ödemeyi tercih etmiş! Bu tür “Ada Devletleri” çok düşük vergi alıyor ya da, bir miktar bağışla bu bandırayı veriyorlar!

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; “LİBYA BARBARCA SALDIRIDAN KURTULSUN” demiş!

Elbette, Libya’nın bu saldırısını onaylamıyorum. Ama, “BARBARLIK” kavramının da, öncelikle “BATI EMPERYALİZMİ” için geçerli olduğunu düşünüyorum! İnsanlık tarihi boyunca, önce “Keşifler” adı verilen ilk büyük “KÜRESEL SOYGUN” ile mazlum ülkelerin varlıklarını çalan kimler? Batı ülkeleri değil mi? ABD’nin zenginliğinin en büyük kaynağı “KÖLE EMEĞİ ve TİCARETİ” değil mi?

Sömürgecilik; hırsızlık, barbarlık değil mi?

Günümüze gelince;

Ne işi var ABD ve yandaşı olan Batılı ülkelerin Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Tunus’ta?

Hemen her gün gazete ve televizyon haberlerinde; kaçak olarak Avrupa ülkelerine gitmeye çalışırken, Akdeniz’de boğularak ölen garibanlar nereden ve neden kaçıyorlar?

Onlar; Afganistanlı, Iraklı, Suriyeli, Somalili ve ülkeleri emperyalizmin vahşetine uğramış diğer ülkelerden insanlar.

Savaşın ve mezhep savaşlarının vahşetinden, işsizlikten, çaresizlikten hayatlarını tehlikeye atıp, savaşsız ve gelişmiş bir ülkede “YAŞAMAK” istiyorlar!

“Ortadoğu’ya demokrasi getirme” yalanı ile tanıtılmaya çalışılan BOP-Büyük Ortadoğu Projesi ile bugün Ortadoğu ülkelerini mezhep savaşlarıyla kan gölüne çevirenler kimler?

Emperyalizm, BOP’u biraz daha genişleterek, “GOP-Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” haline getirdi ve petrol zenginliği ile salyalarını akıtan LİBYA’ya göz dikti. Emperyalizmin silahlı gücü olan NATO güçleri Libya’ya saldırırken; “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diyen Tayyip ERDOĞAN, daha sonra nasıl oldu da NATO’nun lojistik desteğine soyundu?

1974’de, Kıbrıs Barış Harekatı’nda tüm dünya bizi yalnız bırakırken, destek veren tek ülke Libya ve Kaddafi değil miydi?

Türkiye, son 13 yıldır sürdürdüğü dış politikası ile; bütün komşularıyla kavgalı ve tartışmalı, dost ve müttefik ülkelerle dargın hale getirilmiş, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi ayaklar altına alınmıştır!

Emperyalist çıkarlar adına sırından vurduğumuz Libya’dan “hoşgörü” mi bekliyoruz?

Ezcümle;

BARBARLIK, Batı Emperyalizminin kimliğidir! Ve Barbarlık, emperyalist çıkarlara hizmet ederek günahsız insanların ölümlerine seyirci kalmaktır!..

GÜNDEM ANALİZİ /// NECDET BULUZ : Demokrasinin varlığı, sağlam hukuka bağlıysa.

NECDET BULUZ

Son Günlerde Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın yaptığı açıklamalar ve uyarılar konuşuluyor. Babacan, uyarılarında Hükümet politikalarını eleştiriyor, demokrasinin var olabilmesinin güçlü hukuk sitemine bağlı olduğunu vurguluyor. Sözlerini “Demokrasi çok sağlam bir hukuk ile ayakta durabilir. Su ve ekmek nasıl bir ihtiyaç ise, hukuk da aynen öyle bir ihtiyaçtır” diyerek sürdürüyor.

Hükümet içinde böyle bir sesin yükselmesi, uyarı üzerine uyarı gelmesi hiç kuşkusuz küçümsenemez. Ali Babacan, özellikle Merkez Bankası üzerine uygulanmak istenilen baskılara karşı çıkarak da hem Cumhurbaşkanı Erdoğan, hem de partisi ile ters düşmüştü.

Hukuk sistemimizin içinde bulunduğu durumu hepimiz biliyoruz. Hukuk giderek yıpratılıyor ve zayıflatılıyor. Zaten Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Babacan da açıklamalarında hukuk için “Bu zayıf tablo” diyor. Özetle hukukun yerle bir edilmekte olduğunun altını çiziyor. “Eğer bu zayıf tablo böyle devam ederse hem demokraside, hem ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu mumla ararız” diyor.

Biz, her zaman hukukun tarafsız, adil ve siyaset dışı kalmasını istedik ve destekledik. Bugün hukukta yaşanan karmaşa, dış dünyada bile eleştiriliyor. Hukuka olan güvenin zayıflaması önemsenmelidir. Biz, bu sistemi siyaset üstü yapamaz, tarafsız ve adil çalışmasını sağlayamazsak ilk önce demokraside yere çakılmış oluruz.

Sadece Babacan değil, hukukçular da, sivil toplum örgütleri de, sokaktakiler de hukuktaki zafiyetin Türkiye’ye, demokrasiye ve ekonomiye çok büyük zarar verdiği konusunda aynı noktada buluşuyor.

Ekonomistlere göre küresel ekonomi, 2008-2009 krizini hala atlatamadı. Bu kriz bizi de içine almış durumda. Ekonomilerini bu krizden korumak ya da çıkarmak için çaba gösteren ülkelerin sağlam hukuk ve demokrasi üzerinde oturduklarını da görmezden gelemeyiz.

Nitekim Babacan da açıklamalarında 2008-2009 küresel krizin hala atlatılamadığını anımsatıyor.

Soru şu:

Bir ülkede hukuk sorunu varsa, bu sorun derinleşiyorsa o ülkede demokrasi işler mi?

Bu sorunun yanıtını Babacan’dan alıyoruz:

“Demokrasi ancak sağlam bir hukuk ile ayakta durabilir. Yargının, mutlaka ve mutlaka evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde Anayasa, yasalar ve belki de daha önemlisi vicdan ile hareket etmesi gerekiyor. Eğer bir ülkede hukuk konusunda sorunlar varsa demokrasi işlemez. Su ve ekmek nasıl ihtiyaç ise hukuk da aynen öyle bir ihtiyaçtır. Sorunların giderilmemesi durumunda bugünleri mumla arar hale geliriz.”

Bu uyarılarda Ali Babacan’ın bir şeylerden rahatsızlık duyduğunu ve endişe içinde olduğunu da okuyabilmekteyiz. Eğer, Babacan böyle keskin uyarı ve açıklamalarda bulunabiliyorsa mutlaka bunun bir nedeninin olduğunu da söylemeliyiz.

Hukuk sistemimizin deprem yaşadığını ve kuşkuların artmakta olduğunu görmeyen var mı? Bu tablonun bu şekilde devam etmesi ile demokrasiden söz edebilmemiz mümkün mü? Kaldı ki, hukuk sistemindeki tıkanmanın ekonomiyi de altüst edeceği endişeleri giderek artıyor. Zaten Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Babacan da aynı zamanda bu konuyu da gündeme taşıyor.

Kırılgan bir ekonomimiz var ve önümüzü göremiyoruz.

Babacan’ın bu uyarıları yapmakta geç kalmış olabileceğini de düşünüyoruz. Yıllardır ekonominin patronluğu yapmış olan Babacan bilindiği gibi 3 dönem kuralı nedeni ile görevi bırakacak. Giderayak bu uyarıları daha önceden de parti içinde yapabilirdi, ancak son ana bırakması kafalarda soru işaretleri de bırakıyor. Ya da artık Hükümette görev almayacağının mesajları olarak da okunabilir.

Her ne kadar Başbakan Davutoğlu, seçim sonrası ekonomi kurmayları ile çalışacaklarını söylemiş olsa da, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ali Babacan’a sıcak bakmadığı, AK Parti’nin seçimi kazanması halinde Babacan’la yollarını ayıracağı da siyasi kulislerinde konuşuluyor. Bir iddia da Babacan’ın Abdullah Gül’e ve cemaate yakın olduğudur.

Söz ekonomiden açılmışken, şu gelişmeleri de sizlerle paylaşalım.

Türkiye’nin önündeki en önemli sorun hem cari açığın yükselmesi, hem de buna paralel olarak enflasyondaki yükselişin önlenememesidir. Bu ikili, ekonomide kırılganlık yaratıyor. Hayatı pahalandırıyor, mutfaklardaki yangını şiddetlendiriyor. Geçinemeyenlerin sayısı artıyor.

Bu durumda yatırımlar yapılamıyor, istihdam olmuyor. Bunun sonucu olarak da artan işsizler ordusuna yenileri ekleniyor.

Piyasalara olan güvenin sarsılması, hukuk sistemimizdeki karmaşa, demokrasimizdeki gel-gitler karamsar tablo çiziyor. Özellikle de böylesi durumlarda yabancı sermaye gelmediği gibi, gelmiş olanlar da tası tarağı toplayıp ülkeyi terk ediyor.

İşte Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ı telaşlandıran ve uyarı yapmasını gerektiren konulardan birisi de budur.
Bu nedenle de Türkiye, ekonomide dünyada en kırılgan üç ülkeden biri olarak gösteriliyor. Goldman Sachs’a göre Türkiye, Endonezya ve Brezilya ile birlikte en kırılgan üç ülke içinde bulunuyor.

necdetbuluz
necdetes

GÜNDEM ANALİZİ : KENAN EVREN’İN VEFATI, MEHMET ALİ BİRAND VE 12 EYLÜL DARBESİ

İLETEN : T.C. BURHAN SAVAŞ – burhan

ÖZEL BÜRO NOTU :EMEKLİ ORGENERAL VE CUMHURBAŞKANI KENAN EVREN 98 YAŞINDA VEFAT ETTİ. ÖZEL BÜRO OLARAK KOMUTANIMIZA RAHMET, YAKINLARINA SABIR DİLERİZ. TÜRKİYE’DE BİR KESİM ÖZELLİKLE MUAHAFAZAKAR OLANLAR KENAN EVREN’İ SEVMEZ HATTA NEFRET EDER. 12 EYLÜL DÖNEMİNDE HAPİSHANELERDE İŞKENCEYE UĞRAYANLAR, GÖZALTINDA KAYBOLANLAR VE İDAM EDİLENLERİN VE DAHA BUNUN GİBİ BAZI OLAYLARI 12 EYLÜL KOMUTA HEYETİNE MÂL EDERLER. 12 EYLÜL DARBESİNE KARŞI AĞIR SÖZLER SÖYLERLER. TABİ BURADA 12 EYLÜL DÖNEMİNDEKİ TÜM OLUMSUZLUKLARI MİLLİ GÜVENLİK KONSEYİNE YÜKLEMEK NE DERECE DOĞRUDUR TARTIŞILIR. AMA 12 EYLÜL DARBESİ OLMASAYDI DAHA NE GİBİ OLAYLARIN OLACAĞINI KESTİRMEK ZOR DEĞİL. BU NEDENLE KONUYA BİR DE BURADAN BAKMAK VE O DÖNEMİN KONJONKTÜRÜNE GÖRE DEĞERLENDİRMEK GEREK. AŞAĞIDA ÜYEMİZ BURHAN SAVAŞ BEYİN GÜZEL BİR ANALİZİNİ PAYLAŞIYORUZ. BURHAN BEYE ANALİZİ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ.

Evren için Amerikan Oğlanı diye lâkap takan Mehmet Ali Birand’dı.

Bu arada , Evren dönemindeki mahkemelerin tüm arşivi orada duruyor.

Mehmet Ali Birand ; Kürt asıllı , Humeyni İran’da ihtilâl yaparken Tahran Büyükelçimiz olan , ünlü Barış Derneği Başkanı Mahmut Dikerdem’in kızkardeşininin oğluydu.

Mehmet Ali Birand Belçika Vatandaşı idi. ABD’nin Evren’den bin kat fazla Oğlanı idi. NATO’nun merkezi Belçika’nın Brüksel’i değil mi ? Brüksel’de ABD’den izinsiz havada Havada kuş uçabilir, Karada Domuz yürüyebilir mi ?? !!

Kandil’e her istediğinde anında ışınlanan , Öcalan’a serbest bırakıldığında ilk röportajı kendisiyle yapma sözü alacak kadar yakındı. M.Ali Birand TRT’yi naylon faturalarla dolandırdığı için 11 ay hapis cezası almış , ama Mesut Yılmaz tarafından basından kovulmaktan ve hapis yatmaktan kurtarılmıştı.

Evren Amerikan oğlanıysa , her terfide , seçimde amerika’ya postu seren general ve siyasiler kimin oğlancıkları peki.

Ya , bu Türk Milleti ne zaman akıllanacak.

Evren’e sövenlerin birçoğu , 12 Eylül olmasa günde ölen 30-40 kişilik listede sonraki birkaç ayda kesin mevta olacak olan tipler.

12 Eylül’leri ; Ecevit’in , önce General , sonra Ege Ordu Komutanı ve en nihayet G.Kurmay Başkanı yaparak başını belâya soktuğu , kendi halinde ZAVALLI hoca oğlu göçmen çocuğu

Kenanlar üzerinden yorumlamak , eleştirmek ne akılsızca , ne sığ bir tavırdır.

Olay , Kenan Evrenler’e indirgenecek kadar basit midir ?

NATO bu işi yıllarca kaç yüz en üst düzeyde sayısız KURUM ve sivil , asker adamları ile fırına vermiş , saati geldiğinde fırlatma düğmesine basmıştır. Biraz NASA inceleyin , biraz küresel ekonomik kriz operasyonu inceleyin arkadaşlar.

T.C. Burhan

12 EYLÜL DARBESİNİ ANLATAN BİR ANALİZ EK’TEDİR !!!

12 EYLÜL DARBESİ.pdf

GÜNDEM ANALİZİ /// ALİ ERALP : Ülkemiz içten Ve Dıştan Saldırı Altındadır, Atatürk Olman ın Zamanı Gelmiştir.

Ülkemiz cangıl ormanına döndü.

İtler havlıyor.

Çakallar uluyor.

Herkes bizden bir şey talep ediyor. Ermeniler toprak ve tazminat, Kürtler özerklik ve Güneydoğuyu istiyorlar… Yunanlılar göstere göstere adalarımızı işgal ettiler…

Cumhuriyet ve Atatürk devrimleri içten ve dıştan saldırı altındadır bugün. Emperyalist devletler ve yerli ortakları Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, zor durumda bırakmak, parçalamak amacıyla “Ermeni Soykırımı” yalanına sarıldılar…

Seçimlerden sonra AKP – HDP, ya da CHP – HDP koalisyonu yapılacağı söyleniyor…

PKK ve lideri terörist başına yasallık kazandırılmaya çalışılıyor… Güneydoğu’nun elden çıkarılması pahasına…

Kurtarıcımız, önderimiz, dünya lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Bebek Katili ile aynı kefeye koyarak kıyaslıyorlar…

40 bin kişinin katili Terörist Başı, günde beş vakit ziyaret edilen, yardım istenen bir lider konumuna geldi. Daha doğrusu getirildi.

AKP iktidarının kurtarıcısı oldu. Yöneticiler, yetkililer, başları her sıkıştığında kapısını çalıyor, yardım istiyorlar. Seçim zamanında saldırıların durdurulması, silahların bırakılması için ricada bulunuyorlar.

AKP’liler, seçimlerden sonra Türk, Türklük, Atatürk, Atatürk milliyetçiliği, üniter devlet kavramlarını Yeni Anayasadan çıkaracaklarını söylüyorlar… Bebek katili böyle istiyormuş… Emir demiri kesiyor…

Tek devlet, tek bayrak, tek dil bundan böyle anayasada yer almayacak…

AKP, ulusumuzun “Büyük Türk Ulusu” olmasını istemiyor.

Kürtlerin, Ermenilerin, Rumların özerk eyaletlerinden oluşan, parçalanmış, bölünmüş, yamalı bohça, bir küçük ulus istiyor.

AKP ne Meclis’te, ne orduda, ne okullarda, ne evlerde, ne köylerde Atatürk adını duymak istemiyor.

Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti, Türk, Türklük, laiklik, Kurtuluş Savaşı, Kuvayi Milliye, 19 Mayıs, 29 Ekim, 10 Kasım, 30 Ağustos adlarını duymak istemiyor…

Şimdi el üstünde tutulanlar karşı devrimciler… Mandacılar…

Yani Kurtuluş Savaşında Türk ordusunu arkasından bıçaklayanlar, emperyalizmle işbirliği yapanlar…

APO’lar, Seyit Rıza’lar, Sait Nursi’ler, İskilipli Atıf Hoca’lar…

Şimdi el üstünde tutulanlar Arap Şeyhleri, Katar Şeyhleri… Barzani’ler, Talabani’ler…

Ulus, millet yok artık AKP iktidarında.

Ulus devlet yok.

Özgür vatandaş yok.

Türkiye Cumhuriyeti yok.

Ne var?

Etnik gruplar var.

Kürt var. Ermeni, Rum var.

Cemaat, imam, kul, ümmet var…

Eyaletler var. Özerklik var…

Bütün hazırlıklar bir “Türk – Kürt Federe İslam Cumhuriyeti” için yapılmakta…

Çakallar uluyor…

Köpekler havlıyor…

Nazım Baba’nın deyişi ile “SAFLARI SIKLAŞTIRMAK” zorundayız artık.

ÜLKEMİZ İÇTEN VE DIŞTAN SALDIRI ALTINDADIR, ATATÜRK OLMANIN ZAMANI GELMİŞTİR…

Samsun’a çıkmanın, İkinci Kurtuluş Savaşını yeniden başlatmanın zamanı gelmiştir. Çünkü “Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır…”

Bu kavga özgürlük, demokrasi, tam bağımsızlık kavgasıdır.

Emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı yeni yeni 19 Mayıs’lar, 29 Ekim’ler yaratmak üzere…

Haydi… İleri…

(alieralp37)

GÜNDEM ANALİZİ /// ZAHİDE UÇAR : Lafı Dolandırmayın, Gündemi Adam Gibi Yorumlayın !!.

Zahide Uçar
zahide

İçerideki vatan hainlerinden cesaret bulan Haçlı güruh, 100 yıl önce maşa olarak kullandığı Ermenileri yeniden kullanıyor. Sözde soykırım uydurması üzerinden Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istiyor. Ve bu oyuna AKP yardım ediyor.

Nasıl mı?

AKP siyaseti TBMM’sini işgal ettiği günden beri Ermeni Diasporasına çalışan isimleri kayırıp kolluyor, kucaklıyor. Böylece Ermeni iftiralarına sahip çıkanları cesaretlendiriyor.

2005 Yılında başlatılan “Ermeni Konferanslarını” AKP siyaseti destekledi.

“Osmanlı Ermeni Soykırımı yaptı” diyen Mahçupyan’ı Davut-Oğlu baş danışman yaptı. Mahçupyan PKK’ya “sakın silah bırakmayın” diyen kişidir. Aynı Devit-Oğlu Akdamar Adasında bulunan Ermeni utanç kilisesini ibate açtıklarında, Ermenilere hitaben;

“Bir gün dedelerinizin bıraktığı topraklara geri döneceksiniz” demiştir. Ermeniler dedelerinin topraklarına nasıl geri dönebilir? Ermeni Diasporasının hedefi olan 3T(Tanınma, Tazminat, Toprak) talepleri Türkiye tarafından kabul edildiğinde dönebilirler tabii ki…

BDP’liler “kendilerine sahip çıktığı için(!)” Papa’ya teşekkür etti. Peki Papa kime sahip çıktı? Ermeni Diasporasına… O zaman BDP Diasporanın Türkiye şubesi midir? Evet, görünen o ki, BDP Diaspora’nın Türkiye şubesidir.

Sol kesimden bazılarının el üstünde tuttuğu İsmail Beşikçi’ye Ermenistan ödül verdi.

Agos gazetesinin haberine göre;

“Sosyolog İsmail Beşikçi, Diyarbakır eski Belediye Başkanı Osman Baydemir ve İsmail Beşikci Vakfı Başkan Yardımcı Avukat Ruşen Arslan, Batı Ermenistan Kongresi’nin davetlisi olarak Ermenistan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Ermeni soykırımı konusunda çalışmalara yapan Türkiyeli araştırmacılar için hazırlanan Gevorg Surenyants nişanı, bu sene ilk defa İsmail Beşikçi’ye verildi.

Yerevan Üniversitesi, insan hakları savunucusu olarak Baydemir’e de Ermeni sorunu ve varlıklarının korunması üzerine belediye başkanlığı döneminde yaptığı çalışmalardan dolayı nişan takttı.

Beşikçi: Kürdistan sorunu ve Ermeni sorunu ayrılamaz

Toplantıda bir konuşma yapan İsmail Beşikçi, Kürdistan sorunuyla ilgili araştırmalarının Ermeni sorununu karşısına çıkardığını, Kürdistan sorunuyla Ermeni sorunu arasında ayrılmaz bir bağ olduğunu o zaman fark ettiğini söyledi.

Baydemir: Soykırım torunlarının topraklarına gelme hakkı var.

Osman Baydemir ise, dünyanın neresinde olursa olsun, soykırıma uğramış Ermenilerin torunlarının gelip kendi topraklarına yerleşme haklarının olduğunu ve kardeş haklarla birlikte yaşayabileceklerini söyledi.

Baydemir, Belediye başkanlığı döneminde Ermeni varlıklarının korunması yönünde yapılanlardan da bahsederek, Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kilisesi olan Diyarbakır’daki Surp Giragos Kilisesi’nin onarılması ve ibadete açılmasını örnek verdi.

İsmail Beşikçi, Ruşen Arslan ve Osman Baydemir Yerevan’daki Tsitsernakabert (Serçelerin Kalesi) Soykırım Anıtı’nı ziyaret ederek Ermeni Soykırımı’nda hayatını kaybedenlerin anısına bir çelenk bıraktı. (ÖÇ/GK)”Agos

Peki, ota-sapa bağıran şahıs bunlarla ilgili bir yorum yaptı mı? Yapmadı. Sizce neden? Karanlık odalarda verdikleri sözleri yerine getirebilmek için olmasın sakın?

Abdullah Gül’ün ABD Dışişleri Bakanı Powell ile yaptığı deşifre olan ve bugüne kadar inkar edilmeyen 2 sayfa dokuz maddelik gizli antlaşmanın maddelerden biri de Ermenistan ile olan ilişkilerin Ermenistan’ın çıkarları doğrultusunda geliştirilmesiydi.

Gelelim asıl meseleye:

Ergenekon kumpasından tutuksuz yargılanan Star gazetesinin Uzan Grubuna ait olduğu dönem Ankara Temsilciliğini yapan gazeteci Hayrullah Mahmut Özgür, savunmasında;

“CİA’nın çektiği Erdoğan CD’sini izledim, sanık oldum” demiştir. Ergenekon davasının 82. Duruşmasında Özgür’ün çapraz sorguda verdiği bilgilere göre:

Tayyip Bey, belediye başkanı olduğu dönemde Zapsu ile birlikte ABD Başkonsolosluğu’nu ziyaret ediyor. Başbakan olması halinde neler yapacağını anlatıp sözler veriyor. İşte bu sahnelerin videosunu bazı kişiler Hayrullah Mahmut’a izletiyorlar.

Özgür’ün ifadesinden bir bölüm:

“Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır. Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.”

Ne demişti Kaçak saray sultanı? “Biz alıştıra alıştıra yapacağız” demişti değil mi? Alıştırdılar.

PKK ile işbirliğine başladıklarında uyutmaya “kültürel haklar” diye başladılar. Kendi yapacaklarını BDP(eski adıylaA HDP)’ye söylettiler. Oyunu gördüğüm için 2006 yılında;

“HDP AKP’nin mayın eşeği mi?” başlıklı bir yazı yazdım. Haklı çıktım. HDP-BDP konuşturularak halk alıştırıldı. Kültürel haklardan Federasyon dayatmasına geçildi. Öcalan, diğer adıyla Artin Agopyan’ın mektubu mecliste okunur oldu. İktidar PKK ile paylaşıldı. Öcalan ile Yeni(yenilecek) Türkiye projesi yapıldı. Devletin kurumları Kandil ile Artin Agopyan arasında postacı haline getirildi.

“Tüm gerçekler üç adımda gelirler: Önce alay edilir. İkinci olarak şiddetle karşı çıkılır. Son olarak, zaten belli olan bir şey denir ve kabul edilir.” Arthur Schopenhauer

Ne demişti Kaçak Saray sultanı? “Biz alıştıra alıştıra yapacağız” demişti değil mi? Alıştırdılar. Tele-misyon kanallarından milleti zehirlediler.

Şimdi sıra “soykırım iftiralarına” milleti alıştırmaktır. Bu alıştırmayı da özürcülerle, aydın görünümlü kripto Ermenilerle gazete paçavralarından, kanalizasyonlardan yapıyorlar.

AKP geldiğinde soykırım iftirasını kabul eden ülke 6 taneydi. AKP iktidarından sonra bu sayı 80’i geçti. Üstelik bu yeni tanımalarda “soykırım yoktur” demek suç haline getirildi. Neden? AKP’nin mecburiyetleri sonucunda verdikleri sözlere güvenerek bu kararlar alınmış olmasın sakın?!.

2006’dan beri diyorum ki;

AKP ve Sultan’ın mecburiyetleri Türkiye’nin mecburiyetleri değildir. AKP Türkiye’nin güvenlik sorunudur diyorum.

Tele-misyon kanallarında “milli” kimlikle konuşan yazar-çizer-siyasetçi takımı şöyle bir yorumda bulunuyor:

“- Papa ve Almanya’nın soykırım kararına karşılık hükümet dik duramıyor”….

Allah Allah… Gerçekten öyle mi(!)?.

Ey şaşkın ördekler, sizlerde mi halkı kandırıyorsunuz? Hiçbirinizin aklına Hayrullah Mahmut Özgür’ün Silivri yargısına verdiği ifadeyi gündeme taşımak, sorgulamak, yaşadıklarımızla bir bağ kurmak gelmiyor mu?

Madem sizler utanmıyorsunuz, sizlerin adına ben sorayım. Hayrullah Mahmut Özgür’ün ifadesinde belirttiği;

“Görüntülerde RTE, Neo-Sevr dediğimiz sonradan yaşananlarla somutlanan ABD’yle gizli anlaşmanın tüm maddelerini kabul ettiğini, Ermeni soykırımının kabul edileceği, Büyük Ermeni devletinin kurulması, anayasa değişikliği, AB uyum yasalarının değiştirilmesi, TSK etkisizleştirilmesi vb tüm hususları kabul ettiğini söylemektedir. Başkaca taahhütlerde vardı, aklımda kalan bunlardır. Görüntülerde Cüneyt Zapsu da bulunmaktadır.” İfadesine dayanarak;

ABD Konsolosluğunda verilen sözlerinizi mi yerine getiriyorsunuz? Örtülü özür beyanlarınız bu verilen sözün gereği midir?

zahide

GÜNDEM ANALİZİ /// EMEKLİ ORGENERAL ARMAĞAN KULOĞLU : ÜMMETTEN T ÜRK MİLLETİNE DÖNÜŞÜM TERSE ÇEVRİLEMEZ

Armağan KULOĞLU

Seçim yaklaştıkça siyasi partilerin seçim bildirgeleri yayımlanmakta, bu bildirgeler siyasi partilerin niyetlerini ortaya koymaktadır. Esasen siyasi partilerin özellikle siyasi ve sosyal alandaki niyetlerini, onların bugüne kadar yaptığı uygulamalardan, beyanlarından, tutum ve davranışlarından anlamak mümkün olmuştur. Bu bildirgeler sadece malumu ilandan öteye gitmemektedir.


Bildirgelerin birinde yeni anayasadan bahsedilmekte, gerçek bilinmesine rağmen “Türk” kelimesinin etnik bir yaklaşım olarak kabul edilip, yapılacak yeni düzenlemeyle anayasadan çıkarılacağı beyan edilmektedir. Türk kelimesine karşı tepkisi olan anlayışın özellikle son on yıldır yaptığı uygulamalarla, okullarımızda andımızın okunmasına son verdiği, “Ne mutlu Türk’üm diyene” ibarelerini ellerinden geldiği ölçüde kaldırdığı, T.C. ve Türk kelimesinin geçtiği devlet kurumlarının isimlerinden bu ibarelerin silinmesi yönünde hareket ettiği görülmüştür. Milletin adının da “Türk Milleti” olarak ifade edilmesinden ısrarla kaçınıldığına şahit olunmuştur.


Ayrıca Türk Milleti’nin her bir ferdinin ulusal ve uluslararası kimliği olan “Türk” kelimesi yerine, bir kimliği değil, bir coğrafi yaşam alanını tarif eden ve “Edirneli”, “Erzurumlu”, Urfalı” gibi, Türkiye’de yaşayan anlamına gelen “Türkiyeli” kelimesinin, yanlış olduğu bilinmesine rağmen kimlik olarak yerleştirilmesine çalışılmıştır.


Diğer taraftan, en büyük Türk Atatürk’le ilgili söylem, ders ve etkinliklerin kaldırılması yönünde bir tutum izlenmiştir. Kurtuluş savaşından sonraki süreç, ümmetçi bir yaklaşımla kabul edilmediğinden, “Atatürk” isminin kullanılmasından hassasiyetle kaçınılmış, “Atatürk” yerine “Gazi Mustafa Kemal” isminin kullanılmasına özen gösterilmiştir. “Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ahaliye Türk Milleti denir” ifadesinde özünü bulan Ulus Devlet anlayışı yok edilmeye çalışılmıştır.

“Türk Milleti” yerine, ne olduğu belli olmayan “bu millet” söylemi tercih edilmiştir.


***
Neticede Ulu Önder Atatürk’ün, bu ülkede yaşayan ve kurtuluş mücadelesi veren halkı, “Osmanlı tebaası olma” ve “ümmet” anlayışından millete, “Türk Milletine” dönüştürmesi ve ona ait olduğu “Türk” kimliğini kazandırması, esasen ideolojik bir anlayış, kısmen de siyasi rant beklentisiyle ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.


Bölücü siyaset yapanlar ise ulus devlet anlayışına zaten tamamen karşıdır. Siyasetleri de bunun yok olmasını, çok milletli yapıya dönüşülmesini, milletin bölünmesini müteakip de ülkenin bölünmesini esas almaktadır. Demokratik özerklik adı altında üniter yapının sonlandırılması, önce kantonel sonra özerk yapıya geçilmesi, ayrı meclisler oluşturulması, valilerin ve yerel yöneticilerin seçimle iş başına gelmesini savunmaktadırlar.


Uzun bir süredir de iktidar tarafından, kendi ideolojilerine ve beklentilerine uygun, geleneksel milli değerlerini yitirmiş bir Türkiye hayaliyle “Yeni Türkiye” adı altında bir dönüşüm yaratılmaya çalışılmaktadır. Yeni bir anayasayla da bu dönüşüm tamamlanmak istenmektedir. Kurtuluş savaşıyla kurulan ve devrimlerle modern ve onurlu bir devlet haline gelen Türkiye Cumhuriyeti, bölücülerin de isteklerini yerine getirecek şekilde yeniden kurulmaya çalışılmaktadır.


Bütün yetkileri ve erkleri elinde toplayan, denetim mekanizması olmayan, adına da “Türk Tipi Başkanlık” denen, tam bir diktatörlük oluşturulması yönünde çaba sarf edilmekte, bunu gerçekleştirebilmek için de mevcut anayasanın gereklerine uyulmamaktadır. Bir noktada anayasa ihlal edilmektedir.


***


Bütün bunların gerçekleşmesi için yoğun bir propagandayla algı operasyonu icra edilmektedir. Bu algı operasyonunu yaratmak için önce hem yazılı, hem de görsel medya organizasyonları oluşturulmuş ve bir kısmı menfaatlerle, bir kısmı da biat kültürüyle hareket eden oldukça geniş bir alanda basın mensubu, akademisyen ve diğer kesimlerden oluşan yandaşlarla da bu propagandalar desteklenmiştir.


Sözde askeri vesayeti ortadan kaldırmak için yargı ve emniyet, hukuk ihlal edilerek kullanılmıştır. Bu maksatla, yasa ve rejim dışı bir örgüt olan cemaatle birlikte hareket edilmiştir. Sonra iktidar-cemaat ittifakı bozulunca olanlar, paralel yapı olarak adlandırılan cemaatin üzerine yıkılarak onunla da mücadele edilmeye başlanmıştır.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kere kurulmuştur. Bir tek Türkiye vardır. Yenisi olamaz. Ulus Devlet ve Üniter Devlet anlayışı değiştirilemez. Ümmetten Türk Milletine dönüşüm terse çevrilemez.

Atatürk’ün Türk Milletine ve Cumhuriyetimize kazandırdığı değerlerin kaybedilmesine Türk Milleti tahammül edemez. Uyan Türkiye!

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/ sitesinden 25.04.2015 tarihinde yazdırılmıştır.

GÜNDEM ANALİZİ /// İSMET GÖRGÜLÜ : Günle İlgili İki Yazı

23 NİSAN için , 23 Nisan 2007’de ; 24 Nisan için ise 4 Haziran 2007’de Cumhuriyet Gazetesi Strateji Ekinde yayımlanmış

iki yazımı paylaşıyorum .

Ulusal Egemenlik Bayramını hep kutluyalım , anma durumuna düşmüyelim diyorum .

Ermeni konusunun ise tarihi değil , siyasi bir konu olduğunu , hedefinin de vatan olduğunu

unutmayalım diyorum …

Saygılarımla …

İsmet GÖRGÜLÜ

GÜN ULUSAL EGEM. SAHİP ÇIKMA GÜNÜDÜR.doc

ATATÜRK’ün ERMENİ KONUSUNA BAKIŞI.doc