Etiket arşivi: Irak

IRAK DOSYASI /// NECDET BULUZ : Irak’ta neler oluyor ?.

NECDET BULUZ

IŞİD’ın Irak’ın Ramadi kentini ele geçirdiği, Bağdat kapılarına dayandığı haberleri geliyor. TV’lerde de izlediğimiz kadarı ile Ramadi’den kaçan Irak askerlerini, sivil halkın perişanlığını gördük. IŞİD’ın ele geçirdiği Ramadi’de 500 kişiyi de kurşuna dizdiği söyleniyor. Kaçanların Bağdat’a gitmemesi için sınırda Irak’lı askerler önlem almış. Hasta, yaşlı ve sakatların geçişlerine izin veriliyor. Ancak, tüm önlemlere rağmen kaçışlar devam ediyor.

Geriye baktığımızda IŞİD’ın Musul’da birdenbire dirildiğini, kenti birkaç gün içinde düşürdüğünü de biliyoruz. Bunun kökeninde Saddam’ın işgal öncesi askerlerinin, köşelerine çekilmiş komutanlarının ve onların destekçilerinin olduğu da biliniyor. Özetle, Irak’ın işgali, sonrası kukla yönetime karşı bir baş kaldırı olarak da bu gelişmeleri değerlendirmemiz mümkündür.

IŞİD’ın birden bire ortaya çıkmış bir terör çetesi olmadığı, düzenli bir ordu gibi hareket ettiği, halkın desteğini arkasına aldığı ve elinde de gelişmiş silahların bulunduğu kısa zamanda ortaya çıkmış görünüyor. Saddam’ın eski askerleri ve strateji uzmanları da IŞİD’ın yanında yer alıyor. Ana hedefleri işgal altında bulunduğu iddia edilen Bağdat’ı ele geçirmek, kukla hükümeti düşürmek olarak da değerlendirilebilir.

IŞİD’ı oluşturan güçlerin davalarına bağlı, düzenli bir sistem içinde hareket etmeyi ön planda tutan, canlarını davaları uğruna vermekten kaçınmayan gruplardan oluştuğunun altını çizelim. Öyle ki, IŞİD militanları canlı bomba olarak görev almaktan kaçınmadıkları da biliniyor. Şehit olmak uğruna benimsedikleri davaları için Irak dışından bile militan bulmakta zorlanmıyorlar.

Daha açık ifade etmek gerekirse Amerika’nın işgali atındaki Irak’ı bu işgalden kurtarmak ve Amerika’ya karşı mücadelede başarı elde etmek isteniliyor.

Dikkat edilecek olursa IŞİD, bölgede sadece Şii’lere karşı değil, hemen her mezhebe karşı savaşıyor ve acımasızca idamlar yapıyor.

Irak yönetiminin güçlü olduğunu söyleyemeyiz. Askeri açıdan da oldukça zayıf durumda olan merkezi hükümet, şimdi Irak bütününde bulunan Şii’lerden de yardım ve destek istiyor. “Gelin IŞİD’a karşı birlikte mücadele eldim” diyor. Çünkü IŞID’ın hedefinde bulunan Şii’ler, gelecekte kendilerini bu tehlikede bulmamak için Hükümetin önerilerini değerlendirmeye aldılar.

Irak ordusu IŞİD’a karşı Musul’da savaşmadı ve kaçmayı tercih etti. Aynı durum şimdi Ramadi’de yaşanıyor. Irak askerleri savaşmak istemiyor ve akın akın kaçıyor. Yarın Bağdat’ta da aynı tablonun yaşanabileceği söyleniyor.

Böyle bir durum karşısında Irak Hükümeti düşmüş olacak ve Irak IŞİD’ın kontrolü altına girmiş olacaktır.

Bu ne anlama gelir:

Bu, Saddam’sız eski Irak’ın yeniden inşa edileceği demektir. Saddam rejiminin dirilmesi ve Amerika’nın yenilmesi demektir.

Peki, bütün bu gelişmelere izin verilir mi? Amerika işgal ettiği Irak’ta yenilgiyi kabullenir mi? Yanıt aranan bu sorulara yenilerini de ekleyebiliriz.

Amerika, IŞİD’daki bu tehlikeyi gördüğü için Musul’da IŞİD karşıtı bir operasyonun hazırlıklarını yapıyor. Ancak, artık kara harekâtına katılmak istemiyor. Bu işi de Türkiye’ye vermeyi planlıyor. Kuzey Irak’taki Barzani’ye bağlı peşmergeleri de bu işin içine sokmayı hedefliyor. IŞİD’ı bir tehlike olarak gören ve terörist grup olarak değerlendiren Türkiye’nin bu konuda Amerika çizgisinde hareket edeceği ve Musul’da IŞİD’a karşı Peşmergelerle birlikte kara harekâtına katılabileceği ihtimalleri de değerlendiriliyor.

Ancak, Ramadi’nin IŞİD’ın eline geçmesi Musul planlarını da altüst etmiştir. Irak Hükümeti ve Amerika burada ağır bir kayıba uğramıştır.

Şimdi, Ramadi nasıl kurtarılır bunun üzerine çalışmaların başlatıldığını görmekteyiz. Düzenli ve savaşçı birliklere sahip olan Şİİ milsi güçlerinin Ramadi’nin kurtarılması için bölgeye gönderilmesi bir şeyleri değiştirebilir mi? Sanmıyoruz. Çünkü bölgedeki Sünni aşiretler Şii’leri IŞİD’dan daha tehlikeli görüyor ve Şii milislere karşı düşmanca hareket ediyor. Burada bu bütünlüğün sağlanmasını bu koşullar altında oldukça zor görmekteyiz.

Şii milisler daha önce Tikrit kentinin kurtarılmasını sağlamışlardı. Şimdi Ramadi’de de aynı başarıyı gösterirlerse Irak’ta Şii etkisi ağırlık kazanacaktır. Bu durum Türkiye’yi rahatsız etmez mi? İran’ın Irak üzerindeki etkisini güçlendirmez mi? Bütün hesaplar bu şekilde alt-üst olmaya başlayabilir.

Bu durum karşısında bölgede endişe ile beklenen bir mezhep çatışması başlar ve yayılma gösterirse bu bizim için sürpriz olarak olmayacaktır. Gelişmeler bunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Suriye’deki gelişmeler ne olur? Bölgede gelecekte nasıl bir Suriye şekillenir, Irak ve Suriye’deki durum bize nasıl yansır bunların getirisi götürüsü ve hesaplarının da çok iyi yapılması gerektiği görüşündeyiz. Gelişmeler bölgedeki durumu yakın zamanda hiç de bugünkü gibi olmayacağını göstermektedir.

Yoğun bir gündemimiz var. Seçimlere de odaklandığımız için bölgedeki bu gelişmeler gölgede kalıyor. Hâlbuki gelecekte bizi de yakından ilgilendiren bu konuları gündeme getirmek ve okurlarımızı bilgilendirmek istedik. Uzun zamandır yazdığımız ve uyarmaya çalıştığımız mezhep çatışmaları tehlikesi bölgemizden hala uzaklaşmış değildir ve dış güçler de bunu kaşımaktadırlar.

necdetbuluz
necdetes

Reklamlar

SU-ENERJİ-DOĞALGAZ DOSYASI : ABDÜLHAMİT’İN PETROL HARİTASI ‘OSMANLI DÖNEMİNDE IRAK’ ADLI KİTAPTA

Güneydoğu’da petrol yatakları!

Sultan II. Abdülhamit’in 106 yıl önce yaptırdığı petrol rezervi çalışmasına göre, Diyarbakır, Mardin, Siirt ve Hakkâri gibi illerde de petrol rezervleri tespit edilmiş

Ömer Erbil

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nce basılan "Osmanlı Döneminde Irak" isimli kitapta II. Abdülhamit döneminde maden mühendisi Paul Groskoph’a yaptırılan petrol araştırmasının raporları ve haritaları yayımlandı. Musul, Kerkük, Bağdat ve Erbil’de gösterilen petrol yataklarının yanı sıra Diyarbakır, Mardin, Bismil, Siirt, Hakkâri gibi bugün Güneydoğu Anadolu sınırları içindeki petrol yatakları da tespit edilmiş.

Bundan tam 106 yıl önce Sultan II. Abdülhamit, Hazine-i Hassa’dan, yani padişahın şahsi malından ödenek çıkararak geniş kapsamlı bir petrol rezervi çalışmasına girilmesi için emir verdi. Sultan’ın kendi parasıyla yaptırdığı çalışmada yabancı ve yerli mühendisler yer aldı. Musul ve Bağdat çevresinde, Dicle ve Fırat nehirleri havzasında petrol taraması yapıldı. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibi, çalışmalarını 22 Ekim 1901’de Sultan II. Abdülhamit’e rapor olarak sundu.

Dağlardaki petrol

Yakın zamana kadar içeriği hakkında pek fazla bilgi sahibi olunmayan "Sultan’ın petrol haritası", Güneydoğu Anadolu illerinde de petrol bulunabileceğini gösteriyor. Haritayı hazırlayan heyet, Bitlis Suyu denilen çayın kıyısı boyunca önemli petrol rezervleri belirlediklerini belirtiyor.

Heyetin başkanı Paul Groskoph, petrol noktalarını tek tek gezerek tespit ettiklerini aktarırken, takip ettikleri güzergâhı da isimlerine kadar raporda anlatıyor. Groskoph, Hakkâri, Bingöl, Siirt dolaylarında ve Dicle Nehri kıyısında zengin petrol rezervlerinin bulunduğunu kaydediyor.

Dicle Nehri kıyısında suların yükselmesi nedeniyle bazı noktalarda yeterli araştırmayı yapamadıklarını da raporuna ekleyen Groskoph, nehrin kıyısı dışında, Dicle’nin kıyı şeridi boyunca uzayıp giden yüksek dağlarda da petrol bulunduğunu kaydetmiş.

Yine de o dönemin teknik imkânları açısından 900 metre yükseklikteki bu dağlardan petrolün çıkarılmasının zorluğuna değinerek, aynı zamanda bu yüksek dağlardan petrolün taşınmasının maliyeti artıracağına dikkat çekiyor.

Bitlis Çayı kıyısı

Güneydoğu Anadolu’nun tamamı ve Doğu Anadolu’nun bir bölümünü kapsayan petrol haritasında Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı etrafı, Sinan, Botan Çayı etrafı, Batman Çayı etrafı, Dicle bölgesi, Midyat, Bedran, Tulan, Siirt, Habur, Fındık, Cizre, Habur Çayı etrafı, Bitlis Çayı kıyısı ve Hakkâri’de (Çölemerik) önemli petrol yataklarının bulunduğu kaydediliyor.

Petrol araştırmaları buralarda yapıldı

Musul ve Bağdat havalisinde Dicle-Fırat nehirleri havzasında yapılan petrol araştırmalarının yerlerini gösterir harita

1 Diyarbakır
2 Mardin
3 Bismil
4 Hazro çayı
5 Sinan
6 Batman çayı
7 Dicle
8 Midyat
9 Bedran
10 Bitlis Suyu
11 Tulan
12 Siirt
13 Botan Çayı
14 Habur
15 Fındık
16 Cizre
17 Dehuk
18 Zaho
19 Habur Çayı
20 Çölemerik (Hakkâri)
21 Ahmediye
22 Bisan
23 Alkuş
24 Akra
25 Büyük Zap
26 Revanduz
27 Musul
28 Karakuş
29 Nemrut
30 Küçük Zap
31 Erbil
32 Köysancak
33 Altınköprü
34 Şargat
35 Hamrin Dağı
36 Kerkük
37 Taşhurmatı
38 Tavuk
39 Karadağ
40 Süleymaniye
41 Karadağ
42 Aksu
43 Tuzhurmatı
44 Kefri (Salahiye)
45 Deli Abbas
46 Tikrit
47 Samarra
48 Haso Çayı
49 Narib Suyu
50 Diyale Suyu
51 Ramadi
52 Felluce
53 Mendeli
54 Bakuba
55 Kâzımiye
56 Bağdat
57 Museyyeb
58 Hılle
59 Kerbela
60 Hit
61 Fırat
62 Anah
63 El-Kadim
64 Ebu Kemal
65 Meyadin

IRAK DOSYASI /// NECDET BULUZ : Irak parçalanıyor, Barzani’nin gözü Kerkük’te.

NECDET BULUZ

Şu an için Barzani, Amerika’dan “Bağımsız Kürdistan” için yeşil ışık alamadı. Ancak, Barzani’nin Irak üzerinde çeşitli hesaplarının olduğunu söylemeliyiz. Kuzey Irak’ta güçlenen ve neredeyse merkezi hükümetten daha önemli bir konuma gelmek üzere olan Barzani’nin hedefinde her zaman olduğu gibi Kerkük bulunuyor.

Önce Kerkük’teki duruma bakalım ve Barzani’nin bu konuda söylediklerine kulak verelim:

“Kerkük’ün Kürdistan’ın bir parçası olduğundan hiçbir şüphemiz yok. Irak Anayasası’nın 140. maddesine uyarız. Son on yıldır bu maddenin uygulanmasını bekliyoruz. Fakat merkezi hükümetten bu konuda hiçbir ciddiyet göremedik. Bizce Kerkük, Kürdistan’ın bir parçasıdır ve bu konuda konuşmaya gerek yoktur. Eğer, Kerkük’ün yapısı konusunda bir referandum yapılması gerekiyorsa bunun yapılmasında da bir sakınca görmüyorum.”

Doğrudur, Barzani Amerika’nın da desteği ile Kerkük’ün yapısını değiştirdi. Kürtler başta olmak üzere, çeşitli grupları bu topraklara yerleştirdi. Kerkük’teki Türkmenler şu anda azınlık konumuna düşürüldü. Bütün bunlar yapılırken, ne acıdır ki, Türkiye ağırlığını koyamadı, Barzani’nin önüne geçemedi.

Bizi yıllardır PKK belası ile uğraştırdılar. Barzani de PKK’ya destek vererek bizi gerektiği gibi oyalamayı başardı.

Peki, biz ne yaptık? Bu hain Barzani’yi kırmızı halılar üzerinde karşıladık. Devlet töreni ile ağırladık, şımarttık. Kerkük’ü Irak’ın işgalinden bu yana Kürdistan’ın bir parçası olarak gören ve Kerkük’ü tamamen kontrolleri altına alan Barzani, zaman zaman Türkiye’ye de meydan okumuştur.

Başta Kerkük petrolleri olmak üzere, bölgede petrol yataklarını korumakla görevlendirilen Barzani ve peşmergeleri şu anda doğrudan petrol ihraç edemiyor. Ancak, üretilen petrollerden bir miktar komisyon alıyorlar. Bir yerde bölgede Amerika’nın çıkarlarının jandarmalığını Barzani ve peşmergeleri sağlıyor.

Barzani ve Peşmergeleri aynı zamanda bölgede Amerika’nın kara gücü gibi hareket ediyor. Bugüne kadar Amerika’da eğitilen peşmergeler, bölgede Amerika’nın çıkarlarının bekçiliğini de yapmakla görevliler. Barzani’nin bunun yanında İsrail ile olan ilişkilerinin de son derece iyi olduğunu ve Kuzey Irak’ta bazı İsrail’li uzmanlardan da yardım ve destek aldığı biliniyor.
Bu işin Kuzey Irak ve Kerkük kısmı.

Bir de günlerdir Irak’ın parçalanması konusu gündeme oturdu. IŞİD’ın Musul’dan temizlenmesinden sonra Bağdat’ta merkezi hükümetin (Sünnilerin) sıkışıp kalması gerçekleşebilir. Güneyde Şii’ler, Kuzey Irak’ta Kürtler kendi bölgelerinde kalarak Irak’ın fiilen 3 parçaya bölünmesi sağlanmış olacak.

Zaten Irak’ın işgalinden sonra BOP çerçevesinde Irak’ın 3 parçaya bölünmesi gündemde bulunuyordu. Şimdi bu plan tıkır tıkır işliyor. IŞİD bahanesi ile de bu iş bundan sonra daha bir hız kazanacak.

Barzani, Irak’ın 3 parçaya bölünmesi ile ilgili olarak da şu görüşlerini dile getiriyor:

“Açıkçası 2003’te rejimin yıkılmasından sonra, Irak’ın birliğini ve bütünlüğünü biz Kürtler koruduk. Son on yıldır bu işi biz yaptık. Fakat şimdi Irak zaten bariz biçimde dağılıyor. Merkezi hükümet her şeyin üzerindeki kontrolünü kaybediyor. Ordu, polis ve her şey dağılıyor. Şu an IŞİD dediğimiz oluşumun ortaya çıkışına tanık oluyoruz. Ortaya çıkan yeni bir devletle çok uzun bir sınırı paylaşıyoruz. Bu bizim suçumuz değil, Irak’ın çöküşüne biz neden olmadık. Bilinmeyenin esiri olmak istemiyoruz. IŞİD ile mücadelede de Başbakan bizden yardım istemedi. Tersine, yardım teklifimizi reddetti. Biz şu an Kürdistan’ı IŞİD ya da diğer herkesten koruyoruz. Sınıra yaklaşan herkesle savaşırız. Teröristlerle savaşma görevinin icrasında tereddüt etmeyiz. Fakat önümüzde açık bir gelecek olmadıkça ve kapsayıcı bir siyasi çözüm bulunmadıkça savaşmayız. ”

Barzani, Musul’un düşmesi konusunda da zamanın Başbakanı Maliki’yi uyardığını, IŞİD tehlikesini aylardır bildiğini de belirtip, bu konuda da şunları söylüyor:

“Başbakan Maliki’yi uyardım. Musul’un düşmesinden sadece birkaç gün değil, birkaç ay önce de uyardım. Ama uyarımı ciddiye almadı. Bu konuda şahitlerim de var. Sünni bölgelerinde yaşayan halk, merkezi hükümetin politikalarına karşı isyan etti. Yaşanan her şey IŞİD tarafından yapılmadı. Fakat IŞİD bu fırsatı değerlendirip kontrolü ele geçirmek istiyor. Bölge halkı, fırsatı kendileri değerlendirmek istiyordu. Çünkü yaşananlar aslında hükümetin yanlış politikalarına tepkiydi ve terörist organizasyon bu fırsatı değerlendirdi. Halkın öfkesi vardı.

Dolayısıyla, halkın meşru hakları ile teröristlerin başarmak istedikleri arasındaki ayrım önemli.”

Bunları neden yazıyoruz? Barzani, neredeyse hem Irak’ta, hem de bölgede hızlı bir yükseliş içinde bulunuyor. Usta bir oyuncu gibi bazı konularda yönlendirme ve uyarı hizmetlerinde de bulunarak gücünü sağlamlaştırıyor. Yıllardır Barzani’ye destek veren, şımartan Türkiye de buna katkı sağlamış oluyor.

Dikkat edilmesi gereken bir konu da Amerika’nın Barzani ile doğrudan iletişim kurmasıdır. Amerika’da Başkan Obama tarafından ağırlanan Barzani, şimdi Amerikan Dışişleri Bakanı Kerry’yi Erbil’de bekliyor. Kerry’nin Erbil’deki görüşmelere kalabalık bir heyetle katılacağının belirlenmesi, bazı bölgesel konuların ele alınacağını gösteriyor.

Barzani, ana hedefi olarak Kuzey Irak’ta bölgeyi de kapsayacak “Bağımsız Kürdistan” hayalini hayata geçirebilmek için bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da mücadele vereceklerini söylüyor. Biz, bu nedenle Barzani’nin çok iyi takip edilmesi gerektiği görüşündeyiz.

necdetbuluz
necdetes

IRAK DOSYASI : Irak’ta İşgal Sonrası Siyasal Yaşam ve 2010 Parlamento Seçimleri

Irak’ta gal Sonras Siyasal Yaam ve 2010 Parlamento Seimleri.pdf

KÜRT SORUNU DOSYASI : Türkiye-Irak-Bölgesel Kürt Yönetimi Arasında Gelişen İlişkiler ve Nedenleri

Trkiye-Irak-Blgesel Krt Ynetimi Arasnda Gelien likiler ve Nedenleri.pdf

SU-ENERJİ-DOĞALGAZ DOSYASI : TÜRKİYE VE IRAK İLİŞKİLERİNDE SINIRAŞAN SU KAYNAKLARINI N ÖNKOŞUL OLMA DURUMU

TRKYE VE IRAK LKLERNDE SINIRAAN SU KAYNAKLARININ NKOUL OLMA DURUMU.pdf

IRAK DOSYASI : Irak’ta Tikrit Operasyonu ve Sonrası

Bilgay Duman

Araştırmacı, ORSAM

Irak Başbakanı Haydar El-Abadi, 1 Mart’ta Irak’ın Selahaddin vilayetine bağlı Samarra ilçesini ziyaret ederek, IŞİD’in elinde olan Selahaddin’in merkezi ilçesi olan Tikrit’i kurtarma operasyonunun başladığını açıklamıştır. Bu açıklamayla başlatılan Tikrit Operasyonu, hem operasyonun mahiyeti hem de IŞİD’le mücadelenin geleceği açısından farklı dinamikleri bir araya getirmektedir. Tikrit, Musul’un hemen ardından IŞİD tarafından ele geçirilen yerleşim yerlerinden biri olmakla birlikte, Irak haritası göz önüne alındığında hemen hemen Irak’ın merkezinde bulunan ve Kerkük’le birlikte kuzey-güney bağlantı yollarının sınırları içerisinden geçmesiyle son derece stratejik bir konuma sahiptir. Bu nedenle Tikrit’in Irak hükümeti tarafından IŞİD’in elinden alınması, olası bir Musul ve Anbar operasyonu için de hazırlık niteliğinde olacaktır. Nitekim Tikrit operasyonu Gönüllü Savaşçılar olarak da bilinen ve daha çok Şii milis grupların içerisinde yer aldığı Arapça olarak Haşti Şaabi olarak nitelendirilen silahlı birimin yönetiminde yapılmaktadır.

Operasyon merkezi olarak Samarra seçilmiştir. Samarra’nın Tikrit’e ilişkin operasyon merkezi olması dikkat çekmektedir. Samarra, Irak hükümetinin kontrolündeki Tikrit’e bağlı nadir yerlerden biri olmakla birlikte tarihsel önemi ve 2003 sonrası Irak’taki siyaseti şekillendiren ana olayların çıkış noktası olmasıyla da önem kazanmaktadır. Samarra, Şiiler açısından önemli bir yerdir. Samara’da El-Askeri türbesi bulunmaktadır. 2006 yılında El-Kaide, Samarra’daki El-Askeriye Türbesi’ne saldırı düzenlemiş ve Şubat ayındaki bu saldırıdan sonra mezhep çatışmaları başlamıştır. IŞİD de Musul operasyonu ilk başladığında Bağdat, Tikrit, Anbar ve Samarra’ya doğru yönelmiş, bunun üzerin Ayetullah Ali El-Sistani fetva çıkararak, IŞİD’e karşı bütüncül mücadele çağrısı yapmıştır. Nitekim Samarra’ya saldıran IŞİD, gönüllü savaşçıların desteğiyle engellenmiş ve Samarra Irak hükümeti tarafından kontrol altına alınmıştır. Samarra olayı Haşti Şaabileri, Irak’ın gündemine taşımış ve daha görünür hale getirmiştir. Bu nedenle Samarra’nın Tikrit operasyonu için merkez seçilmiş olması manidardır. Operasyonun merkez üssü olarak Samarra seçilerek IŞİD’e karşı psikolojik bir mesaj verildiğini söylemek mümkündür. Diğer tarafta Tikrit’in güneyinde bulunan Samarra’nın Bağdat ve Tikrit’i birbirine bağlayan ana yol güzargahının merkezinde olması, Tikrit operasyonuna verilecek lojistik destek açısından stratejik bir konuma sahiptir. Bu nedenle hem Bağdat’tan Tikrit operasyonuna verilecek destek hem de Haşti Şaabilerin varlığı düşünüldüğünde Samarra ön plana çıkmaktadır.

Öte yandan Tikrit operasyonu Haşti Şaabiler içerisinde Sünni aşiret üyelerinin de operasyona katıldığı ilk büyük operasyon olması açısından da önemlidir. Net olmamakla birlikte Tikrit operasyonuna Haşti Şaabilerle birlikte Irak Ordusu ve Irak Polisi’nin de içerisinde yer aldığı 25-30 bin kişilik bir güç katılmaktadır. Bu güç içerisinde 2.500-3000 kişilik Sünni savaşçı grubunun da yer aldığı bilinmektedir. Hatta IŞİD tarafından kontrol edilen Tikrit’e bağlı Elbu Acil ve El-Alem ilçelerine düzenlenen ve IŞİD’den geri alınan operasyonlarının Irak polisi ve Irak ordusu desteğindeki Sünni savaşçıların öncülüğünde yapıldığı ve kendi bölgelerini kendileri kurtardıkları söylenmektedir. Tikrit’in merkezine yönelik operasyon için de Tikrite bağlı Şirgat, Beyci, El-Alem, Elbu Acil, Dour gibi bölgelerden Sünni savaşçıların operasyona katıldığı ya da katılmaya gönüllüğü olduğu bilinmektedir.

Ancak mevcut durum itibariyle Tikrit merkezine yönelik büyük bir ilerleme sağlanabildiğini söylemek zordur. Tikrit’in çevresinde birkaç gün içerisinde çabuk bir ilerleme sağlayan IŞİD karşıtı güçler, şehir merkezine aynı biçimde girebilmiş değildir. Özellikle IŞİD’in şehre girilebilecek hatlara ciddi miktarda mayın döşediği, bombalı araçlar ve intihar bombacılarıyla saldırı düzenlediği, ayrıca pek çok noktaya keskin nişancıları yerleştirerek şehre girişi engellediği söylenmektedir. Mevcut durum itibariyle koalisyon güçlerinin hava saldırısı yapmamış olmasının, IŞİD’e karşı mücadele eden güçlerin kente girişini yavaşlattığı söylenmektedir. Ancak burada Irak hükümetinin sorumlu davranmaya çalıştığını söylemek mümkündür. Zira IŞİD mensuplarının şehrin içerisinde olması nedeniyle koalisyon güçlerinin yapacağı hava operasyonlarının şehre zarar vereceğini düşünüldüğünde yeni bir Ayn El-Arap (Kobani) ile karşı karşıya kalınmak istenmediği söylenebilir. Ancak karadan harekatın da şimdilik bir çözüm üretemediği görülmektedir.

Öte yandan Tikrit operasyonu, İran’ın Irak’taki varlığını net olarak gün yüzüne çıkartmış, İran ilk kez bir komutanının Tikrit operasyonunu yönetmek üzere Irak’ta bulunduğunu resmen açıklamıştır. İran tarafından yapılan açıklamada bir isim verilmemiş olsa bile bu komutanın Kudüs Ordusu Komutanı Kasım Süleymani olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İran sıradan bir komutanını değil belki Ortadoğu’da son dönemin en popüler ismi olan Kasım Süleymani’nin Irak’taki diğer pek çok operasyonda bizzat görev aldığı pek çok haberde ve sosyal medyada yer almaktadır. Kasım Süleymani, Ortadoğulu bazı akademisyenler ve araştırmacılar tarafından İran’ın “Arabistanlı Lawrence” olarak görülmektedir. Nitekim Kasım Süleymani, artık Ortadoğu’da hemen her bölgede görüldüğü fotoğraflara pek çok yerde rastlamak mümkündür. Kasım Süleymani’nin Suriye’de Esat rejimine destek vermek operasyonlara katıldığı, Lübnan’da Hizbullah’a destek verdiği söylenmektedir. Hatırlanacak olursa İsrail, Hizbullah’ın iki üyesini öldürdüğünde bir tanesi İmad Muğniye’nin oğlu Cihad Muğniye olmuş, Kasım Süleymani de Cihad Muğniye’nin cenazesine katılmış olması dikkat çekmektedir. Bu durum İran’ın bölgedeki etkisini gösterir niteliktedir. Zira IŞİD operasyonları sonrası, İran’ın Irak’taki varlığının hissedilir derece arttığı görülmektedir. Bu nedenle Kasım Süleymani’nin Tikrit operasyonuna katılıyor olması pek çok mesajı da içerisinde barındırmaktadır. Tikrit aslında Irak’ın devrik lideri, Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı ve Sünnilerin özlem duyduğu Saddam Hüseyin’in memleketidir. Saddam Hüseyin’in hem doğum yeri orası hem de mezarı Tikrittedir. Kasım Süleymani 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nda İran tarafında savaşan ve Irak’a karşı mücadele veren bir subaydır.

Şimdi Tikrit’i kurtarma operasyonu İranlı bir generalin de desteğiyle ya da kontrolünde yapılacak olması Sünniler için ve Saddam Hüseyin taraftarları için de ayrı bir mesaj olarak nitelendirilebilir.

Sonuç olarak Tikrit operasyonunun önemi ve başarısı daha sonra yapılması planlanan, Anbar, Havice (Kerkük) ve Musul operasyonları için bir örnek teşkil edebileceği gibi adı anılan bölgelerde IŞİD’e karşı yapılacak operasyonların da kapısını aralayacaktır. Burada Sünni savaşçıların da Haşti Şaabi içerisinde operasyona katılarak vermiş oldukları destek ve gösterdikleri başarı, diğer bölgeler için de önemli olacaktır. Burada esas sıkıntı Haşti Şaabiler içerisinde yer alan Şii milis grupların kontrol ettikleri bölgeleri bölge halkına bırakıp bırakmayacakları ve hem Irak ordusu hem de Irak polisi gücü içerisindeki etnik ve mezhepsel dengenin sağlanıp sağlanmayacağıdır. Tikrit’ten IŞİD’in çıkarılması durumunda Tikrit’in Sünniler için alacağı pozisyon, Sünnilerin diğer bölgelerde Irak hükümetine vereceği yardımın bir örneği olacağı gibi, Sünnilerin beklentilerini karşılamaması durumunda Sünnilerin Irak hükümetinden çekeceği desteğin IŞİD’i güçlendirebileceğini söylemek mümkündür. Bu nedenle Sünnilerin hem siyasi sürece hem de IŞİD’le mücadele sürecine sokulması son derece önemlidir. Irak hükümetinin bu desteğinin sürmesi durumundan yerelden de destek bulan IŞİD’in yerel desteğinin kesilmesi mümkün olabilecektir. Ancak İran’ın sahada fazla görünür olmasının da Sünnileri tedirgin ettiğini söylemek mümkündür. Ayrıca Kürtlerin özellikle Kerkük çevresindeki etkinliği ve bazı Sünni köylerinde kontrol sağlaması da Sünnileri endişeye sevk etmektedir. Bu nedenle IŞİD’e karşı bütüncül bir strateji geliştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Tikrit’te kurulacak bu bütüncül stratejiyle IŞİD’in bölgeden çıkarılması, diğer bölgelerdeki IŞİD’le mücadele kolaylaştırıcı bir rol oynayacaktır.