Etiket arşivi: tayyip erdoğan

GENELKURMAY DOSYASI /// İsmail Hakkı Pekin : Eğer kumpas varsa siyasi sorumlusu Erdoğan’dır

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Pazartesi Konuşmalarının ikinci bölümünde önemli açıklamalarda bulundu. Pekin, ‘Cumhurbaşkanı, MİT Müsteşarı’nın istifasından sonra Silahlı Kuvvetler’le ittifak arayışına girdi. Ama eğer TSK’ya yönelik bir komplo varsa kumpas varsa, bunun siyasî sorumluluğu iktidara aittir. İktidar o hâkimleri, savcıları meslekten ihraç etmekle bu işten kurtulamaz.’ ifadelerini kullandı.

Suriye’ye savaşçı sevk eden emekli tuğgeneral kim?

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral Pekin’in asker-siyaset ilişkileri konusunda ezber bozan bir bakış açıcı var. ‘Kimse bizi eleştirmediği için her şeyi doğru yaptığımızı sanıyoruz.’ diyen Pekin’e göre soğuk savaştan sonra malzeme almak dışında hiçbir şey yapmayan TSK’nın kurumsal anlamda yeniden dizayn edilmesi gerek. Pekin’in Silahlı Kuvvetler’e yönelik eleştirileri bununla sınırlı değil. ‘Uludere’de yanlış istihbarat kimden gelirse gelsin sorumluluk TSK’ya aittir.” diyor. Suriye krizi ve çözüm sürecinde MİT’e biçilen tehlikeli bulan Pekin “İstihbaratın görevi başka bir ülkede harekât yürütmek değildir. Emekli bir tuğgeneral kurduğu şirket aracılığı ile Suriye’ye savaşçı gönderiyor.” sözleriyle de nokta atışı yaptı.

Belki de Silahlı Kuvvetler tarihinin en açık sözlü komutanısınız. TSK’nın kurumsal yapısını çok sert eleştiriyorsunuz. Silah arkadaşlarınızdan tepki gelmiyor mu?

Hayır, silah arkadaşlarımdan olumsuz bir tepki almadım. Sadece bir arkadaşım, bir komutanın ‘şu aşamada bu kadar açık eleştiri yapmamamı’ istediğini söyledi. Emekli bir orgeneralimiz de, bir toplantıda bana, terfilerde komutan eşlerinin etkisi olduğunu söylediğim için “Sana çok kızgınız. Aydınlık gazetesi alıyoruz ama seni okumuyoruz. Vatan Partisi’ne oy vereceğiz ama senin için değil.” dedi. Şu anki komuta kademesiyle de görüştüm, onlardan da olumsuz tepki gelmedi. TSK’nın eleştiriye ihtiyacı var, çünkü kapalı bir toplum. Kimse eleştirilmediği için her yaptığımız şeyi doğru sanıyoruz.

TSK’yı hangi konularda eleştiriyorsunuz? TSK neyi yanlış yaptı ya da yapıyor?

TSK, Soğuk Savaş’tan bu yana malzeme alımı dışında bir şey yapmadı. Bütün dünya orduları değişti ama Silahlı Kuvvetler aynı kaldı. Oysa değişen tehditlere karşı TSK’yı yeni baştan dizayn etmemiz gerekirdi. ‘Daha az maliyetle bu ülkeyi nasıl savunuruz?’ diye uğraşacağımız yerde ülke sorunları ile uğraştık. Oysa ülke sorunlarıyla uğraşmak hükümetlerin, sivil iktidarların işi… Silahlı Kuvvetler çok büyük bir enstrüman, özellikle diplomatik anlamda. Ama Türkiye, şu an bu konumda değil. Silahlı Kuvvetler sadece savaşta kullanılmaz. Bu en son seçenektir. Caydırıcı olursanız, daha az maliyetle hedefe ulaşırsınız. Mesela geminizi bir yerlere gönderir, o varlığınızı bir enstrüman olarak kullanırsınız. Mesela Akdeniz’de denizaltı çok önemlidir, çünkü uzaydan göremezsiniz, gönderirsiniz orada kalır. Ama düşünün ki denizaltılarımızda karaya atılacak füzeler bile yok. Bunlarla uğraşmamız gerekirken başka şeylerle uğraştık.

‘Başka şeylerle uğraştık’ derken siyaseti mi kastediyorsunuz?

Evet, siyaseti kastediyorum. İrtica geliyor dedik, başka şeyler söyledik. Üstelik bunları toplum içinde, bağıra bağıra söyledik. Oysa bunların söyleneceği yerler bellidir. MGK’dır, askerî şûradır, başbakan ve cumhurbaşkanı ile yapılan görüşmelerdir. Şunu görmemiz lazım; bu ülkede yaşayan herkes en az asker kadar bu ülkeyi seviyor.

Bu sözü bir komutanın ağzından duymak çok şaşırtıcı…

Ama gerçekten öyle… Askerin görevi en az maliyetle ülkenin savunmasını en iyi şekilde yapmaktır. Biz bunu yapamadık. Bunu yapamadığımız için bizden hesap sorulması gerekirdi. Mesela ABD’de genelkurmay başkanı çıkıyor, askerî harcamalarla ilgili parlamento komisyonuna hesap veriyor. Bizde de bu harcamaların denetlenmesi, mutlaka kontrol edilmesi gerekir. Ama olmuyor.

Ama TSK sivil denetime karşı çıkıyor…

Çünkü askerle sivil arasında çatışma var. Bu çatışma bizi yanlış yerlere sevk ediyor. Oysa asker sivilin işine karışamaz. Çünkü sivil, siyasete bağlıdır. Ama Silahlı Kuvvetler ne yapar? Karar aşamasında sivil iktidara öneriler sunar. Doğru kararların alınmasını sağlamaya çalışır. Dikkate alınmazsa da istifa edersiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Harp Akademileri’ndeki konuşması ittifak arayışı olarak yorumlandı. Sizce de Erdoğan, askerlerle ittifak mı arıyor?

Cumhurbaşkanı, Harp Akademileri’nde TSK’ya yönelik komplo ve kumpaslardan bahsetti ama bununla kendisini kurtarması mümkün değil. Eğer TSK’ya yönelik bir komplo varsa, kumpas varsa bunun siyasi sorumluluğu kendisine aittir. İktidar o hakimleri, savcıları meslekten ihraç etmekle bu işten kurtulamaz. Cumhurbaşkanı, MİT Müsteşarı’nın istifasından sonra Silahlı Kuvvetler’le ittifak arayışına girdi. Sanıyorum AK Parti içinde de kendisine karşı gruplaşmalar gördü. Bu nedenle yeni ittifaklar aradı.

TSK yıllarca terörle mücadele ve Kürt sorununda en önemli aktördü. Ancak çözüm süreci ve Suriye krizinde devre dışı bırakıldı? Bu iki hayatî dosya neden MİT’te?

Evet maalesef. Bu normal değil. MİT’in yapacağı işler belli. MİT, Suriye’de bir harekât yönetemez. Bir komşu ülkeye MİT aracılığı ile terör ihraç ediyoruz. Üstelik MİT bunu yaparken paralı askerler kullanıyor. O silahların yarın nereye gideceği belli değil.

MİT, Suriyeli muhaliflere silah mı gönderiyor?

Muhaliflerin silahlarının bir kısmı MİT aracılığıyla gidiyor. MİT cihatçı gruplara silah gönderiyor. Katar aracılığı ile kurulan naylon şirketler var. Onlar aracılığı ile IŞİD’e, El Nusra’ya paralı asker sevkiyatı yapılıyor. Türkiye’deki bu şirketlerin tespit edilmesi lazım… Mesela emekli bir tuğgeneralin kurduğu bir şirket Suriye’ye paralı asker gönderiyor. Şirket MİT adına çalışıyor, başka türlü çalışamaz çünkü… Hükümetin buna mani olması lazım ama… MİT’in de bunları takip ediyor olması lazım. Ama bakın bu sevkiyatı ortaya çıkaran TIR savcıları ne oldu?

MİT’in siyasi iktidarla bu kadar yakın olması ülke güvenliği için riskli değil mi?

Risk tabii. MİT Müsteşarı farklı amaçlarla, sanki bir özel elçi gibi kullanıldığı için iktidarın sır küpü oldu. Bu yanlıştır. Çünkü Milli İstihbarat iktidarın değil, ülkenin istihbarat birimidir. Buna rağmen TSK ile MİT arasındaki işbirliği hâlâ sürüyor. MİT Müsteşarı ile genelkurmay istihbarat başkanı çok yakın çalışır. Müsteşar her hafta komutana bilgi verir, başbakan ve cumhurbaşkanına çıkmadan önce. Komutan istihbarat talebinde bulunur.

Asker çözüm sürecinde nerede duruyor? Siz süreci nasıl görüyorsunuz?

Kürt meselesinde de yanlış gidildi. PKK’ya silah bıraktırdıktan sonra siyasi çözüm üretmek, müzakereye öyle başlamak lazımdı… Özerklik taraftarı değilim ama her şey konuşulabilir. Yoksa buradan yürüyelim, olmazsa geri döneriz olmaz. O zaman risk çok büyür, çatışma başlar. Seçimden sonra müzakere sürse bile iktidar vaatlerini tutamaz. Çıta çok yukarıda tutuldu çünkü. Özerklik vaadi bu ülkede çatışma çıkarır. PKK’nın da silah bırakacağı filan yok. PKK, ABD ve Batı ile müttefik oldu. Bu nedenle Batı da çatışma istemiyor çünkü ayağını basacağı başka zemin yok.

Uludere, Kürt sorunu için dönüm noktası oldu? O vahim olaydan sonra operasyonlar durdu ve müzakereler başladı. Sizce ortada bir ihmal mi yoksa kasıt mı var?

Uludere’de Türkiye’ye komplo kuruldu. O bölgeye Predatör’le baktığınızda onların kaçakçı olduğunu görürsünüz. Genelkurmay Karargâhı’nın bu nedenle ateş emri vermemesi gerekirdi. Pilotun kabahati yok çünkü koordinat aşağıda verilir ve yukarıda bir şey görmez. Kaçakçılarla birlikte bölgede PKK’lı Bahoz Erdal’ın da bulunduğu istihbaratının geldiği söyleniyor. Ama bunun için 40 kişiyi öldüremezsiniz. Bölgedeki jandarmaya sorsalar bile onların kaçakçı olduğunu öğrenirlerdi. Hata TSK’nın hatası. Hatayı başka yerde aramaya gerek yok. Yanlış istihbarat MİT’ten ya da ABD’den gelmiş sonraki mesele… Genelkurmay Başkanlığı’ndan emir gelmedikçe Hava Kuvvetleri bir tek uçağı bile havalandırmaz. Uludere dönüm noktası oldu. PKK ile siyasi zemine çekildi. Dağlıca baskını da öyleydi. Böyle bakınca kasıt var gibi görünüyor. Emri verenlerin ne gibi ilişkileri olduğunu araştırmak lazım…

Erbakan ve Demirel dirense 28 Şubat olmazdı

28 Şubat, soğuk savaş sonrası TSK’nın ilk darbe girişimi olarak nitelenebilir mi?

28 Şubat, Silahlı Kuvvetler’le beraber iş çevrelerinin işbirliğiyle hazırlandı. Sadece askerin işi değil. Aslında 28 Şubat’ta rahmetli Erbakan çıksa ve mesela 27 Nisan’da olduğu gibi, ‘kabul etmiyoruz’ deseydi, asker darbe falan yapamazdı. Hiç kimse de sesini çıkartamazdı. Sincan’da tank yürütmekle olmaz bu işler. Darbe yapmak öyle kolay bir şey değil. Eğer o gün Erbakan, Cumhurbaşkanı Demirel’den gereken desteği görseydi ve karşı dursaydı, darbe filan yapılamazdı. Tehdit değerlendirmesini askerler hazırlar ama belgeyi Bakanlar Kurulu imzalar. İsteseler o tehdit değerlendirmesini değiştirebilirlerdi ama olmadı. Çünkü Erbakan’da da, Demirel’de de geçmişten gelen bir asker korkusu vardı. Düşünün 12 Eylül’ün getirdiği çok büyük bir yıkım var. 600 bin kişi yerinden yurdundan edilmiş. Hem Demirel hem de Erbakan daha önce darbeye maruz kalmışlar. Hatta 12 Mart 71’de Erbakan İsviçre’ye gitmiş, oradan getirtilmiş. 12 Eylül’den sonra her ikisi de Zincirbozan’a gönderilmiş. Mağdur edilmiş. Bu yüzden 28 Şubat’ta darbe ihtimali yoktu ama asker korkusu vardı.

‘Asker-millet el ele’ sözü bana uygun değil

Siz ülke sorunlarını siyasete bırakan demokratik bir ordu bakış açısına sahipsiniz. Bu bakış açısı Vatan Partisi’nin çizgisiyle çelişmiyor mu? Burası sizin için doğru adres mi sizce?

Ben Doğu Perinçek ve arkadaşlarıyla hapishanede tanıştım. Daha öncesinden bir sempatim de yoktu. Tanıştıktan sonra büyük bir mücadele içinde olduklarını gördüm. Dava sürecinde bizim arkamızda duran kimse yoktu. En zor zamanlarda yanımda oldular. Annem öldü, onlar yanımdaydı. Şimdi ben de onlara destek veriyorum. Bu kişisel nedenler dışında ülke bütünlüğü, altı ok gibi ortak noktalarımız var. Ama ‘asker millet el ele’ lafları filan bana uygun değil. TSK’ya düşen, kendi görevini yapmaktır. Silahlı Kuvvetler, iktidar olmak için araç değildir.

AK PARTİ DOSYASI : TAYYİP ERDOĞAN HANGİ MADDEDEN YARGILANACAK // / ’Devlete karşı savaşa tahrik’

’Devlete karşı savaşa tahrik’

Türk Ceza Yasasında Suriye’ye karşı işlenen suçların karşılığı olarak, ’Devlete karşı savaşa tahrik’ nitelemesi bulunuyor.

İŞTE O MADDE VE HÜKÜMLER

Madde 304-

(1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik edenveya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul edilir.

(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

‘YABANCI DEVLET ALEYHİNE ASKER TOPLAMA’

Madde 306-

(1) Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.

(3) Fiil, sadece yabancı devletle siyasal ilişkileri bozacak veya Türkiye Devleti veya Türk vatandaşlarını misilleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak nitelikte ise faile iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(4) Siyasal ilişki kesilir veya misilleme meydana gelirseüç yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

http://www.aydinlikgazete.com/politika/devlete-karsi-savasa-tahrik-h70155.html

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : Ulusa Sesleniş – AKP ve Erdoğan Gerçekleri

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=ZLP458-IAfM&feature=em-subs_digest

AK PARTİ DOSYASI /// VİDEO : Erdoğan’ın Paralel Yalanına Arnavut Meclisinden Tarihi Cevap

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=lE4vcRHxnAg&feature=em-subs_digest

SİYASİ DOSYA : MENDERES DÖNEMİ İLE ERDOĞAN DÖNEMİ ARASINDA, NE FARK VAR ?

MENDERES DÖNEMİ İLE ERDOĞAN DÖNEMİ ARASINDA, NE FARK VAR ?

Menderes neden idam edildi?…

Adnan Menderes neyle suçlanmıştı?

1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6 – 7 Eylül Olayları’na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
7- Kırşehir’i haksız olarak ilçe yapmak,
8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek,
9- Tahkikat Komisyonu’nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak,
10- CHP’nin mallarına “haksız” yere el koydurmak gibi nedenlerle. Peki bunlar idam cezası için yeterli mi?

Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat

Menderes de idama karşı mıydı?

Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi.

İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955’te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin’di.

İnfazı, Ankara Samanpazarı’nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi?

Rusya için casusluk yapmak Menderes’in başka suçları yok muydu? Aslında Menderes’in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi.

ABD’nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı’na Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore’de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.

2- 1952’de NATO’nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.

3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.

4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı.

Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı.

5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa’yı destekledi.

6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm ettirdi.

7- “Tahkikat Komisyonu”nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.

8- İsmet İnönü’ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.

9- Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.

10- Hukuk’un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve İlhan Dizdaroğlu ‘görülen lüzum üzerine emekliye sevkedildiler.

Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950’de, Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere ve bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re’sen emekliye sevk etmişti.

1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım.

Erdoğan, Menderes’in ölüm yıldönümü ile ilgili olarak yaptığı konuşmayı Necip Fazıl’dan şiir okuyarak tamamladı.

Ben de Nazım Hikmet’tin bir şiiri ile yazımı tamamlıyorum.

O şiirde belki Menderes’in niçin idam edildiğini de bulabilirsiniz.

KORE’DE ÖLEN BİR YEDEK SUBAYIMIZIN ADINA NAZIM HİKMET’İN MENDERESE YAZDIĞI ŞİİR… DİYET

Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki gözünüzle bakarsınız, iki kurnaz, iki hayın, ve zeytini yağlı iki gözünüzle bakarsınız kürsüden Meclis’e kibirli kibirli ve topraklarına çiftliklerinizin ve çek defterinize. Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki elinizle okşarsınız, iki tombul, iki ak, vıcık vıcık terli iki elinizle okşarsınız pomadalı saçlarınızı, dövizlerinizi, ve memelerini metreslerinizin.

İki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey, iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı, iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower’in, ve bütün kaygınız iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri halkın tekmesinden korumaktır. Benim gözlerimin ikisi de yok.

Benim ellerimin ikisi de yok. Benim bacaklarımın ikisi de yok. Ben yokum. Beni, Üniversiteli yedek subayı, Kore’de harcadınız, Adnan Bey. Elleriniz itti beni ölüme, vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.

Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan ve ben al kan içinde ölürken çığlığımı duymamanız için kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip. Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey, ölüler otomobilden hızlı gider, kör gözlerim, kopuk ellerim, kesik bacaklarımla peşinizdeyim. Diyetimi istiyorum, Adnan Bey, göze göz, ele el, bacağa bacak, diyetimi istiyorum, alacağım da.25 Haziran 1959..

Kaynak:

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=870186926341059&set=a.213726261987132.66059.100000492806238&type=1&theater

AK PARTİ DOSYASI /// Mustafa Mutlu : Eşini, anasını, babasın ı çocuklarını Erdoğan’a feda eden işadamı…

Ethem Sancak, 1958 yılında Siirt’te doğdu. 12 Eylül’den önce solcuydu…

Ama öyle “laf olsun, torba dolsun” solcularından değil, bildiğiniz militandı…

1980’den sonra kurtuluşun sosyalizmde olmadığını anlamış olmalı ki; tüm enerjisini para kazanmaya verdi.

Sıradan dağıtıcı olarak girdiği ilaç sektöründe kısa sürede en büyüklerden biri olmayı başardı.

1993’te Hedef Ecza Deposu’nu kurdu.

Daha fazla para kazanmayı kafaya koyduğu için, AKP’nin iktidar olmasıyla birlikte “hidayete” erdi…

Ne yaptı, etti; Recep Tayyip Erdoğan’ın en yakın çevresine girmeyi başardı.

AKP’nin propagandasını yapabilmek için milyonlarca dolar harcayıp gazete-televizyon sahibi bile oldu.

***

Yetmedi; “Erdoğan’a aşığım” diyen ilk erkek olma unvanına erişti!

Bu “aşk” kısa sürede meyvesini verdi ve işadamı Mehmet Emin Karamehmet’e ait gazeteler, televizyonlar, sanayi kuruluşları TMSF aracılığıyla bu arkadaşa nakledildi!

Bunlardan biri de sanayi devi BMC’ydi…

Sancak, BMC’nin ihalesine “rakipsiz” girdi ve 1 milyar lira değer biçilen dev şirketi, 751 milyona aldı.

Ancak dünkü bir gazeteden öğrendik ki; BMC’nin bu arkadaşa devri bir yıldır yapılmamış…

Bu yüzden de şirketin piyasaya olan 608 milyon liralık borcu, hâlâ TMSF’nin üzerindeymiş ama… Gelirleri Sancak’ın kasasına giriyormuş!

***

Dünkü gazetelerde Ethem Sancak’la ilgili bir haber daha vardı.

Erdoğan’ın memleketi Rize Güneysu’da düzenlenen “Başkanlık Sistemi” konulu bir panele katılmış…

Yanında Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da varmış…

Ethem Bey, konuyu yine Erdoğan’a duyduğu hayranlığa getirip “Ona anam, babam, eşim, çocuklarım feda olsun” demiş…

***

Çok kişi bilmez ama bu arkadaşın işadamlığının ve AKP yöneticiliğinin dışında bir görevi daha var:

Kendisi aynı zamanda, 2010 yılında kurulan İslam ve Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olur!

Şimdi ona soruyorum:

Anayı, babayı, karıyı, çoluğu-çocuğu bir “kul”a feda etmek, dinimizin neresinde var?

Bu, Kuran’ı Kerim’in hangi ayetinde yazıyor?

Onun bu yaptığı, İslam’ın kesinlikle yasakladığı “Allah’a şirk koşma”nın ta kendisi olmuyor mu?

Bırakın dini; bu söylediği şey, geleneklerimize ve ahlakımıza da aykırı değil mi?

***

Allah gerekirse tüm kullarını parasız pulsuz bıraksın; ama…

Neyse…

Bu cümlenin gerisini getirip adamın servetine biraz da ben katkıda bulunmayayım!

Siz nasıl olsa şu anda cümleyi tamamlıyorsunuzdur!

BİTTİLER!

Zekeriya Öz, daha iki yıl önceye kadar bu ülkenin en güçlü isimlerindendi.

Akla hayale gelmeyen iddialarla, sahte oldukları açık olan belgelerle, yalancı tanıklarla açtığı kumpas davalarıyla binlerce yurtseveri tutuklatmıştı.

İktidar tarafından o kadar seviliyordu ki Erdoğan, zırhlı makam arabasını bile ona tahsis etmişti.

Sonuçta öküz öldü, ortaklık bozuldu ve dün savcılar Celal Kara, Muammer Akkaş, Mehmet Yüzgeç ile hakim Süleyman Karaçöl’le birlikte meslekten ihraç edildi.

Görevden alınma nedenleri, iktidara yönelik yolsuzluk operasyanları…

Ancak elbet bir gün “kumpas davaları”ndan da yargılanacaklar ve ben işte o gün, o duruşmaları izlemek için yine adliyeye koşacağım!

GÜNÜN SORUSU

Sezen Aksu sahnelere veda edeceğini açıklamış… Sorum ortaya:

Kürt açılımı konusunda kendisi gibi düşünmeyenleri “iki cihanda da lekeli” ilan ettiği gün, zaten sahnelere veda etmemiş miydi?

KASET ŞANTAJI VE ‘THE END!’

Erdoğan’ın bile dinlendiğini iddia edip polis teşkilatının altını üstüne getiren AKP, seçimler yaklaştıkça yine kasetlere sarılmaya başladı.

Her dönemin şakşakçısı Mehmet Barlas’ın oğlu, havuz medyasındaki bir kanalda program yapıyormuş…

Programına Latif Erdoğan isimli bir yandaş gazeteciyi çıkarmış ve ikisi birden MHP İstanbul Milletvekili Meral Akşener’e hakaret etmeye başlamış…

Hatta Latif Erdoğan, “Akşener, kaseti olan biridir ve şu an esaret altındadır” demiş…

Yani; Akşener’in, çirkin bir kaset yüzünden Fethullah Gülen Cemaati’ne teslim olduğunu söylemiş…

MHP ‘li değilim; Akşener’le de en küçük bir “ideolojik akrabalığım” yok…

Ama bu tür numaralara başvuracak kadar alçalıp bir kadının namusuna dil uzatanlara acıyorum.

***

Ne dersiniz; filmin sonuna geldik galiba…

“Sahipleri”nin durumu bu kadar vahim olmasaydı, bu yandaşlar, böylesine ucuz numaralara başvurmazlardı herhalde…

GÜNÜN İSYANI! (156+18)

Dün imam tam Kenan Evren için helallik istiyordu ki, iki kadının “Haram olsun” diye bağırdıkları duyuldu… İsyanım Abdullah Gül’e:

Eğer 18 gündür sorduğum soruları yanıtlamazsanız, ben de vatandaş olarak size olan hakkımı helal edemeyeceğim!

DİNDARLARIN VE TAYYİP ERDOĞAN’IN İLHAM KAYNAĞI NECİP FAZIL KISAKÜREK’İN GERÇEK YÜZÜ BUDUR !!